Dadağı Oluşumu Duyarlı Davranışlar,Arazi Yangınlarının Önüne Geçilmesinde Önemli Etken Kapadokya takımların gözdesi oldu Gülşehir Tarihi Nevşehir Yerleşim Yerleri Nevşehir'de 15 Köye Kanalizasyon Transit Festival Kapadokya'da Nevşehir'de tarım arazilerinde kuraklık Gülşehir Belediyesi'nden yaz konseri Artvin'den Nevşehir'e 'Gönül Köprüsü' Tahıl üretimi yüzde 40 düştü Alemli köyü Ayhan Köyü Büyük Kışla Köyü İğdeli Kışla Killik Köyü Kuylu Kışla Yeni Yaylacık Göreme Cup Futbol Turnuvası Sona Erdi … Avanos ve Çömlekçilik Peri bacaları nasıl oluştu KAPADOKYA'DA TURİZM Üzüm Pekmezi'nin Faydaları Kız İsteme ve Nişan Yanlız Yöresel Konuşma ÇORBALAR: YEMEKLER : ÇÖMLEK PEYNİRİ: TATLILAR Canlı Nevşehir Türküleri Pekmez,bal ve reçelden daha faydalı Emekliye de mirasçıya da KEY var ÇANAKKALE ŞEHİTLERİMİZ Gezmeye Değer Kapadokya Güzel Köyümüzden Görüntüler Üzüm Üzüm Çekirdeği Acıgöl Avanos Derinkuyu Gülşehir Hacıbektaş Kozaklı Köyümüzün Video Görüntüleri 21 Ağustos’ta Web Sitemizde Ürgüp Köyümüz Camisinden Görünüm Köy İçerisinden Görünüm Köyümüz Mezarlığından Görünüm Köye Gidelim Köyüm Varacağım Yer Köyümdür Köyümüzden Babam Dost Gümüşyazı Köyü Yeşilöz Köyü Ekonomik Durum Video Konumu ORUÇ VE ORUÇLA İLGİLİ BÂZI FIKHÎ KURALLAR DİYABET (ŞEKER HASTALIĞI) KARDEŞLERİME BİR MEKTUP Epilepsi (SARA) Bilişim Teknolojileri… ÇEVREMİZ VE GÖREVLERİMİZ TELEVİZYON VE GETİRDİKLERİ SİNÜZİT...…Bir Nefes Sıhhat… KOLESTEROL KALP KRİZİ (Miyokard İnfarktüsü-mi) Kanser… SAĞLIKLI BESLENME ve KOLESTEROLDEN KORUNMA ÇİZELGESİ Biz Varız Darda Kalınca Neyleyim Sen İhtiyar Ben İhtiyar Yol Üstünde Mezarım YÖNETİM (ASİL) YÖNETİM (YEDEK) DENETİM (ASİL) DENETİM (YEDEK) Gülşehir Köyleri 2007 Nüfusları Bağ Bozumu İftarımıza Bekliyoruz İftarımıza Bekliyoruz Nasırla Başınız Dertte mi? Yedinci İftarda Bir Araya Geldik İftar Görüntüleri 14.09.2008 Mide Kanseri Beslenme ve Diyet KIŞ MEVSİMİ HASTALIKLARI VE KUŞ GRİBİ İki Acı Haberle Sarsıldık HEPATİT C Cami Hangi sözler yemindir? HADİS Sivilcelere Önlem Alın GÜNÜMÜZDE KALP VE DAMAR HASTALIKLARI Bilgisayar Ekranları Gözü Bozar mı? Kurban Bayramı Kalp krizi riski size ne kadar yakın Bu testi çözün, Sağlıklı Saçlar İçin Nevşehir NEVŞEHİR İnternetten Faydalanın Altınok tan Derneğimize Ziyaret YAŞAR ŞAHANGİR YAŞAR ŞAHANGİR'E TEŞEKKÜRLER Camide namazda iken çalan telefonlar Borcu Vaktinde Ödemek, Doğruluktan Ayrılmamak ÖRNEK BİR İNSANI KAYBETTİK Akıl Akıl'dan Üstündür NEFSİNDEN GEÇ ÖYLEGEL DÜŞÜNCENİN ENGELLENMESİ VE BLOKE EDİLMESİ MİSAFİRLİĞİN HİKMET VE EDEBLERİ TÜRKLER'E VİZESİZ AVRUPA MI ? YETİM SOFRASI DOST BULABİLMEK GENÇLİĞİN ÖNEMİ ÇOCUK YETİŞTİRMEDE EBEVEYN TUTUMLARI DADAĞI KÖYÜ DERNEĞİ 1991 - 2009 haberdil1 "

Tahminlere göre köyümüz günümüzdeki yerleşim alanına 1820 yılında konuşlanmıştır. Yaylaya çıktıktan sonra köylerine dönmeyen mamıklar,hacıyusuflar,postalar ve gamber uşağı, isimli dört şahıs, köyümüzün bulunduğu yerde kalırlar. Böylelikle Dadağı Köyü’nün temeli atılır. Bu dört aile günümüzde de köydeki varlıklarını şu biçimde sürdürmektedir. Mamıklar: Günümüzde Kahraman, Sebat ve Karataş soyadını taşımaktadırlar. En büyük dedeleri ise Ömer Bey’in oğlu Molla Salih’tir  Hacıyusuflar: Atalarının ismi Yeni Ali’dir. Günümüzde ise Top, Akkuş ve Yıldırım soy ismini taşımaktadırlar.  Postalar: Ailenin bilinen en eski kişisi ’Hacı Fakı, dır günümüzde ise Derviş Hoca, Kerman, Şahangir, Durum, Karaca, Çelebi, Şenol ve Çelik soyadını taşırlar.

Gamberuşağı: Ailenin atası Mehmet Ağa’dır. Vural, Gönen ve Çalışkan soyadını taşımaktadırlar.   Sonradan Köye İntikal Edenler ·  Alettinler ·  Ali mehmetler ·  Arafalı oğulları ·  Çıtaklar ·  Deli ibrahimler ·  İnce oğulları ·  Kara aliler ·  Kara yakuplar ·  Kadirin uşağı ·  Seyit uşağı ·   Temirler   Bir Başkadır Dadağı  Yurtdışına ilk işçi gönderen köylerden biridir. Her evde bir veya birden fazla yurtdışında çalışanı vardır. Bunlar birkaç kişi dışında köye dönmemişlerdir. Gülşehir ilçesine, ama çoğunlukla Ankara'ya göç vermiştir. Biri Dortmund diğeri Ankara'da olmak üzere aynı isimde birbirinden hukuken bağımsız iki derneği vardır. İnsanları hoşgörülüdür. Yeşilöz-cemel kalesi, hırka dağındaki sarnıç ve kalıntılar, Dadağı köyü tümülüsü kaçak kazılardan evvel devlet ya da yabancı üniversitelerin arkeoloji bölümlerince açılır ise, Kapadokya buraya kadar genişleyebilir. Antik kent ve dağ turizmi şeklinde alternatif bir tatil yöresi olabilir. Gubaca tepesinden köyün manzarası harikadır. Bir şekilde yaşayanların, oraya hasret çekmemesi mümkün değildir.

 

 

 

 " "Nevşehir’de yaz sıcaklarının etkisini artırmasıyla orantılı bir şekilde oldukça yaygın bir şekilde ortaya çıkan arazi yangınlarına karşı alınacak bir dizi tedbirlerin, olası faciaları önlemede önemli bir etken olabileceği belirtildi.Mevsim normallerinin biraz üzerinde seyir eden sıcak hava nedeniyle çeşitli etkenlere bağlı olarak meydana gelen arazi yangınlarına Nevşehir Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü ekipleri kısa sürede müdahalede bulunarak, yangının çevredeki bağ, bahçe,düz arazi ve konutlara kadar sıçramasının da önüne geçiyor. Özellikle hafta sonlarında aileleri ile birlikte yeşil alanlarda piknik yapacak ailelerin arazi yangınlarına karşı oldukça dikkatli davranmaları gerektiğini belirten ilgililer, pikniğin bitiminden itibaren etrafa ateşin sıçrayıp sıçramadığına ve ateşin tam olarak söndürülmesinin, arazi yangınlarının meydana gelmesinin önlenmesinde önemli bir etken olduğunu söyledi. Arazilerde sararan bitkilerin içerisinde çevreye rast gele atılı şişe ve çeşitli cam kırıklarının da arazi yangınlarının meydana gelmesinde önemli bir unsur olduğunu belirten yetkililer, arazilerde güneş ışınları ile direkt temas içerisinde olabilecek şişe ve cam kırıkların arazilerden uzaklaştırılması gerektiğini belirttiler. Sönmemiş sigaraların da yine araziler başta olmak üzere hububat ekili arazilerin hasadı sırası ve sonrasındaki süreçte söndürülmeden atımı ile yangınların çıkışında önemli bir etken olarak gözlemlendiğini belirten ilgililer, arazi ve bağlardaki otların sökümü ve arazi sürülmesinin de bu yöndeki yangınların ortaya çıkmaması için önemli bir mücadele olabileceğini belirtiyorlar. Arazi yangınlarında doğal dengenin sağlanmasında potansiyel bir güç oluşturan toprağa yararlı canlıların yok olmasının da önüne geçilmesi açısından büyük yararlar sağlanabileceğini ifade eden yetkililer, toprağın ana yapısının daha sağlıklı bir sistem mekanizması içerisinde olmasını sağlayan tüm canlıların kısa sürede yok olmasına neden olan arazi yangınları ile herkesin etkin bir mücadele içerisinde olması gerektiği hatırlatmasında bulunuyorlar. " "

Türkiye'nin en önemli turizm merkezlerinden biri olan Kapadokya bölgesi, son yıllarda yerli ve yabancı futbol takımlarının da gözde kamp merkezi haline geldi.

Peribacaları ile ünlü bölgede bulunan oteller, spor tesisleri konusunda ciddi yatırımlar yapmaya başladı.

Her yıl yaklaşık 2 milyon turistin ziyaret ettiği Türkiye'nin gözde turizm merkezlerinden biri olan Kapadokya, kültür turizminin ardından spor turizmi ile tanıştı. Nevşehir il merkezi ve ilçelerinde son yıllarda hızla artan futbol sahası sayısı ile birlikte sezon öncesi kamp için bölgeye gelen yerli ve yabancı takım sayısı da her geçen yıl artıyor.

Geçtiğimiz yıl Turkcell Süper Lig, Bank Asya 1. Lig, TFF 2 ve 3. liglerinden 100'e yakın futbol takımını ağırlayan Kapadokya, bu yılda çok sayıda futbol takımına ev sahipliği yapıyor. Yeni sezona Kapadokya'da hazırlanan futbol takımları, geçtiğimiz yıl Cornerspor, bu yıl da HER-MAK Organizasyon Şirketi tarafından düzenlenen çeşitli futbol turnuvaları ile de hem genç oyuncularını hem de yeni transferlerini görme imkanı yakalıyor.

TEKNİK DREKTÖRLER BÖLGEDEN MEMMUN

Nevşehir'in Avanos ilçesinde yaklaşık 10 gündür yeni sezon hazırlıklarını sürdüren TFF 2. Lig takımlarından Zeytinburnuspor'un tecrübeli hocası Armağan Turan, 18 yıldır çeşitli kulüplerle birlikte kamp yapmak için Türkiye'nin farklı bölgelerine ve yurtdışına gittiğini ancak Kapadokya gibi harika bir bölge görmediğini söyledi.

Kapadokya'nın gerek peribacaları ile süslü doğal görüntüsü ve gerekse de spor tesisleri bakımından geldiği nokta ile dünyanın sayılı kamp merkezlerinden biri olmaya aday olduğunu kaydeden Turan, ""Bunca yıllık spor yaşantımda bu kadar iyi tesis görmedim. Bir kere bölgenin havası ve nem oranı mükemmel. Bunun yanında bölge insanların ve turizmcilerin inanılmaz bir misafirperverliği var. Bizim rahat etmemiz için kaldığımız otelde herkes seferber olmuş durumda. Bundan iyisi artık can sağlığı"" dedi.

Geçtiğimiz sezon Değirmenderespor'un başında yeni sezon hazırlıklarını Kapadokya'da yapan ve bu yıl transfer olduğu yeni takımı Akçaabat Sebatspor ile yeniden Kapadokya'ya gelerek Avanos ilçesinde kamp yapan Teknik Direktör İlker Erdem, bölgeyi Kızılcahamam, Gerede gibi kamp merkezleri ile kıyasladığında, Kapadokya'nın birçok yönden artıları olduğunu vurguladı.

Bölgedeki konaklama ve spor tesislerini 'olağanüstü' olarak değerlendiren Erdem, ""Ben kamp için birçok bölgeye gittim. Her bölgenin kendine göre güzellikleri mevcut, ancak burası çok farklı bir yer. Burada her geçen yıl daha da kaliteli bir spor altyapısı buluyoruz. Ben geçen yıl geldiğim için bu yıl da burayı tercih ettim. Ancak bu bölgeyle tanışmayan daha çok sayıda kulüp var"" diye konuştu.

Akhisar Belediyespor'un hocası Atilla Özcan'da, bu yıl tarihinde ilk kez 2. Lig'de mücadele verecek olan takımını yeni sezona bölgede hazırlayanlardan. Bölgedeki otellerin kendilerine ait futbol sahalarının bulunmasının ve sahaların konaklama tesisleri ile çok yakın olmasının kendileri için büyük bir avantaj olduğunu ifade eden Özcan, ""Biz Avanos ilçesini tercih ettik. Çünkü burada kaldığımız otelin 3 futbol sahası var ve bu sahalar otelin hemen yanı başında. Bizler için bu büyük bir avantaj. Bu kadar kaliteli tesislerin olması, ileriki yıllarda daha çok takımı ağırlayacaktır. Tek eksikliği ise tanıtım. Öyle inanıyorum ki iyi bir tanıtım ile birlikte Avanos ve Kapadokya Avrupa'nın büyük takımlarına da ev sahipliği yapabilir"" şeklinde konuştu.

TURİZMCİLER YENİ YATIRIMLARA HAZIRLANIYOR

20 bini aşkın yatak kapasitesine sahip olan Kapadokya bölgesinde henüz yeni yeni spor turizmi ile tanışan konaklama tesisleri son yıllarda bununla ilgili altyapı çalışmalarına da büyük önem veriyor. Bölgede Nevşehir il merkezinin yanı sıra Avanos, Ürgüp gibi ilçelerle Göreme, Nar gibi turistik beldelerde bulunan birçok otelin artık kendi futbol sahası bulunuyor. Bölgede bu konuda ilk ciddi yatırımı yapan ise Avanos ilçesindeki Avrasya Otel oldu.

Gençlik Spor İl Müdürlüğü'ne ait çim sahaların yanın da nizami ölçülerde kendisine ait ilk futbol sahasını yapan Avrasya Otel'in bugün kendi imkanları ile kurduğu 2 futbol sahası ve 2 antrenman sahası bulunuyor. İlerleyen yıllarda bu konuda daha fazla yatırım yapmayı planladıklarını kaydeden otel ortaklarından Muhsin Hacıgençoğlu, ""Bana göre bölge spor turizmi ile çok geç tanıştı. Keşke bu yatırımları daha önceki yıllarda yapabilseydik. Bugün daha farklı bir durumda olabilirdik. Biz kendi otelimiz de son 4 yıl içerisinde yaklaşık 500 bin YTL dolayında bir yatırım yaptık ve bu halen devam ediyor. Yaptığımız sahaların yanında buraya gelen takımlar için antrenman sahaları, spor salonları gibi tesisler de kuruyoruz. Öyle inanıyorum ki ileride burası daha fazla takım ağırlayacak"" dedi.

Avanos Yıltok Otel Genel Müdürü Harun Çınar'da, bölgeye gelen turist sayısının düştüğü Haziran ve Temmuz aylarında buraya gelen futbol takımlarının tesislerdeki doluluk oranlarına ciddi katkılar yaptığını söyledi. Futbol takımları sayesinde şuanda Avanos ilçesindeki otellerde yaklaşık yüzde 80’lik bir doluluk oranına ulaştıklarını kaydeden Çınar, kültür turizmi ile birlikte Kapadokya’nın spor turizminde de bir marka haline geldiğini vurguladı." "

İlçenin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğuna dair elde kesin belgeler bulunmamaktadır. İlçe merkezinin kuzeyine düşen Civelek Köyü mağarasında bulunan vazolar ve küpler ilçe tarihinin M.Ö.7500-8000 Yıllarına kadar uzandığını gösterir.M.Ö.3000-2000 Yıllarında bu bölgede hüküm süren Hitit uygarlığına ait eserler ilçemizdeki büyük kale ve küçük kale mevkiileri, Ovaören (sivasa beldesi) ve Gökçetoprak köyünde hala gezilebilir durumdadır. Frigyalılar M.Ö.900-800 yıllarında Kapadokya’ ya saldırarak egemenlikleri altına almışlardır. Gülşehir’de bu saldırılardan etkilenmiştir. Frigyalılardan sonra bölgeye Lidyalılar, Medler, Kimmerler, Helenler, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, İranlılar yüzyıllar boyu hüküm sürmüşlerdir.

Bizanslılar döneminde ilçenin isminin Zoropassos olduğu tesbit edilmiştir. Gülşehir M.S. 3 ila 8. Yüzyıllar arasında Kapadokya’nın dini başkenti olarak kalmış ancak, Açıksaray rahiplerinin 8. YY. sonunda başlayan kiliselere resim yapma akımını kabul etmemeleri üzerine bu ünvanı kaybetmiştir.

1071 Yılındaki Malazgirt Zaferinden sonra Kapadokya Selçuklu Türklerinin hakimiyeti altına girmiş ve ilçenin Zoropassos olarak anılan ismi de Arapsun olarak değiştirilmiştir.

14.Yüzyılın tamamıyla 15. Yüzyılın ilkyarısında Anadolu’nun belli başlı ilim merkezleri başında yer alan ilçe 1212 yılında Mengücükoğulları hakimiyeti altına girmiştir. Aynı yüzyıl içerisinde Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat burasını ülkesi hudutları içerisine katmış ve adınıda GÜLŞEHİR olarak değiştirilmiştir. Gülşehir gerçek manadaki gelişimini Osmanlılar zamanında 1. Abdulhamid’in sadrazamlarından Karavezir Seyit Mehmet Paşa’nın memleketine olan düşkünlüğü ve yaptığı yatırımlar ile gerçekleştirmiştir. İlçe o zamana kadar Uçhisar Kasabasına bağlı bir köy iken kaza olmuş, aynı devirde Seyit Mehmet Paşa tarafından 6 çeşme, 1 camii, 1 mektep, 1 medrese, 1 kütüphane, 1 han ve 1 hamam yaptırmıştır. Karavezir Seyit Mehmet Paşa’nın ölümünden sonra ilçe yeniden Arapsun olarak anılmaya başlanmış ancak, 1947 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile resmen GÜLŞEHİR olarak tescil edilmiş ve 1954 yılında da İlçelik ünvanını almıştır.

 

COĞRAFİ YAPISI

 

YERİ : İç Anadolu Bölgesinin orta kısmında yer alır. Nevşehir iline bağlı bir ilçe olup Nevşehir’i Hacıbektaş, Kırşehir ve Ankara’ya bağlayan yol üzerinde kurulmuştur. Arıca Avanos ilçesinin de Hacıbektaş ve Kırşehir irtibatı da ilçemizden geçen karayolu ile sağlanmaktadır.

SINIRLARI : Batıda Aksaray ili Ortaköy ilçesi, güneydoğusunda Nevşehir İl merkezi, Doğusunda Avanos ilçesi, kuzeyinde de Mucur ve Hacıbektaş ilçeleri bulunmaktadır.

 

RAKIM, YÜZÖLÇÜM VE UZAKLIKLAR: Gülşehir ilçesinin denizden yüksekliği 885 metre olup, yüzölçmü 931 km2 dir. Nevşehir’e 19, Avanos’a 24, Derinkuyu’ya 50, Hacıbektaş’a 26, Kozaklı’ya 73, Ürgüp’e 35, Acıgöl’e 40 km Mesafede bulunmaktadır.

İlçenin genel nüfusu 31.664’dür. 5 Kasabanın nüfusu 10.998’dir İlçe Merkezinin nüfusu 9377’dir Köylerimizin toplam nüfusu da 11.289’dur.

İlçede tabii göl olmayıp başlıca akarsu Kızılırmaktır. Bunun dışında dere ve çay kategorisinde birkaç akarsu mevcuttur. Bölükören ve Yalıntaş köylerinde birer sulama göleti bulunmaktadır. Hırka dağının eteklerindeki koruluklar ile son yıllarda gerçekleştirilen Eskiyaylacık köyü orman sahası en önemli ağaçlık bölgeleridir. Alemli ve Dadağı köylerinin bir kısmı da orman sahası içerisindedir. Gümüşyazı köyünde de bir orman oluşturulabilmek amacıyla çalışmalar devam etmektedir. İlçeye genel olarak bakıldığında Nevşehir’in en yeşil bölgelerinden birisi olduğu söylenilebilir.

 

EĞİTİM VE KÜLTÜR DURUMU

 

İlçe tarihindeki eğitim ve kültür faaliyetleri 13.Y.Y.’ın sonlarına kadar uzanır.14.yy.’ın başlarında Konya, Kayseri, Niğde ve Bursa gibi ilim merkezlerinin yanında Gülşehir’de önemli bir konuma gelmiş bu dönemde bağrından yetiştirdiği tasavvuf şairlerinden en ünlüleri olan Şeyh Ahmet GÜLŞEHRİ ve Haca Mesut GÜLŞEHRİ ilçenin eğitim ve kültürüne katkıda bulunmuşlar ve Anadolu birliğinin sağlanmasında büyük rol oynamışlardır. Anadolu Beylikleri kitabı Osmanlı döneminde yine Gülşehir de doğan ve 1. Abdulhamit’in sadrazamı olan Karavezir Silahtar Seyit Mehmet Paşa önemini kaybetmiş küçük bir köy durumuna düşmüş olan ilçeyi imar ettirerek ilk sübyan mektebini açtırmıştır.Cumhuriyet döneminde Karavezir’in yaptırmış olduğu Sübyan mektebi, Karavezir Mektebi ve daha sonra yaptırdığı külliyenin içinde medreseyi açarak halkın eğitimine büyük bir önem verdiğini ortaya koymuştur.1948 yılında da ilçe halkınıngayreti ile ilk defa ortaokul açılmıştır.Son yıllarda hızlı bir gelişme gösteren ilçedeki okul durumu şu şekilde gösterilebilir:

 

İlçe Merkezinde 4, Kasabalarda 5 köylerde ise 22 olmak üzere toplam 31 adet İlköğretim Okulu mevcuttur. İlköğretim okulları 1 ve 2. kademe de 1902 kız,1924 erkek olmak üzere 3826 öğrenci bulunmaktadır. Lise ve dengi okullarda 249 kız, 239 Erkek öğrenci olmak üzere toplam 488 öğrenci bulunmaktadır. İlçe genelinde toplam öğrenci mevcudu 4.377 dir. İlçe genelinde 122. branş öğretmeni, 116 sınıf öğretmeni olmak üzere toplam 244 öğretmen görev yapmaktadır. İlçe genelinde 13 memur, 25 Hizmetli personel görev yapmaktadır. Ayrıca Halkeğitim Merkezi Müdürlüğü, Öğretmen Evi Müdürlüğü ve 2 adet MTSK. Müdürlüğü bulunmaktadır. 9 okul Kaloriferli, 22 okul ise Soba sistemi ile ısıtılmaktadır.

İlçe genelinde öğrenci azlığı nedeniyle Hamzalı, Karahöyük, Yamalı ve Yüksekli Köyü İlköğretim Okulları kapalı bulunmaktadır. Bu köylerdeki öğrenciler taşımalı sistemle öğrenimlerine devam etmektedir. Taşımalı sistemle Civelek, Alemli, dadağı, Yeşilöz, Yeniyaylacık, Gümüşyazı, Yamalı, Yüksekli, Hamzalı, Yakatarla, oğulkaya, Hacıhalilli ,Şahinler,Yeşilyurt Karahöyük, Yeşilli, Kızılkaya, Gülpınar, Gökçetoprak, Yalıntaş, Dadağı, Alemli, Bölükören Köylerindeki 2. kademe öğrenciler taşımalı sistemle öğrenimlerine devam etmektedir. Taşımalı sistemle öğrenim görev öğrenci sayısı 582 dir.

Okulların tamamına ait olmak üzere 17 adet lojman bulunmakta,ve İlçe genelinde öğretmen sıkıntısı yaşanmamaktadır.Bu yıl 25 okul taşımalı sisteme tabidir. Okur yazarlık oranı % 98 civarındadır.Halk Eğitim Merkezince 2001-2002 döneminde 23 kurs açılmış olup, bunlar 1 adet kalorifer ateşçiliği, 23 kursiyerli, 4 Adet Halk oyunları kursu 152 kursiyerli, 2 adet kilim dokumacılığı 39 kursiyerli, iki dönem Bilgisayar kursu 52 kursiyerli, 3 dönem Okuma Yazma Kursu 28 Kursiyerli 4 dönem el sanatları kursu 100 kursiyerli 4 dönem AÇEP kursu 67 kursiyerli, 1 dönem Kümes hayvancılığı 10 kursiyerli, 1 dönem Arıcılık Kursu 15 kursiyerli, 1 dönem Bağlama Kursu 18 kursiyerli olarak sıralanabilir. Bu kurslarda toplam 14 usta öğretici ve öğretmenler görev yapacaktır. ve toplam 504 vatandaş kursa devam etmektedir.

İlçe merkezinde Karavezir adını taşıyan bir Halk kütüphanesi bulunmakta ve burada 1 müdür, l şef, l kütüphaneci, 2 memur ve bir geçici işçi görev yapmaktadır. Kütüphanenin hizmete giriş tarihi 1963’dür. Kütüphane Müdürlüğüne bağlı olarak Tuzköy, Karacaşar ve Gümüşkent Kasabalarında birer kütüphane memurluğu bulunmaktadır. Bunlardan Tuzköy ve Karacaşar’da asil, Gümüşkent’te ise geçici eleman görev yapmaktadır. Abuşağı ise memursuzluktan dolayı kapanmış durumdadır. Karavezir Halk kütüphanesinde 412 si arap harfi olmak üzere toplam 13.337 adet kitap bulunmaktadır.

 

 " "İlçelere Göre Yerleşim Yerleri (Belediye ve Köyler) Merkez İlçe Nevşehir kent merkezini de içine alan merkez ilçeye 9 belediye ve 9 köy bağlıdır. Merkez İlçenin en büyük belediyesi, kent merkezinde kurulu Nevşehir Belediyesi'dir. Diğer belediyeler kasaba olarak bilinen, köyden büyük, şehirden küçük yerleşim alanları üzerinde kurulu belediyelerdir. Bu kasabalar, Çat, Göre, Göreme, Kavak, Kaymaklı, Nar, Uçhisar ve Sulusaray'dır. 1997 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre Merkez ilçenin toplam nüfusu 93144, kent merkezi (Nevşehir Belediyesi'nin kurulu olduğu yerleşim alanı) nüfusu ise 60.305'tir. 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı geçici sonuçlarına göre; ilçenin genel nüfusu 105.965, kent merkezi nüfusu ise 67.968'dir. İki nüfus sayımı arasında geçen süre içerisinde ilçenin genel nüfusu % 14 (12.821 kişi), kent merkezinin (Nevşehir Belediyesi'nin) nüfusu ise % 13 (7.663 kişi) oranında artmıştır. İlçe sınırları içindeki kasaba belediyelerinden Göreme ve Sulusaray Belediyelerindeki küçük bir nüfus azalmasının dışında, belediyelerin nüfuslarında artış olmuştur. Özellikle Kaymaklı Belediyesi'nin nüfusu üç yıl içerisinde % 51 oranında artmıştır. Benzeri bir durum ilçenin köyleri için de gözlenebilmektedir; Basansarnıç ve Çiftlik Köylerinin haricinde tüm köylerde nüfus artışı kaydedilmiştir.                                                                                                                                           Merkez İlçe İçindeki Yerleşim Yerlerinin Hane ve Nüfus Sayıları Yerleşim Yerleri           Hane sayısı       Nüfus                         1997    2000    Artışı (%) Nevşehir Belediyesi      25.100 60.305 67.968 12,7 Çat Belediyesi  750      2.447   2.669   9,1 Göre Belediyesi           690      2.716   2.940   8,2 Göreme Belediyesi       674      2.632   2.584   -1,8 Kavak Belediyesi         628      2.422   2.523   4,2 Kaymaklı Belediyesi     1.468   4.225   6.382   51,1 Nar Belediyesi 1.000   2.774   2.958   6,6 Sulusaray Belediyesi     793      2.344   2.184   -6,8 Uçhisar Belediyesi        2.200   3.658   3.896   6,5 Alacaşar Köyü 205      1.320   1.408   6,7 Balcın Köyü     25        147      176      19,7 Basansarnıç Köyü        140      706      653      -7,5 Boğaz Köyü     200      1.028   1.449   41,0 Çardak Köyü   302      1.915   2.767   44,5 Çiftlik Köyü     200      1.019   895      -12,2 Güvercinlik Köyü         130      675      1.036   53,5 İcik Köyü        320      1.409   1.712   21,5 Özyayla Köyü  293      1.402   1.765   25,9 Merkez İlçe Toplamı    35.118 93.144 105.965           13,8 Acıgöl İlçesi 1914 yılında bucak merkezi, 1952 yılında kasaba olan Acıgöl, 1987 yılında 3392 sayılı kanunla Nevşehir İli'ne bağlı bir ilçe olmuştur. Adı 1926 yılında, yakınında bulunan suyu acı gölden dolayı Acıgöl olarak değiştirilmiştir. Daha önce Acıgöl ""Dabada- Dobada- Topada"" gibi isimlerle anılmıştır. Nevşehir İli'nin batısında yer alan Acıgöl, güneyden Derinkuyu İlçesi ve Aksaray İli, kuzeyde Gülşehir, batıda Aksaray İli ve doğuda Merkez İlçe ile çevrilidir. Nevşehir-Ankara Karayolu üzerinde bulunan Acıgöl İlçesinin merkezi Nevşehir'e 20 km. uzaklıktadır. İlçenin 5 belediyesi (belediyelerden dördü kasaba belediyesidir) ve 8 köyü vardır. İlçe ekonomisi genelde tarıma dayalıdır, hayvancılık da önemli yer tutmaktadır. 1997 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre ilçenin genel nüfusu 22.295, ilçe merkezi nüfusu 5.544'dür. 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı geçici sonuçlarına göre ilçenin genel nüfusu % 10'luk bir artış göstererek 24.529 olmuştur. İlçe merkezinin (Acıgöl Belediyesi'nin) nüfusu ise bu üç yıllık süre içerisinde % 17 (949 kişi) artmıştır. İlçenin mevcut 4 kasaba belediyesinden İnallı ve Tatlarin Belediyelerinin nüfusları % 8 ve % 13 azalırken, Kurugöl Belediyesi % 51, Karapınar Belediyesi % 14'lük bir nüfus artışı kaydetmiştir. Ağıllı ve Bağlıca Köylerinin dışındaki köylerde de nüfus artmıştır. Acıgöl İlçesi İçindeki Yerleşim Yerlerinin Hane ve Nüfus Sayıları Yerleşim Yerleri           Hane Sayısı      Nüfus                         1997    2000    Artışı (%) Acıgöl Belediyesi         2.114   5.544   6.493   17,1 İnallı Belediyesi            610      2.357   2.174   -7,8 Karapınar Belediyesi    625      2.709   3.099   14,4 Kurugöl Belediyesi       586      1.327   1.997   50,5 Tatlarin Belediyesi        690      2.826   2.474   -12,5 Ağıllı Köyü       200      1.387   1.223   -11,8 Bağlıca Köyü   20        109      106      -2,8 Çullar Köyü     57        299      381      27,4 Karacaören Köyü        320      1.651   1.948   18,0 Kozluca Köyü  130      607      793      30,6 Tepeköy          290      1.394   1.534   10,0 Topaç köyü     190      1.341   1.459   8,8 Yuva Köyü      180      744      848      14,0 Acıgöl İlçesi Toplamı    6.012   22.295 24.529 10,0 Avanos İlçesi Selçuklular Döneminde küçük bir köy iken 1888 yılında ilçe olmuştur. 1954 yılına kadar Kırşehir'e bağlı olan ve 1954 yılında Nevşehir'in il olmasından sonra bu ile bağlanan Avanos, Nevşehir'in doğusunda yer alır. Kuzeyinde Kozaklı, güneyinde Ürgüp, batısında Hacıbektaş ve Gülşehir ilçeleri doğusunda Kayseri ve Yozgat illeri bulunmaktadır. Kızılırmak'ın iki yakası üzerine kurulu bir ilçe olan Avanos, Nevşehir il merkezine 20 km. uzaklıktadır. Avanos ilçesinde Avanos Belediyesi hariç 8 kasaba belediyesi ve 11 köy mevcuttur. İlçenin başlıca geçim kaynakları ilçe merkezinde halıcılık, çömlekçilik, mermercilik, sebzecilik; köylerde ise tarım ve hayvancılıktır. 1997 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre ilçenin genel nüfusu 54.730, ilçe merkezinin nüfusu 14.483'tür. 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı geçici sonuçlarına göre ise ilçenin genel nüfusu 43.709, ilçe merkezinin nüfusu ise 11.983'tür. İki nüfus sayımı arasındaki üç yılda Avanos'un genel nüfusu 11.021 kişi (yaklaşık % 20) azalmıştır. Nevşehir'in tüm ilçeleri içinde sadece Avanos'ta görülen nüfus sayısındaki bu azalma, sadece doğum oranının ölüm oranından az olmaya başlamasıyla değil, yaşanan iç göç hareketiyle de açıklanabilir. Diğer ilçelerde, sadece köy ve kasaba belediyelerinin bazılarında gerçekleşen nüfus azalması Avanos'ta ilçe merkezinde (Avanos Belediyesi'nde) de azımsanmayacak bir oranla (% 17) yaşanmıştır. Avanos İlçesindeki 9 belediyeden sadece Sarılar Belediyesi'nin nüfusunda (% 9'luk) bir artış söz konusudur. Özellikle Topaklı, Özkonak ve Göynük belediyelerinin nüfusları önemli ölçüde azalmıştır. Avanos'un 11 köyünün dördünde nüfus azalırken diğer köylerde farklı oranlarda nüfus artışı kaydedilmiştir. Nüfusu en çok artan köy ise Altıpmar (% 67'lik artış) ve Çavuşin (% 31 'lik artış) köyleridir. Avanos İlçesi İçindeki Yerleşim Yerlerinin Hane ve Nüfus Sayıları Yerleşim Yerleri           Hane sayısı       Nüfus                         1997    2000    Artışı (%) Avanos Belediyesi        4.513   14.483 11.983 -17,3 Akarca Belediyesi        425      2.984   2.264   -24,1 Çalış Belediyesi            907      3.997   3.093   -22,6 Göynük Belediyesi       675      3.356   2.207   -34,2 Kalaba Belediyesi        2.384   6.642   5.503   -17,1 Mahmatlar Belediyesi   650      2.376   2.270   -4,5 Özkonak Belediyesi     2.000   8.155   4.702   -42,3 Sarılar Belediyesi         751      3.878   4.222   8,9 Topaklı Belediyesi        650      3.869   2.126   -45,1 Aktepe Köyü   34        100      115      15,0 Altıpınar Köyü 116      255      425      66,7 Bozca Köyü     450      746      757      1,5 Büyükayhan Köyü       202      825      884      7,2 Çavuşin Köyü  184      600      787      31,2 İğdelikışla Köyü           136      640      592      -7,5 Karacauşağı Köyü       65        246      256      4,1 Kuyulukışla Köyü        26        84        78        -7,1 Küçükayhan Köyü       155      576      510      -11,5 Paşah Köyü     135      689      655      -4,9 Üçkuyu Köyü  100      229      280      22,3 Avanos İlçesi Toplamı  14.558 54.730 43.709 -20,1 Derinkuyu İlçesi 1927 yılında bucak merkezi, 1930 yılında kasaba olan Derinkuyu, 1960 yılında Nevşehir'e bağlı bir ilçe olmuştur. İlk adı ""Melegobi""dir. Hitit ya da Kapadokya dilinde ""zor geçim"" anlamına gelen bir isimdir. Bugünkü adının Derinkuyu olmasının nedeni ise halkın içme ve kullanma suyunu 60-70 m. derinlikteki kuyulardan temin etmesidir. Nevşehir İli'nin güneyinde yer alan Derinkuyu, güneyde Niğde ve Kayseri illeri, doğuda Ürgüp ile çevrilidir. Nevşehir-Niğde Karayolu üzerinde yer alan ilçe, Nevşehir'e 30 km. uzaklıktadır. Derinkuyu İlçesi’nde bir ilçe belediyesi, 2 kasaba belediyesi ve 6 köy bulunmaktadır. İlçe ekonomisi genelde tarım ağırlıklıdır. Tarımsal alanda hububat ve patates ekimi önemli bir yer tutmaktadır. 1997 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre Derinkuyu İlçesi'nin genel nüfusu 19.371, ilçe merkezinin nüfusu ise 8.857'dir. 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı geçici sonuçlarına göre ilçenin genel nüfusu 25.149; ilçe merkezinin nüfusu ise 11.203'tür. İki nüfus sayımı arasında geçen 3 yıllık sürede ilçenin genel nüfusu 5.778 kişi (% 30 civarında) artış göstermiştir. İlçede, nüfusunda azalma olan yerleşim yeri olmadığı gibi bazı köylerin nüfusları çok hızlı artmıştır; örneğin Güneyce Köyünün nüfusu üç yıl içerisinde % 158 oranında artış göstermiştir. Derinkuyu İlçesi İçindeki Yerleşim Yerlerinin Hane ve Nüfus Sayıları Yerleşim Yerleri           Hane sayısı       Nüfus                         1997    2000    Artışı (%) Derinkuyu Belediyesi    2.144   8.857   11.203 26,5 Suvermez Belediyesi    855      1.977   2.610   32,0 Yazıhöyük Belediyesi   700      2.733   3.635   33,0 Çakıllı Köyü     245      1.204   1.314   9,1 Doğalar Köyü  210      938      1.069   14,0 Güneyce Köyü 70        320      825      157,8 Kuyulutatlar Köyü        280      1.286   2.021   57,2 Özlüce Köyü    250      1.335   1.527   14,4 Til Köy            210      721      945      31,1 Derinkuyu İlçesi Toplamı          4.964   19.371 25.149 29,8 Gülşehir İlçesi Gülşehir, 1209 tarihinde Mengücükoğulları hakimiyetinde iken, Selçuklular tarafından işgal edilmiş ve ""Arapsun"" olan adı da o tarihte Gülşehir olarak değiştirilmiştir. Gülşehir ilçesi, güneyde Nevşehir, kuzeyde Hacıbektaş, doğuda Avanos ve Merkez ilçeler, batıda Kırşehir ve Aksaray illeriyle çevrilidir. Gülşehir ilçesinin Nevşehir kent merkezine uzaklığı 18 km. dir. İlçenin bir bucak, 5 kasaba belediyesi ve 28 köyü vardır. İlçede temel geçim kaynağı tarımdır. 1997 Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre İlçenin genel nüfusu 27.998, ilçe merkezi nüfusu ise 8.570'dir. 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı geçici sonuçlarına göre Gülşehir İlçesinin genel nüfusu 33.411, ilçe merkezi nüfusu ise 10.176'dır. İki nüfus sayımı arasında Gülşehir nüfusuna 5.413 kişi daha eklenmiştir. Hem ilçe merkezinde hem de ilçe genelinde % 19'luk bir nüfus artışı gerçekleşmiştir. Nüfus sayısı açısından bazı köylerde nüfus azalması yaşanırken, belediyelerin tümünde nüfus artışı olmuş, özellikle Gümüşkent ve Tuzköy Belediyelerinin nüfusları önemli ölçüde artmıştır. Gülşehir İlçesi İçindeki Yerleşim Yerlerinin Hane ve Nüfus Sayıları Yerleşim Yerleri           Hane sayısı       Nüfus                         1997    2000    Artışı (%) Gülşehir Belediyesi       1.980   8.570   10.176 18,7 Abuşağı Belediyesi       480      1.672   2.225   33,1 Gümüşkent Belediyesi  400      1.273   2.279   79,0 Karacaşar Belediyesi   560      2.239   2.669   19,2 Ovaören Belediyesi      460      1.095   1.486   35,7 Tuzköy Belediyesi        652      2.152   3.301   53,4 Alemli Köyü     63        90        88        -2,2 Alkan Köyü     41        167      188      12,6 Bölükören Köyü          47        258      321      24,4 Civelek Köyü   77        382      366      -4,2 Dadağı Köyü   96        243      237      -2,5 Eğrikuyu Köyü 100      439      399      -9,1 Emmiler Köyü  101      432      454      5,1 Eskiyaylacık Köyü       190      594      552      -7,1 Fakuşağı Köyü 189      700      655      -6,4 Gökçetoprak Köyü      79        530      545      2,8 Gülpınar Köyü 107      353      348      -1,4 Gümüşyazı Köyü          63        295      241      -18,3 Hacıhalilli Köyü            119      355      376      5,9 Hacılar Köyü   107      285      275      -3,5 Hamzalı Köyü  54        187      190      1,6 Karahöyük Köyü         27        88        72        -18,2 Kızılkaya Köyü            100      488      582      19,3 Oğulkaya Köyü           63        286      344      20,3 Şahinler Köyü  196      693      722      4,2 Terlemez Köyü            199      965      1.023   6,0 Yakatarla Köyü           66        311      327      5,1 Yamalı Köyü    20        77        85        10,4 Yalıntaş Köyü  102      408      441      8,1 Yeniyaylacık Köyü       207      695      727      4,6 Yeşilöz Köyü   167      558      673      20,6 Yeşilli Köyü     78        313      318      1,6 Yeşilyurt Köyü 107      334      316      -5,4 Yüksekli Köyü 170      471      410      -13,0 Gülşehir ilçesi Toplamı  6.107   27.998 33.411 19,3 Hacıbektaş İlçesi 1270 yılında Hacıbektaş-i Veli'nin buraya yerleşmesiyle bir yerleşim birimi haline gelmiştir. 1541 yılma kadar Niğde İline bağlı bir köy iken, 1854 yılında belediye teşkilatını kurarak Kırşehir'e bağlanmış, 1948 yılında Kırşehir'in bir ilçesi haline getirilmiş, 1954 yılında Nevşehir'in il olmasıyla Hacıbektaş bir ilçe olarak Nevşehir'e bağlanmıştır. Hacıbektaş ilçesinin Nevşehir il merkezine uzaklığı 47 km.dir. Hacıbektaş'ın bir ilçe belediyesi, 2 kasaba belediyesi ve 28 köyü vardır. İlçe ekonomisi genelde tahıl ağırlıklı tarıma dayalıdır. 1997 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre ilçenin genel nüfusu 17.587, ilçe merkezi nüfusu ise 5.866'dır. 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı geçici sonuçlarına göre Hacıbektaş ilçesinin genel nüfusu 20.915, ilçe merkezi nüfusu ise 8.684'tür. İki nüfus sayımı arasında geçen üç yıllık sürede, Hacıbektaş'ın nüfusu 3.328 kişi artmıştır. İlçe genelindeki bu % 19'luk nüfus artışının yanında, bazı köylerde de nüfusun çok az arttığı, hatta azaldığı da gözlenebilmektedir. Hacıbektaş İlçesi İçindeki Yerleşim Yerlerinin Hane ve Nüfus Sayıları Yerleşim Yerleri           Hane sayısı       Nüfus                         1997    2000    Artışı (%) Hacıbektaş Belediyesi  2.000   5.866   8.684   48,0 Karaburna Belediyesi   740      1.740   2.292   31,7 Kızılağıl Belediyesi       560      2.351   2.066   -12,1 Akçataş Köyü  80        98        107      9,2 Anapınar Köyü            20        75        73        -2,7 Aşağıbarak Köyü         290      318      334      5,0 Aşıklar Köyü   47        63        84        33,3 Avuç Köy        180      334      422      26,3 Başköy            40        158      173      9,5 Belbarak Köyü            80        169      197      16,6 Büyükburunağıl Köyü   145      350      426      21,7 Büyükkışla Köyü         35        104      115      10,6 Çiğdem Köyü  100      226      240      6,2 Çivril Köyü      20        80        54        -32,5 Hasanlar Köyü 145      439      491      11,8 Hıdırlar Köyü   40        153      157      2,6 İlicek Köyü      140      399      302      -24,3 Karaburç Köyü           70        169      189      11,8 Kayaaltı Köyü  200      388      640      64,9 Karaova Köyü 60        178      213      19,7 Kayı Köyü       25        77        59        -23,4 Killik Köyü      52        134      144      7,5 Kisecik Köyü   40        141      135      -4,3 Köşektaş Köyü           240      2.358   2.023   -14,2 Kütükçü Köyü 28        66        64        -3,0 Mikail Köyü     60        113      146      29,2 Sadık Köyü     120      412      423      2,7 H. Tepesidelik Köyü    68        223      208      -6,7 Yenice Köyü    115      192      216      12,5 Yeniyapan Köyü          35        108      116      7,4 Yurtyeri Köyü  18        105      122      16,2 Hacıbektaş İlçesi Toplamı        5.793   17.587 20.915 18,9 Kozaklı İlçesi 1954 yılında Hamamorta ve Kozaklı Köylerinin birleştirilmesinden meydana gelen bir ilçedir. İç Anadolu Bölgesinin Orta Kızılırmak bölümünde yer alır. İlçe, doğuda Boğazlıyan, güneyde Hacıbektaş ve Avanos, batıda Mucur, kuzeyde Şefaatli ilçeleriyle çevrilidir. Kozaklı'nın Nevşehir il merkezine uzaklığı 100 km.dir. İlçenin bir bucak, 5 kasaba ve 24 köyü vardır. İlçe ekonomisi genelde tahıl, şekerpancarı ve ayçiçek ağırlıklı tarıma dayalıdır. 1997 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre ilçenin genel nüfusu 19.523, ilçe merkezinin nüfusu ise 6.867'dir. 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı geçici sonuçlarına göre Kozaklı'nın genel nüfusu 24.864, ilçe merkezi nüfusu ise 7.742'dir. İki nüfus sayımı arasındaki üç yıl içinde % 27'lik bir artışla nüfusa 5.341 kişi eklenmiştir. Bu nüfus artışı içerisinde Kanlıca belediyesi % 124 artış oranıyla nüfusunu ikiye katlamış, Kalecik belediyesi de % 65'lik bir nüfus artışı kaydetmiştir. İlçedeki 7 köyün nüfusunda azalma olurken, 19 Mart 2001 tarihinde Kırşehir'e bağlanan Kuşaklı Köyü, ilçenin nüfusu en çok artan köyü durumundaydı. Kozaklı İlçesi İçindeki Yerleşim Yerlerinin Hane ve Nüfus Sayıları Yerleşim Yerleri           Hane sayısı       Nüfus                         1997    2000    Artışı (%) Kozaklı Belediyesi       2.185   6.867   7.742   12,7 Kanlıca Belediyesi        510      1.505   3.377   124,4 Karahasanlı Belediyesi 655      2.016   3.070   52,3 Karasenir Belediyesi    230      1.705   1.719   0,8 Kalecik Belediyesi       400      999      1.643   64,5 Abdi Köyü       47        335      457      36,4 Akpınar Köyü  46        749      770      2,8 Ayılı Köyü       35        90        98        8,9 Bayramuşağı Köyü       49        216      206      -4,6 Belekli Köyü    56        192      266      38,5 Boğaziçi Köyü 40        323      395      22,3 Büyükyağh Köyü         140      128      138      7,8 Çağsak Köyü   35        195      181      -7,2 Çayiçi Köyü     165      1.258   1.352   7,5 Doyduk Köyü  66        237      363      53,2 Dörtyol Köyü   66        403      443      9,9 Gerce Köyü     37        176      225      27,8 Hacıfakıh Köyü            48        90        86        -4,4 Hızıruşağı Köyü           52        91        101      11,0 İmran Köyü     31        191      157      -17,8 Kapaklı Köyü  31        125      175      40,0 Kaşkışla Köyü 45        147      145      -1,4 Kuruağıl Köyü 6          97        104      7,2 Küçükyağlı Köyü         80        44        31        -29,5 Küllüce Köyü   50        310      359      15,8 Merdanali Köyü           22        29        26        -10,3 Özce Köyü      71        199      222      11,6 Taşlıhöyük Köyü          79        179      196      9,5 Yassıca Köyü  35        493      594      20,5 Kozaklı İlçesi Toplamı  5.312   19.389 24.641 27,4 Ürgüp İlçesi Ürgüp, Osmanlı İmparatorluğu döneminde önce Niğde'ye sonra Konya'ya bağlı bir Kadılık Merkezi olmuştur. Damat İbrahim Paşa'nın sadrazamlığı zamanında Kadılık Nevşehir'e alınmış ise de Lale Devri sonunda tekrar Niğde'ye bağlanmıştır. 1935 yılında Ürgüp bir ilçe olarak Kayseri'ye bağlanmış, 1954 yılında Nevşehir il statüsünü kazandığında, Nevşehir'in ilçesi haline getirilmiştir. İlçe, doğuda Kayseri'nin İncesu ilçesi, batısında Nevşehir Merkez İlçe, kuzeyinde Avanos ve güneyinde Kayseri'nin Yeşilhisar ilçesi ile çevrilidir. Nevşehir İl merkezine uzaklığı 20 km.dir. İlçenin 4 kasabası, 21 köyü vardır. İlçe ekonomisi bağcılık ve patates ağırlıklı tarıma dayalıdır. 1997 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre ilçenin genel nüfusu 33.220, ilçe merkezi nüfusu 13.321 'dir. 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı geçici sonuçlarına göre İlçenin genel nüfusu 37.953, ilçe merkezi nüfusu ise 14.502 kişidir. 1997-2000 yılları arasında ilçe nüfusuna 4.733 kişi daha katılmıştır. Aksalur Belediyesi'nde % 7 nüfus azalmasına karşın, diğer kasaba belediyelerinde %7 ile %31 arasında nüfus artışı gerçekleşmiştir. İbrahimpaşa, Karain ve Karakaya köylerinde % 2 ile % 35 arasında nüfus azalması, diğer köylerde ise nüfus artışı görülmektedir. Ürgüp İlçesi İçindeki Yerleşim Yerlerinin Hane ve Nüfus Sayıları Yerleşim Yerleri           Hane sayısı       Nüfus                         1997    2000    Artışı (%) Ürgüp Belediyesi          4.255   13.321 14.502 8,9 Aksalur Belediyesi       615      2.059   1.908   -7,3 Başdere Belediyesi       700      1.790   1.944   8,6 Mustafapaşa Belediyesi            550      1.377   1.808   31,3 Ortahisar Belediyesi     1.400   3.356   3.936   17,3 Akçaören Köyü           155      355      414      16,6 Akköy Köyü    110      237      253      6,8 Ayvalı Köyü     345      858      957      11,5 Bahçeli Köyü   227      943      998      5,8 Boyalı Köyü     67        162      182      12,3 Cemil Köy       144      310      331      6,8 Çökek Köyü    112      369      391      6,0 Demirtaş Köyü 40        97        110      13,4 İbrahimpaşa Köyü       320      1.633   1.066   -34,7 lltaş Köyü        71        156      178      14,1 Karacaören Köyü        150      297      295      -0,7 Karain Köyü    148      274      269      -1,8 Karakaya Köyü           150      473      453      -4,2 Karlık Köyü     150      288      318      10,4 Mazı Köy        220      1.392   2.800   101,1 Sarihidir Köyü  236      587      682      16,2 Sofular Köyü   250      624      679      8,8 Şahinefendi Köyü         200      588      1.416   140,8 Taşkmpaşa Köyü         221      669      973      45,4 Ulaşlı Köyü      175      614      636      3,6 Yeşilöz Köyü   150      391      454      16,1 Ürgüp İlçesi Toplamı    11.161 33.220 37.953 14,2 Yerleşim Yerlerinin Eski İsimleri Nevşehir, Anadolu'da yer aldığı konumda tarih boyunca farklı dönemlerde farklı isimlerle tanınmıştır. Tablo 14'de Nevşehir yerleşimlerinin eski isimleri denk düştüğü dönemlere göre verilmektedir. Böylece, örneğin Avanos, Asurlar döneminde Venessa-Nenessa ismiyle anılırken, Selçuklu-Osmanlı döneminde Enes-Evenez-Uvenez olarak adlandırılmıştır. Göreme'ye Helenler döneminde Matiene-Maçan denirken; Selçuklu-Osmanlı döneminde Avcılar denmiştir. Kozaklı'nın Osmanlı dönemindeki adı ise, Hamamorta'dır. Yerleşimlerin Eski İsimleri Avanos            Venessa-Nenessa (Asurlar dönemi) Zu-vinessa (Hititler dönemi) Enes-Evenez, Uvenez (Selçuklu-Osmanlı dönemi) Derinkuyu        Melengübü, Malakouba (Arapça) Göreme           Matiene, Maçan (Helenler dönemi) Avcılar (Selçuklu, Osmanlı dönemi) Gülşehir           Zarapassos (Bizans) Arapsun (Selçuklu-Osmanlı dönemleri- halen kullanımdadır) Güzelyurt         Gelveri (Helenler dönemi) Kaymaklı         Enegobi (Bizans dönemi), Kozaklı            Hamamorta (Osmanlı dönemi) Kızılırmak        Halys (Antik Dönem) Melendiz          Malandosa (Arapça) Nevşehir          Nissa (Antik dönem), Soandos (Bizans dönemi), Muşkara (Osmanlı dönemi) Özkonak          Genezin (Selçuklu dönemi) Ürgüp  Assiana-Osiana, Hagios Prokopios (Helenler dönemi), Başhisar (Selçuklular dönemi) Burgut Kalesi (Osmanlılar dönemi)" "Nevşehir'de kanalizasyonu bulunmayan 15 köyde sürdürülen çalışmalar yıl sonunda tamamlanacak     Nevşehir'de kanalizasyonu bulunmayan 15 köyde sürdürülen çalışmalar yıl sonunda tamamlanacak. Nevşehir İl Özel İdare Genel Sekreteri Ahmet Belada, yaptığı açıklamada, Nevşehir'de halen kanalizasyonu bulunmayan 60 köyün olduğunu söyledi. Belada, köylerdeki kanalizasyon sorununun çözümü için 2007 yılı başında başlattıkları çalışmalar neticesinde, merkeze bağlı İcik ve Çiftlik, Gülşehir ilçesine bağlı Dadağı, Hacılar, Yeşilyurt, Emmiler, Oğulkaya, Hamzalı ve Şahinler, Hacıbektaş ilçesine bağlı Belbarak, Mikail ve Yurtyeri ile Ürgüp ilçesine bağlı İltaş, Demirtaş ve Karakaya köylerinin kanalizasyonlarının tamamlanma aşamasına geldiğini belirtti. Yapılan çalışmaların tamamına yakın bir kısmının İl Özel İdare kaynakları ile gerçekleştirildiğini vurgulayan Genel Sekreter Ahmet Belada, ""Bir yıl içerisinde 15 köyün kanalizasyon sorununun çözümü Nevşehir tarihinde bir ilk olsa gerek. Sene başında 60 olan kanalizasyonu olmayan köy sayısını böylece 45'e düşürdük. Amacımız kanalizasyonu bulunmayan köyün kalmaması. Bunun için önümüzdeki yıllarda da bu çalışmamızı belli plan ve programlar ölçüsünde sürdüreceğiz"" dedi." "

Avrupalı ve Ortadoğulu aktör, müzisyen ve dansçıların katılımıyla gerçekleştirilen Transit Festival, İstanbul'un ardından Kapadokya'ya taşındı. Festival kapsamında sanatçıların trafikte yaptığı gösteri hem araç sürücüleri hem de vatandaşlardan büyük ilgi gördü.

Bu yıl 3.'sü yapılan ve İstanbul'un ardından ilk kez Kapadokya'ya taşınan Transit Festival kapsamında; Bulgaristan, İspanya, Norveç, İsrail, Türkiye, ABD, Fransa ve İtalya'dan gelen 17 dansçı, müzisyen ve aktör çeşitli gösteriler sunuyor. Nevşehir'in önemli turizm merkezlerinden biri olan Uçhisar'ın ev sahipliği yaptığı festivalde, sanatçıların farklı mekanlarda yaptıkları gösteriler büyük beğeni topluyor. Son olarak kasaba içerisinde trafiğe açık bir alanda gösteri yapan sanatçılar, yoldan geçen araç
sürücülerinin şaşkın bakışları arasında hem turistleri hem de kasaba halkını eğlendirmeye çalıştı. Zaman zaman araç sürücülerinin ve kasaba halkının da eşlik ettiği gösteriler, hafta sonuna kadar devam edecek. Festival Koordinatörü Türk sanatçı Defne Erdur Bekdik, festivalin amacının farklı altyapılardan ve birikimlerden gelen artist ve izleyicileri doğaçlama pratiği ve performans sanatları içerisinde dans, müzik ve görsel sanatlar yoluyla bir araya getirmek olduğunu söyledi.

Bekdik, ""Bu yıl vurgumuz doğaçlama pratiğinin performatif yönünde. Sanatçıların işbirliği yapabilmesi için yeni alanlar açmaya çalışırken, bir yandan da yeni bir izleyici kitlesine çağdaş gösteri sanatlarına doğru bir açılım sunuyor olacağız"" dedi.
Festivalin Fransız sanat direktörü Yanael Plumet ise, ""Burada enteresan olan, sanatımızı yaparken bizi izleyen halkın katılımı ve desteği. Biz bir performans gerçekleştirirken onlar da varlıkları ile bize destek oluyor. Bu bizim için çok enteresan ve çok güzel"" diye konuştu." "

Nevşehir Ziraat Odası Başkanı Recep Tunç, Nevşehir il merkezinin yanı sıra Derinkuyu ve Kozaklı ilçelerinde, kuraklık desteklemesinde faydalanamayan çok sayıda çiftçi olduğunu söyledi.
Ziraat Odası Başkanı Recep Tunç yaptığı açıklamada, son yıllarda küresel ısınma ile birlikte tarım arazilerinde yaşanan kuraklık sebebiyle Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından çiftçiler için 'Kuraklık Desteği Hibe Ödemesi'nin gerçekleştirildiğini hatırlattı. Bununla ilgili olarak tarım arazilerindeki tespit çalışmalarının il ve ilçe tarım müdürlükleri aracılığıyla yapıldığını kaydeden Tunç, Nevşehir'de kuraklık desteğinden faydalanamayan çok sayıda çiftçinin bulunduğuna dikkat çekti. Nevşehir il merkezinin yanı sıra Derinkuyu ve Kozaklı ilçelerindeki tarım arazilerinin sulu tarım alanı görünmesi nedeniyle kuraklık tespit çalışması kapsamında yer almadığını, buna karşın bu bölgelerdeki tarım arazilerinin kuraklıktan önemli derece etkilendiğini vurgulayan Recep Tunç, ""2008 yılında yapılan tespitlerde Nevşehir'in bazı ilçelerinin kuraklıktan zarar görmediği belirtilse de bu ilçelerimize bağlı köylerde çok sayıda çiftçimiz kuraklıktan zarar gördü. Geçtiğimiz günlerde bu bölgede yapılan bir hasad da dekarda 60 kilogram ekin biçildi. Buradan almamız gereken, geçmiş yıllara ait ortalama rakam 300 kilogram. Ama ne yazık ki şuanda 30-60 veya 100 kilogram dolayında ürün almaktayız"" dedi.
"

Nevşehir'in Gülşehir ilçesinde düzenlenen halk konserinde vatandaşlar doyasıya eğlendiler.

Gülşehir Belediyesi ve Sadabat Parkı esnafı tarafından park içerisinde bulunan Anfi Tiyatro'da düzenlenen geleneksel yaz konseri, vatandaşlardan büyük ilgi gördü. Yaklaşık 2 bin 500 kişinin katıldığı konserde TRT Türk Halk Müziği Sanatçısı Levent Özmen ve pop müzik sanatçısı Figen Biricik sahne aldı. Gülşehir Belediye Başkanı Erol Ünlüsoy’un da katıldığı gecede vatandaşlar zaman zaman sanatçıların şarkılarına eşlik ederek tempo tuttular.

Milli Eğitim Bakanlığı ile Turkcell tarafından başlatılan 'Gönül Köprüsü Projesi' kapsamında Nevşehir'e gelen Artvinli öğrenciler, Kapadokya bölgesinin tarihi ve turistik merkezlerini gezdiler.

Gönül Köprüsü Projesi kapsamında gelen Artvinli öğrenciler, Kapadokya Kültür ve Sanat Merkezi'nde Nevşehirli öğrencilerle bir araya geldiler. Nevşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü'nün düzenlediği organizasyonla bir araya gelen öğrenciler için Nevşehir Belediyesi Halk Oyunları ekibi tarafından bir gösteri yapıldı. Daha sonra Artvinli öğrencilerde sahneye çıkarak, Artvin yöresine ait halk oyunlarından örnekler sundular. Nevşehir Belediyesi Türk Halk Müziği Korosu sanatçılarından Ersin Tunç'un da bir konser verdiği etkinlikte, Artvinli öğrenciler ahşaptan yaptıkları maket Artvin Evi'nin Nevşehir Belediye Başkanı Hasan Ünver'e sunulmak üzere Nevşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü yetkililerine takdim ettiler.

Gönül Köprüsü Projesi kapsamında Nevşehir'e gelen öğrenciler için Alacaşar Yolu üzerindeki eski çöplük alanında oluşturulan ağaçlandırma alanına Artvinli öğrencilerde fidan diktiler. "

Nevşehir Ziraat Odası Başkanı Recep Tunç, son yıllarda yaşanan kuraklık ve doğal afetler nedeniyle tahıl üretiminde yaklaşık yüzde 40 oranında bir düşüş yaşandığını belirtildi.
İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Recep Tunç, 341 bin 590 hektar ekili tarım arazisine sahip olan Nevşehir'de, bu yıl 154 bin 350 hektar alanda 324 bin ton buğday üretimi gerçekleştirildiğini kaydetti. Tunç, geçtiğimiz yıllar ile karşılaştırıldığında buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahıl ürünlerinin yetiştirildiği Nevşehir'in üretiminde son 4 yılda yüzde 40 oranında bir düşüş yaşandığına ifade etti. Tunç, bu düşüşün başlıca nedenlerinin ise kuraklık, doğal afetler ve tarım girdilerindeki artış olduğunu açıkladı. Hızla düşen tarım üretiminin ileriki yıllar için ciddi sorunlar doğurabileceğini de sözlerine ekleyen Recep Tunç, gerekli tedbirlerin alması gerektiğini vurguladı. Tahıl üretimindeki düşüşün sadece Nevşehir'de olmadığını ve tüm ülke genelinde bu sıkıntının artık hissedilebilir dereceye ulaştığını söyleyen Tunç, ""Nevşehir'de yaşadığımız bu yüzde 40 oranındaki düşüş bazı illerimizde daha fazla oranda gerçekleşti. Tedbir alınmadığı takdirde bu düşüşün daha da artacağından şüphe duyuyoruz. Bu nedenle gerekli tedbirleri almasını istiyoruz"" dedi.

Türkiye'nin bir tarım ülkesi olduğunu ve bu gerçekten yola çıkarak hareket edilmesi gerektiğini ifade eden Nevşehir Ziraat Odası Başkanı Recep Tunç, ""Tahıl üretimi, bizim ülkemizde olduğu kadar dünya ülkeleri için de büyük önem arz ediyor. Dünyada bu konuda büyük öneme sahip olan Türkiye, artık bu değerinin farkına varmalı, bir tarım ülkesi olduğunu kabul etmeli ve buna önem vermeli. Bunun için ilk olarak yeni sulu tarım arazileri açılmalı, üretim maliyetlerindeki yüksek fiyatlar düşürülmeli ve üretici desteklenmeli. Böylelikle hem tahıl üretiminde iyi bir noktaya geleceğiz hem de dünya ülkelerine tahıl ürünleri satarak ülke ekonomisini güçlendirebileceğiz"" diye konuştu." "

 

 

 

 

 

Nüfusu : 88

Hane adedi : 63

İdari durumu : Muhtarlık

Yöneticisi : Derviş REÇBER

EĞİTİM DURUMU :

 İlköğretim Lise

Bina türü : 1

Yapıldığı yıl : Taşımalı sistem ile Sevim-Erdoğan ÖZ ilköğretim okulunda eğitim öğretim devam etmektedir.

Derslik adedi : 2

Öğrenci adedi : 1

Kız : 1

Erkek : --

Okur-yazar oranı : % 100

ALT YAPI DURUMU :

Yol durumu : Asfalt

Köy İçi Yolları : Yapımı Planlandı

Kanalizasyon : Yapımı Planlandı

İçme suyu : Şebeke

P.T.T. : Otomatik telefon

Kadastro : Gördü

Cami – İmam : 1 Camii 1 İmam

Köy konağı : Var

EKONOMİK DURUMU :

Başlıca geliri 1- Hububat 2- Şekerpancarı

Ekilebilir arazi : 13.000 dekar

Sulu : 3.000 dekar

Susuz : 10.000 dekar

Doğal kaynakları : Taşkömürü işletmesi "

Bu koye oğuz boyundan olup,suriye şam bölgesine yaşamakta iken kuraklık nedeniyle önce güneydoğuanadolu bölgesine oradanda iç anadolu bölgesine göç ederek yerleşen Türmen aşireti yerleşmiştir. Bu aşiretten göç sırasında, adıyaman., antep elazığ , diyarbakır, adana bölgesinde kalanlar olmuştur. Suluca Karahöyüğün Kızılöz Mevkiine yerleşen bu türkmen gurubu,bugünkü köy yerini yine türkmen olan barak aşiretini şavaşta yenerek almışlardır. Bu köy cıvar köylerden daha büyük olup, hem bir Medreseye hemde, Osmanlı Timar Sistemi ile beslenen askerlerden oluşan Büyük bir askeri birliğe sahipti. Başka bir deyişle en büy ük olan bu köyde diğer köyleri de denetleyen bir askeri birlik mevcuttu. Köyün ismi burdan gelmekte olup, Halen eskiler bu köylülere Suriye Şamdan gelme anlamında Şambayadılı derler. Bayat ise eski Şamda bir türk mahallesidir. "

 Tarihi Köyün adının nereden geldiği ve geçmişi hakkında bilgi yoktur.

Kültür Köyün düğünleri güzel gelenekli ve görenekli olur. Düğünlerde başlıca sulu köfte, mantı,etli yemekler meşhurdur. Yufka ekmek, madımaklı içli çörek ve çığırtma genel yiyeceklerdir.

Coğrafya Nevşehir iline 54 km, Hacıbektaş ilçesine 11 km uzaklıktadır.Hafif engebeli bir arazi üzerinde kuruludur. Köyün hiç dinmeyen bir rüzgarı vardır.

İklim Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içeridir. Yazları çok sıcak ve kurak, kışları soğuk va ayaz olur.

Nüfus Yıllara göre köy nüfus verileri

2007 
2000 44
1997 156

Ekonomi Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır.

Muhtarlık Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.

Altyapı bilgileri Köyde, ilköğretim okulu yoktur fakat taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır.

Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır.

Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur.
 
Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

 " "

Yeniyaylacık köyü Gülşehir'in en yakın köyüdür. Köy 38.75 enlemi ve 34.619999 boylamı koordinatlarında yer alır. Eski adı Deller Cedit'tir İlçeye uzaklığı 3 Km'dir. Köyün güneyinde Gülşehir, Kuzeyinde Hırka dağı, kuzey doğusunda Alhan Köyü ve Civelek Köyü yer alır. Batısında da Eski Yaylacık, eski adı Deller Atik, bulunmaktadır.

İlçeyle köyü Kızılırmak ayırır. Kızırmak üzerinde ilki Macar hükümetinin hediyesi olarak yapılan ve üzerindeki küçük tabeladan anlaşıldığığı kadarıyla 1956 da hizmete giren bir köprü bulunmaktaydı. bu köprünün her iki kenarında ağaçtan imal yaya yolları bulunuyordu.

Köprü ancak tek aracın geçişine müsade ettiği için, iki araç yan yana geçemezdi. Bu köprü 1980'lerin sonunda hizmete kapatıldı ve köprünün doğu istikametine daha geniş bir ikinci köprü daha yapıldı ve ilk köprü şu anda bakımsızlık ve nehrin tahrabatından dolayı yıkılmıştır, ancak ayakları hala durmaktadır. Üçüncü bir köprünün inşaatı ise halen sürmekteedir.

Köyün tarihçesi ayrıntılı olarak bilinmez. Fakat halk arasındaki söylencelere göre köyün tarihi 250 yıl kadar geriye gitmektedir. Muhtemeldirki daha küçük, birkaç evden ibaret bir yerleşim yeri olarak tarihi daha da geriye götürülebilir. Köyde ilkokul, cami[3], ,içme suyu, kanalizasyon ve telefon bulunmaktadır.

Üzüm başlıca tarım ürünüdür. Evlerin bahçelerinde ve bazı sulanabilen yerlerde bahçecilik de yapılmaktadır. Ancak küresel ısınma ve taban suyunun çekilmesi ile büyük bir üretim düşüşü ve gelir kaybı nedeniyle tarımdan geçinen aile kalmamış gibidir. Göç veren bir köydür. Yazın nüfusu artar. Ankara ve İstanbul'a tamamı ile göç etmiş ama yazlık olarak köylerine dönen aile çoktur.

İklimi tipik kara iklimidir. Yüksekliğin 800 metre civarında olmasından dolayı sıcaklığın çok arttığı günler olsa da dayanılmaz bir sıcağı ve soğuğu yoktur. Eskiden daha bol olan suyu son 20 yıl içinde gittikçe azalmaktadır. bu zaten köyün değil tüm ülkenin sorunudur. Etrafı ağaçlardan ve bağlardan yeşil bir kuşakla çevrili olan ve Nevşehir'in kurak görüntüsüyle tezat oluşturan köyün, bu yeşil kuşağında son on yılda kuraklıktan dolayı bir azalma yaşanmaktadır.

 Köyde kimilerince bir ziyaretgah olarak kabul edilen Seyit Ahmet dede isimli bir Allah Dostu'nun mezarı bulunmaktadır. Gerçekte bu kişinin varlığı da aydınlık değildir. Geçtiğimiz yıllarda köyün eski mezarlığında bulunan bu eski türbemsi bina nevşehir taşı kullanılarak yeniden yapılmıştır.

 Köyde eylül başında bir bağ bozumu şenlikleri düzenlenmesine teşebbüs edilmiş ancak, hem insanların bağ işinin en yoğun olduğu döneme denk gelmesi hem de destek olanların mali olarak desteğini çekmesi ile gelenekselleşememiştir.

 " "

Nevşehir'de düzenlenen Göreme Cup Futbol Turnuvası'nda birinciliği Beykozspor kazandı. Her-Mak organizasyon şirketi tarafından düzenlenen turnuvaya bölgede kamp yapan 16 takım katıldı. Turnuvanın final maçında Beykozspor, penaltılarda Akhisar Belediyespor'u 3-2 yenerek kupayı kazandı.   Beykozspor'un kupasını Nevşehir Valisi M. Asım Hacımustafaoğlu, Akhisar Belediyespor'un ikincilik kupasını ise Nevşehir Garnizon Komutanı Jandarma Kıdemli Albay Esat Mahmut Apaydın verdi.   Vali Hacımustafaoğlu, turnuvaya katılan takımları centilmence mücadeleleri nedeniyle kutladı. Kupa töreninde Her – Mak Organizasyon Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Halil Uluer, Vali Hacımustafaoğlu’na, turnuvaya sağladığı katkılar nedeniyle teşekkür plaketi verdi. 

 

 

" "

Avanos ta çömlekçilik Hititlere kadar dayanır. Ülkemizde Hititlerden bu yana günümüze kadar hiç kesintiye uğramadan çömlek yapılan tek yer Avanos'tur. Bunun ilk sebebi Kızılırmak'tır. Kızılırmak milyonlarca yıl akarak zengin ve kaliteli kil tanelerini Avanos'un etrafına özenle biriktirmiştir. Bunu keşfeden bölge insanı Kızılırmağın çok eski yataklarından keşfettikleri kaliteli killeri elleriyle öğüterek (iri parçalar tokmakla kırılır daha sonra kırılan parçalar el elekleri ile elenir) sonra çuvallara doldurulur. Çuvala doldurulan elenmiş toprak eşeklerin sırtına yüklenip atölyelere (işlik) taşınır. İşliğe getirilen toprak çamur haline getirilmek için küçük çamur havuzlarına dökülür. Sadece suyla karıştırılan toprak usta tarafından bilek gücüyle yoğurularak çıkartılır. Çamur havuzundan top halinde alınan çamur bir süreliğine bekletilerek (ortalama bir hafta) kullanıma hazır hale gelir. Kullanıma hazır hale gelen çamur çanak ustaları tarafından iyice özenir.

Çamur hazır hale geldikten sonra sıra geldi çömlekçi çarkında şekillendirmeye. Çömlekçi ustası hazırlanmış çamuru ayakla çevrilen eski tip tornada şekillendirmeye başlar. Ayakla vurarak hızlandırdığı çarka çamuru yapıştırır. Sağ ve sol ellerini çamura bastırarak çamurun merkez de çapsız dön meşini sağlar. Bu arada yavaşlayan tornaya ayağıyla vurmak suretiyle hızlan dırır. Daha sonra merkezde çapsız dönen çamura baş parmaklarıyla tam merkezden bastırarak içini boşaltır. Sonra sol el içerde sağ el dışarıda çarkta dönen çamura karşılıklı baskı uygulayarak yukarı doğru çeker. Sonra yapacağı şekle göre tahta dediğimiz yarım ay şeklindeki metal parçasıyla karın vererek çömlek şeklini oluşturur. Bir çömleğin toplam yapım süresi aşağı yukarı 4-5 dakika sürer. Ortalama bir usta günde 150-200 çömlek yapabilir ayakla çevrilen tornada.

Yapılan çömlek kulp takılacaksa eğer 3-4 saat gölgeli ortamda beklemesi gerekir. Kulpu takıldıktan sonra kurumaya alınır. Kuruma süresi ortalama yaz aylarında 1 hafta kış aylarında 2-3 hafta sürebilir. Kuruması tamamlanan çömlekler artık fırına girmeye hazırdır.
Kuruması tamamlanan çömlekler odun ve samanla pişen fırınlara yığma usulü üst üste kayılır. Fırın doldurulduktan sonra doldurulan ağzı tamamen sıvanır. Artık fırın yanmaya hazırdır.

Yavaş yavaş ısıtılmaya başlanır. İlk önce iki üç saat çok ağır şekilde ısıtılır fırının içinde ısınan çömlekler yavaş yavaş ısı artırılarak yaklaşık 8-10 saatte 850-900 derecede pişirilir.

Geçmişte bu şekilde pişirilen çömlekler fırınlar boşaltıldıktan sonra satılmak üzere at arabalarına yüklenirdi. At arabalarına yüklenen çanak çömleklerle yabana çıkılırdı (Avanos dışına diğer şehirlere).
Ama artık günümüzde gelişen teknolojiyle birlikte hem kullanılan malzemeler hem de yapılan ürünler değişmiştir. Tabiî ki bunda Kapadokya'daki turizminde katkısı vardır." "

Vadi yamaçlarından inen sel suşarının ve rüzgarın, tüflerden oluşan yapıyı aşındırmasıyla ""Peribacası"" adı verilen ilginç oluşumlar ortaya çıkmıştır.

Sel sularının dik yamaçlarda kendine yol bulması, sert kayaların çatlamasına ve kopmasına neden olmuştur. Alt kısımlarda bulunan ve daha kolay aşınan malzemenin derin bir şekilde oyulması ile yamaç gerilemiş, böylece üsy kısımlarda yer alan şapka ile aşınmadan korunan konik biçimli gövdeler ortaya çıkmıştır.. Bu durum, peri bacalarının oluşumunda, rüzgar etkisinden çok yagmur sularının yüzeydeki akışının daha önemli oldugunu ortaya koymaktadır. Yağmur sularının bu denli etkili ve güçlü yüzey akıntısı olarak gelismesine ise en önemli etken bitki örtüsünün azlıgı ve tüflerin geçirimsiz olmasıdır.

Daha çok Paşabağı civarında bulunan şapkalı peribacaları konik gövdeli olup, tepe kısımlarında bir kaya bloku bulunmaktadır. Gövde tüf, tüffit ve volkan külünden oluşmuş kayaçtan; şapka kısmı ise lahar ve ignimbirit gibi sert kayaçlardan oluşmaktadır. Yani şapkayı oluşturan kaya türü, gövdeyi oluşturan kaya topluluğuna oranla daha dayanıklıdır. Bu peribacasının oluşumu için ilk koşuldur. Şapkadaki kayanın direncine bağlı olarak, peribacaları uzun veya kısa ömürlü olmaktadır. Ayrıca şapka kaya, zayıf tüfün erozyonunu geciktirerek peri bacalarının yüksekligini kontrol eder.

Peri bacalarının çapları ise 1 m ile 15 m arasında değişmektedir. Çatlak aralığının 1 m'den küçük olması veya 15 m'den büyük olması durumunda ise peri bacası gelişimi gözlenmemektedir.

Kapadokya Bölgesi'nde erozyonun oluşturduğu peribacası tipleri; şapkalı, konili, mantar biçimli, sütunlu ve sivri kayalardır. Peribacaları en yoğun şekilde Avanos - Uçhisar - Ürgüp üçgeni arasında kalan vadilerde, Ürgüp Şahinefendi arasındaki bölgede Nevşehir Çat kasabası civarında, Kayseri Soğanlı vadisinde ve Aksaray Selime köyü civarında bulunmaktadır. Peribacalarının dışında vadi yamaçlarında yağmur sularının oluşturduğu ilginç kıvrımlar bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır. Bazı yamaçlarda görülen renk armonisi lav tabakalarının ısı farkından dolayıdır. Bu oluşumlar Uçhisar, Çavuşin, Güllüdere, Göreme, Meskendir, Ortahisar Kızılçukur ve Pancarlı vadilerinde gözlenir.

 " "

Kapadokya, Türkiye'nin en önemli turizm merkezlerinden birisidir. Özellikle tarih, kültür ve  inanç turizmi değerleri açısından dünyada tek örnektir. Peribacalarının buna eklenmesiyle Kapadokya dünya turizminin gözde merkezlerinden biri olmuştur. Bu yapı dikkate alınarak, bölgenin tarihi, kültürel yapısının biraz a yrıntılı incelenmesinde fayda bulunmaktadır. Dolayısıyla bu bölümde önce bölgenin tarih içinde geçirdiği evrelere göre kültürel yapıda ortaya çıkan değişmeler ve kültür değerleri incelenmiştir. Ardından, bölgenin turizm imkanları, bu imkanların ne derecede kullanıldığı ortaya konulmuştur.

İlk Çağ Medeniyetlerinin Kapadokya'da Bıraktığı İzler

 

Nehir kenarlarına yakın vadiler, ilk çağlardan beri insanların yaşamı için gerekli koşulları sağlamıştır. Su yataklarının varlığı, jeolojik yapının barınma ve korunmaya elverişli olması Kapadokya'yı ilk çağlarda da çekici kılmıştır. Özellikle doğanın insanoğlunun keşfedemediği sırlarla dolu olduğu ilk çağ medeniyetlerinde, din yaşamın neredeyse tümünü kapsamaktadır.

 

Yerleşik hayata geçişten itibaren Kapadokya'da karşımıza çıkan ilk büyük medeniyet, Hititlere aittir. Hititler, bu yerli toplumlardan ve kendilerinden önceki ilk Anadolu medeniyeti olan Sümer inançlarından büyük ölçüde etkilenmiştir. Yapılan kazılarda Hitit uygarlığında dinsel alet ve vesikalar çokluğu, dinin bu uygarlığın yaşamında ne kadar önemli olduğunu gösterir. Toplumsal hayatta, kral aynı zamanda baş rahiptir. Çok tanrılı inançlara özgü doğada bilinemeyene karşı tapınma, Hitit tanrılarının isimlerinden de anlaşılmaktadır. Hititlerin en önemli tanrısı Kupapa adı verilen bolluk ve bereket tanrısıdır. Tanrılarının karı, koca ve çocukları vardır. Hititler, dönemin Mısır uygarlığı ile yakın bir ilişki içinde olmalarına rağmen Mısır tanrılarını benimsememişlerdir.

 

Hititlerde yönetim, biri baş kral, diğerleri bölge kralları olmak üzere konfederasyona benzer bir sisteme dayanmaktadır. Bölge krallıklarından biri olan ve Hititlerin yıkılışından sonra Kapadokya'da bir süre devam eden Hitit-Tabal krallığı at yetiştiriciliği ile şöhret kazanmıştır. Taballar, bölgede at yetiştiriciliği ile ciddi biçimde ilgilenen ilk topluluktur. At yetiştiriciliği için çağırılan uzmanların bu konuda yazılı belgeleri mevcuttur. Kapadokya adı da, ""güzel atlar ülkesi"" anlamına gelen Katpatuta'dan gelmektedir.


Hitit medeniyetinde gerek bireysel gerekse kurumlar arası ilişkiler mukavelelerle bağlanmıştır. Evlilik de mukaveleyle kurulmaktadır. Kardeşlerle ve baba tarafından yakın akrabalarla evlilik, ölümle cezalandırılan bir suçtur. Saltanat geleneği bulunmaktadır ancak, tahta çıkmak için en büyük erkek evlat olma şartı aranmamıştır.

Hititlerden sonra bölgede hakim olan Frigler, ziraat ve sanatla meşgul barışçı bir topluluktur. Dinde ve sanatta önce Hititlerin sonra Yunanlı medeniyetlerin etkisi altında kalmışlardır. En büyük tanrıçaları Kibele'dir. Tanrılarından biri de merasimler eşliğinde tapılan şarap tanrısı Dionyos'tur.

 

Frig inancının bir başka özelliği mezarlarının tümülüs adı verilen küçük tepecikler şeklinde olup, mezarın başına hediyeler konmasıdır ki, bu ölümden sonra da hayatın devam ettiğine inandıklarını gösterir. Homeros tarihinde, Frigler'in hayvan sürülerinin çokluğundan, atlarının çeviklik ve süratinden, bağlarının veriminden övgüyle söz edilir.

 

Kapadokya'ya bir süre egemen olan Lidyalılar, sahil kesimlerinde Yunan tanrılarından etkilenmiş olmalarına rağmen, Kapadokya bölgesinde yerli dini kültürün etkisi altında kalmışlardır.

 

Medler ve Persler'le birlikte, Kapadokya'da ateş kültünü merkez alan bir inanç sistemi egemen olmaya başlamıştır. Medler'in Mecusilik inancına, Persler'in de Zerdüştlük inancına bağlı olduğu söylenir. Aya, güneşe ve yıldızlara tapınışlardır. Ateş kültüne dayanan bu inanç sistemleri iyi-kötü düalizmi üzerine kuruludur. Ateşin simgeleri olan ay, güneş, yıldızlar iyiliğin kaynağı olduğu için kutsaldır.

 

Pers kültüründe tanrı heykeli, tapınak, sunak gibi şeyler yoktur. Güneşe, aya, toprağa, ateşe, suya ve rüzgara adadıkları kurbanları dağ başlarında keserler. Zeus dedikleri tanrısal gök kubbedir. Kapadokya, bu bakımdan Persler için ideal bir mekandır. Özellikle Erciyes Dağı, Pers inançları için ideal bir manzara oluşturmuştur. Persler'in dininde tapınak denebilecek yapılar olmamakla birlikte, kutsal alanlar vardır. Kutsal alanlar, çok sayıda ateşgede tekkelerine bağlı bulunmaktadır.83 Ateşgedeler, kutsal alan dahilinde yüksek bir yerde, içinde sürekli ateş yanan, kül ile kaplı bir taş kovuktan oluşmaktadır. Ateşgedelerde yanan ateş, her gün Atarvan denilen din adamları tarafından içki veya hayvanlardan müteşekkil kurbanlar sunularak, dua edilerek tazelenir. Kurban takdiminde tahtadan bir balyoz (billot) kullanılmaktadır. Demir kullanımı şiddetle yasaklanmıştır. Persler'in kutsal alanlarından en önemlisi Zela (Zile)dır. Ateşe tapma inancı Kapadokya'da yaşayan farklı kültürler tarafından da zamanla kabul görmüş, M.Ö.V. yüzyılda Kapadokya'da mug ayinleri çok yayılmıştır.


Bölgede Persler'in din dışındaki etkileri isimlerde kendini gösterir. Satraplıklara Pers adları verilmiştir.

Burada, geleneklerin, dinin, dilin şehirlerde yeniliklere açık olduğunu, ancak aynı etkinin köylerde görülmediğini belirtmek gereklidir. Yukarıda anlatılan farklı medeniyetler, farklı kültürlerin etkisi -ki bunlar Yunan ve İran orijinli kültürlerdir- şehirlerle sınırlı kalmış, köylerde büyük değişiklikler yaşanmamıştır. Köylerin Roma ve Bizans zamanında bile eski dillerini konuştukları bilinmektedir. Köy ve şehir kültüründeki farklılık, Selçuklular zamanında da görülmektedir. Bu devirde de köylerde ve şehirde yaşayan halk Türk olduğu halde resmi devlet dili Farsça'dır. Türk Selçuklu sultanları Keyhusrev, Keykavus, Keykubat gibi Farsça isimler ve Rükneddin, Alaaddin gibi Arapça unvanlar almışlardır. Halbuki, bu zamanlarda da Anadolu köylerinde Türk dili konuşulmakta, Türk kültürü hakimiyetini korumaktadır.

 

Kapadokya'nın jeolojik özellikleri, tarih öncesi dönem uygarlıkları için çekicidir. Temel ihtiyaç maddesi olan su yataklarına sahip olmasının yanı sıra, Kapadokya herhangi bir alete ihtiyaç duymadan şekillendirilebilecek kayalıkları ile bölgede yaşayan insanların barınma ve korunma ihtiyaçlarını karşılamıştır. İlk Çağ medeniyetlerinden kalan izler arasında arkeolojik kazılar sonucu değerli eserlerin bulunduğu höyüklerin önemli bir yeri vardır. Dünyada bir benzerine rastlanmayan yeraltı şehirlerinin hangi dönemde yapıldığı bilinmemekte, ancak Hıristiyanlığın yayılışından daha önceki dönemlere ait oldukları anlaşılmaktadır. Bazı yeraltı şehirlerinde Hitit ve Frig uygarlıklarına ait kutsal simgelere rastlanmıştır. Bu nedenle, çalışmada yeraltı şehirleri, İlk Çağ medeniyetlerinden bu güne kalmış eserler olarak ele alınmaktadır. Kapadokya'da ilk medeniyetlere ait diğer önemli izler tümülüsler, yazıtlar ve Kapadokya Tabletleri'dir.

 


Höyükler


Alacahöyük:
Alacahöyük kazıları (1935-45) Anadolu'nun Bakır Çağı'nda ne kadar büyük bir sanat ve tekniğe ulaştığını gösterir. Burada gün ışığına çıkarılan eserlerin incelikle işlenmiş olması bunların iptidai değil, gelişmiş bir medeniyetin ürünü olduklarını göstermektedir. M.Ö. 2400'lere ait üzeri işlenmiş ve boyanmış Kapadokya keramikleri burada ortaya çıkarılmıştır. Günaltay, Kapadokya keramiğinin yolculuğundan hareketle bölgenin ilk halkı olan Hatti, Luvi ve Naşşilerin tek bir kökenden gelmiş olduklarını ileri sürer.

Suluca Karahöyük:
 Hacıbektaş ilçesindeki Suluca Karahöyük'te 1967 yılında başlatılan arkeolojik kazılar sonucu, Helenistik, Roma, Frig, Hitit ve Bronz çağlarına ait katmanlar tespit edilmiştir. Burada bulunan eserler arasında keramikler çoğunluktadır. Çıkarılan çok sayıda eser, Nevşehir Arkeoloji ve Etnografya Müzesi'nde sergilenmektedir.

Acemhöyük:
Kapadokya ile sınır komşusu olan Aksaray'ın 18 km. kuzey batısındaki Acemhöyük kazılarında M.Ö. VII. yüzyıl sonu ile M.S. IV. yüzyıl arasında farklı medeniyetlere ait çok sayıda yerleşim katı ortaya çıkarılmıştır. Acemhöyük kazılarında ulaşılan izlerden bazıları şunlardır: Bizans Dönemi'ne ait yapılar, Helen-Roma Dönemi'ne ait bir yerleşim birimi ve kültür katı; M.Ö. 500-600 arasına tarihlenen geometrik motifli parlak seramiklerin bulunduğu katlar, Hitit ve Bronz çağına ait sur kalıntıları.

Topaktı Höyük:
Avanos ilçesinin sınırları içindeki Topaklıhöyük'te İlk Bronz Çağ'dan Bizans Dönemi'ne uzanan 24 mimari kat ortaya çıkarılmıştır.

Çatalhöyük:
Dünyanın en eski peyzaj resmi burada bulunmuştur. Bu, Kapadokya'ya hayat veren dağlardan birinin, Hasan Dağı'nın patlayışını tasvir eden bir fresktir. Bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde bulunan resmin M.Ö. 5700'lere ait olduğu saptanmıştır.87 Hasan Dağı'nın o dönemde hala aktif bir volkan olduğu anlaşılmaktadır.

Ayrıca, arkeolojik çalışmalar sonucunda Ürgüp ilçesinin sınırları içindeki Damsa Çayı yakınındaki Avla Tepesi'nde paleolitik ve neolitik döneme ait eserler bulunmuştur. Ürgüp civarında daha geç dönemlere ait en önemli kalıntılar ise Roma Dönemi'ne ait kaya mezarlardır.

Ankara İngiliz Arkeolojisi Enstitüsü'nün 1964-1966 yılları arasında yaptığı pre-historik araştırmalar sonucu, Kapadokya yöresinde Neolitik Dönem'den başlayan bir çok yerleşme saptanmıştır. İğdeli Çeşme, Acıgöl, Tatların bölgelerindeki yerleşimler bunlardan bazılarıdır. Nevşehir Müze Müdürlüğü'nün Kurugöl'de yapmış olduğu kazılar sonucunda İ.Ö. II. yüzyıla ait taştan lahitler ve ölü küpleri içerisinde Arkaik döneme ait aksesuarlara ulaşılmıştır.


Yeraltı Şehirleri

Dünyada başka bir örneği bulunmayan yeraltı şehirleri, mükemmel bir tekniğin ürünüdür. Havalandırma sistemleri, hava dolaşımı tünelleriyle, emniyet ve güvenlik sistemleriyle, giriş ve çıkışlarda ilginç teknikleriyle, zemindeki kuyularıyla ve çöp toplama mekanizmalarıyla bugün bile ziyaretçileri şaşırtmaktadır.

Kayadan oyulmuş mekanlar, özellikle yeraltı şehirleri Kapadokya'nın en önemli kültürel zenginliğidir. Bu yerleşimler, ilk çağlarda depremi ve yangını bol olan; kışı soğuk, yazı sıcak geçen; ağaçsız, ormansız bir coğrafyada insanın doğanın imkan ve sınırlılıklarını değerlendirişinin en iyi örneğidir.

Yeraltı şehirlerinin ilk defa ne zaman inşa edildiği bilinmemektedir. Bazı araştırmalar, yeraltı şehirlerinin kullanım bakımından, özellikle ilk katlarda mekana giriş çıkışların neolitik devrin ev tipine benzer biçimde damdan sağlandığına dikkati çekmektedir. Ayrıca, Derinkuyu yeraltı şehrinde Hititler'e ait kartal heykeline, Mazı yeraltı şehrinin girişinde Frigler'e ait kare mekanlı bir tapmak ve Kibele'nin kutsal işaretlerine rastlanmıştır. Buradan hareketle yeraltı şehirlerinin bölgenin en eski yerleşimlerinden olduğu söylenebilir. Diğer taraftan yer altı şehirlerinin tehlike anında sığınma amacıyla mı kullanıldığı, sürekli yaşanan mekanlar mı olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bölgede yaşayan her uygarlık tarafından kullanılmış olması, yeni mekanlar eklenerek genişletilmesi gibi nedenlerle bu şehirleri tarihlendirmek imkansızdır. Genellikle ilk kat yerleşimlerin, en eski yerleşimler olduğu düşünülmektedir.

Derinkuyu Yeraltı Şehri:
Yaklaşık 100.000 kişilik bir topluluğun barınma, yeme, içme, ibadet, savunma ihtiyacını karşılayabilecek düzeydedir. Şarap üretimi yapılabilen, içinde su kuyusu ve ahırlar bulunan yeraltı şehrinin 18-20 kat olduğu bilinmektedir. Bu katlardan sadece sekizi temizlenerek ziyarete açılmıştır. Yaklaşık 52 havalandırma bacasına sahip bu yeraltı şehrinin duvarlarında tarihlendirmeye yardım edecek herhangi bir işaret yoktur.

Kaymaklı Yeraltı Şehri:
Nevşehir'in 20 km. güneyinde Kaymaklı kasabasındadır. Sekiz katlı şehrin ilk katı Hititler tarafından yapılmış, diğer katları ise Arap-Pers saldırıları sırasında Romalılar ve Bizanslılar tarafından genişletilmiştir. İki km.den fazla bir alana yayılan bu yeraltı şehrinin 4 katı temizlenmiş ve aydınlatılmış durumdadır. Derinkuyu yeraltı şehrinde olduğu gibi, oyulan tüflerden saldırı anında kapıları içeriden kapatabilecek sürgü taşları imal edilmiştir.

Mazı Yeraltı Şehri:
 Kaymaklı yeraltı şehrine 10 km. uzaklıkta, Mazı Köyü'nde bulunmaktadır. Mazı yeraltı şehri, derin bir vadide yer alan köyün batı sırtına kurulmuştur. Değişik yerlerinden dört giriş tespit edilmiştir. Asıl giriş düzensiz taşlardan örülmüş koridorla sağlanmaktadır. Yeraltı şehrinin girişinde yer alan mekan ahırdır. Geniş alana yayılan ahırlar, diğerlerinden farksız olmakla birlikte, ahırlardan birinin içinde hayvanların su içmesi için oyulmuş olan yalak, Mazı yeraltı şehrini diğerlerinden ayıran bir özelliktir. Şehrin genel özelliği alt kat mekan bağlantılarının kısa pasajlarla, üst kat mekan bağlantılarının ise uzun dar pasajlarla sağlanmasıdır. Bu pasajların çoğu kapandığı için yeraltı şehrinin ne kadar geniş bir alana yayıldığı bilinmemektedir.

Özkonak Yeraltı Şehri:
 Özkonak Kasabası'nda bulunan yeraltı şehri apartman düzenindedir. Mekanlar tünellerle birbirine bağlanmıştır. Bugün mekanların tümü temizlenmiş durumda değildir. Dışarıda şekillendirilerek içeri taşınmış olan sürgü taşlarındaki savunma sistemi gelişmiş bir düşüncenin ürünüdür.

Tatlarin Yeraltı Şehri:
Acıgöl ilçesine 10 km. uzaklıkta, Kale olarak adlandırılan yamaçta yer almaktadır. Bugün sadece iki katı ziyarete açık olan yeraltı şehrinde odaların ve dolapların ebatlarının oldukça büyük oluşu, çok sayıda kilisenin varlığı buranın bir askeri garnizon ya da manastır kompleksi olduğunu düşündürmektedir.

Özlüce (Zile) Yeraltı Şehri:
Kaymaklı Kasabası'nın 6 km. batısında eski adı Zile olan Özlüce Köyü'ndedir. Jeolojik yapısı ve mimarisiyle diğer yeraltı şehirlerinden farklıdır. Değişik renkte tüflerden yapılmıştır. Kat sistemine göre yapılmamış, geniş bir alana yayılmıştır. Yer altı şehrine girişi sağlayan taştan yapılmış mekanlar, asıl yeraltı şehrinin oluşturan kaya oyma mekanlara göre daha yenidir.

Acıgöl Yeraltı Şehri:
 Özlüce ve Mazı yeraltı şehirleri ile benzerlik gösterir. Henüz tam olarak temizlenmemiş olan yeraltı şehrinde büyük salonlar birbirine tünellerle bağlanmıştır. Üç girişi bulunan yerleşimin orijinal olmayan üçüncü girişinin her iki tarafına kapı yüksekliğinde taşlar konulmuş, yatay tek taşla da kapı desteklenmiştir.

Sivasa Gökçetoprak Yeraltı Şehri:
Gülşehir ilçe sınırları içinde, Gökçetoprak Köyü yakınındadır. Diğer yeraltı şehirlerinden farklı bir jeolojik karaktere sahiptir. En altta kahverengi çamur taşı, üzerinde tüf en üst katta da andezit kaya blokları bulunmaktadır. Halen tam olarak temizlenmemiş olan yeraltı şehrinin iki katı tespit edilebilmiştir. Düzgün olmayan dikdörtgen mekanlar birbirine dar, uzun koridorlarla bağlanmıştır. Yeraltı şehrinin içinde 25 metre derinlikteki su kuyusunda halen su bulunmaktadır.


İlk Çağ Medeniyetlerine Ait Diğer Eserler

İlkçağ medeniyetlerine ait diğer eserler arasında Acıgöl-Topada Yazıtı, Civelek Mağarası, Çeç Tümülüsü, Kapadokya Tabletleri ve kaya mezarları sayılabilir.


Civelek Mağarası:
Gülşehir'in 4 km. doğusunda yer alan mağara bölgenin en eski yerleşimidir. Gürlek Tepe olarak adlandırılan bir tepenin üzerinde bulunan mağara kalkerli bir yapıya sahiptir. Mağaraya 14 metre uzunluğunda aşağıya doğru uzanan bir galeri vasıtasıyla inilebilmektedir. Mağarada Kalkolitik döneme ait (İ.Ö. 5000-3000) çeşitli objeler bulunmuştur.

Çeç Tümülüsü:
 Ürgüp-Avanos ve Özkonak arasında oldukça fazla sayıda bulunan tümülüsler arasında en ünlü ve de hikayesi en belirsiz olanı Çeç tümülüsüdür. Ne zaman, kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Yöredeki yaygın efsaneye göre bir kralın mezarıdır. AncaK bilimsel çalışmalar buranın bir kral mezarı olabileceği gibi, kutsal bir mekan da olabileceğini göstermektedir. Tümülüsleriyle ünlü olan Lidya ve Frigya medeniyetlerine ait olmadıkları anlaşılmaktadır.

Kaya Mezarları:
İlk çağ Kapadokya medeniyetlerinin bölgede bıraktığı eserlerden biri de kaya mezarlarıdır. Mezarlar, kültürlere göre değişen farklı stillerdedir. Mazı Köyü'ndeki mezarlar Makedonyalılar Dönemi ile Hıristiyanlığın başlangıcı arasındaki zaman dilimine aittir. Burada bulunan 5 mezar İ.Ö. VI. yüzyıldan itibaren görülmeye başlanan Likya-Karia mezar stiline göre yapılmışlardır. Sofular, Ortahisar ve Göreme'de Kapadokya Krallığı'na ait Asiatik stilde mezarlar bulunmaktadır. Görkemli mezarlarıyla ünlü bir medeniyet olan Romalılar Avanos ve Ürgüp çevresinde güzel mezarlar yapmışlardır. Bunlardan en ünlüsü ve en güzeli Ürgüp'ün doğusundaki Ağzıgüzel'dir. Roma Dönemi'ne ait normal vatandaşların mezarlarına her yerde rastlanabilir.
Acıgöl-Topada Yazıtı:
Acıgöl yakınlarında 1934 yılında ortaya çıkarılmış bir kaya yazıtıdır. Yazıt, Hitit hiyerografısi ile yazılmış olmakla birlikte, yazım karakterinin daha eskiyi işaret ettiği düşünülmektedir. Yazıtta bölgenin siyasi durumu ve liderin icraatları anlatılmaktadır.

Kapadokya Tabletleri:
 Kapadokya Bölgesi'ne Hititler döneminde Asur ticaret kolonileri gelmeye başlamıştır. Asur medeniyetinin bıraktığı ""Kapadokya Tabletleri"" diye adlandırılan çivi yazılı tabletler Anadolu'nun ilk yazılı belgeleridir. Dönemin toplumsal ve siyasal yaşamına ışık tutan bu tabletler aslında ticari ve ekonomik sözleşmelerdir. Kapadokya Tabletlerinin çoğu dönemin diplomatik dili olan Akad dilinde, bir kısmı da yerel lehçelerle yazılmıştır.

Hıristiyan Medeniyetlerin Kapadokya'da Bıraktıkları İzler

Kapadokya ilkçağ medeniyetlerinden sonra Roma ve Bizans gibi Hıristiyan medeniyetlerin etkisi altında kalmıştır. Bu kısımda Roma ve Bizans Uygarlıklarının Kapadokya Bölgesi'nde bıraktığı izler incelenecektir. Bu bağlamda, önce bu medeniyetlerin kültürel yaşamı işlenecek, sonra bu dönemden kalma kilise, manastır gibi kent kalıntıları incelenecektir.

Persler' den sonra Kapadokya'da uzun bir süre yaşayan Romalılar, Hıristiyanlığı kabul etmeden önce çok tanrılı bir inanca sahiptirler. Hıristiyanlıktan önce, Romalılar'ın hemen her iş için bir tanrısı vardır ve bu tanrılar günlük yaşamda olduğu kadar devlet yönetimi üzerinde de son derece etkilidir. Kibele, Roma döneminin de önemli tanrıçasıdır. Roma inancında güneş kültü hakimdir. Roma dinine kendi tanrıları dışında birçok yabancı tanrı inanışı da girmiş, bunların bir kısmı Roma tanrılarıyla birleştirilmiş bir kısmına da bağımsız olarak tapınılmıştır.

Kapadokya M.S. 64 yılından sonra Roma İmparatorluğu'nun zulmünden Anadolu'ya kaçan Hıristiyanlar için eşsiz bir sığınma merkezi olmuş, bu durum İmparator I. Konstantin, selefi Diocletianus'un Hıristiyanlara karşı yürüttüğü yıldırma politikasını bir kenara bırakıp 312 yılında Hıristiyanlığı kabul etmesine kadar devam etmiştir. Bu dönemde bölgede çok tanrılı inanç sistemi ile Hıristiyanlık beraber yaşamış. Bununla birlikte putperest gelenek son bulmamış, uzun süre güneş kültürüne sadık kalınmıştır. Nissalı Gregoir'in yazdıklarına göre M.S. 370'lerde Hıristiyan dini törenlerinde bile çok tanrılı dönemden kalan Zeus'a yönelik ibadet şekillerinden kalıntılar vardır. Çok tanrılı dönemin dinî kavramları uzun bir süre üstünlüklerini korumuştur.
M.S. III. yüzyılda Kapadokya Bölgesi ile Ege kıyıları arasında (İzmir, Efes) ticaret gelişmiş, ekonomik işbirliği kurulmuştur. Kapadokya'ya Antik Çağ'da şehirleşme ve ticaret olgularını getiren etmen, kolayca işlenebilir toprakların azlığı ve böylece, tarımın ana zenginlik kaynağı olamayışıdır. İlk dönemlerde, ticaret daima toprağı bulunmayanların son umudu olmuştur. Bunun gerisindeyse, üretici, tüketici ve asıl geçiş yollarının muhafazacısı olarak bu sisteme katılan, ama ticaretle tamamen bütünleşmeyen kabile yapısı üstüne kurulu, az çok özerk kırsal topluluklar bulunmaktadır.

Kapadokya'nın coğrafi yapısı insanlarda mistik düşüncenin oluşmasında çok önemli bir etken olmuştur. İlk bakışta insana olumsuz bir görüntü vermesine karşılık herhangi bir tehlike karşısında sığınmak, mallan ve insanları kurtarmak gerektiğinde, yeryüzünü terk edip kolaylıkla yeraltlarına saklanabilmek imkanı sunduğu için, insanların bölgeye tutkuyla sarıldıklarını görüyoruz. Belki bu aşamada Anadolu'nun Hıristiyanlaşmasında Kapadokya'nın oynadığı rol çok önemlidir.

Özellikle Roma-Bizans döneminde tarımsal üretim ilişkilerinin şartları değişerek daha da ağırlaşmış, feodal üretim ilişkileri köylüyü toprağa bağımlı bir köle durumuna getirmiştir. Yönetim, toprağı terk eden köylüler için ağır cezalar uyguladıkça, toprağını bırakıp kaçanların sayısı artmıştır. Bu tablonun yarattığı maddi ve manevi bunalım ortamında Kapadokya Hıristiyan rahiplerin başka bir dünya özlemlerine cevap vermiş, buranın özel doğası dünyada kayıp bir ülke görünümüyle ilk Hıristiyanların aradığı ütopik dünyanın temsilcisi olmuştur.

Bölgeye yerleşen Hıristiyan topluluklar ilk aşamada çok tanrılı Roma inançlarının gazabına uğramamak için gizli vadilere sığınmaya başlamışlardır. Tarih boyunca düşmandan kaçan veya dünyaya küsen insanların barınakları olarak kullanılan tüf kayalar, saklanmak ve gözden uzak olmak için ideal yerlerdir. Bölgedeki volkanik arazinin geniş ölçüde tarıma elverişli olmaması nedeniyle halk tarafından yerleşme yeri olarak rağbet görmemesi ve dolayısıyla önemli yerleşme yerlerinden uzak olması, bölgenin saklanmaya müsait yaşama yeri olarak önem kazanmasına ve gayesi dünya kötülüklerinden uzak durmak ve vaktini ibadetle geçirmek olan Hıristiyanların yerleşmelerine sebep olmuştur. Avanos'ta yüksek Çavuşin Tepesi, Soğanlı Vadisi ve Belisırma Vadisi'ndeki bazı kilise ve manastırların çok eski oluşu bunu göstermektedir. Konstantin'in Hıristiyanlığı kabulünden sonra Kapadokya geniş ölçüde Hıristiyanlaşmıştır.

Bu dönemde din adamları ibadet, okuma, gibi dini pratiklerin yanı sıra el sanatları, hattâ tarımla ilgilenmişlerdir. Çünkü, rahipler kendi yiyeceklerini sağlamak durumunda olduğu gibi himayelerine sığınan zavallı ve fakir insanları da beslemek durumundadırlar. Kapadokya'da ilk tarım alanlarının din adamları tarafından geliştirildiği söylenir.

Manastır hayatının güçlenmesinde yaşanan sefaletin, savaşların ve mülkiyet ilişkilerinin büyük etkisi olmuştur. III. yüzyılda Kuzey Afrika'da yayılan manastır hayatının zamanla Kapadokya'da da geliştiği görülmektedir. Özel mülkiyeti tanımamak, çalışma zorunluluğu, yemekleri birlikte yemek, çile çekmek manastır hayatının ortak ilkeleridir.

Aziz Basil Kapadokya'daki manastır hayatının mimarıdır. Ancak buradaki manastır hayatı ile Kuzey Afrika'daki manastır hayatı arasındaki tek benzerlik her ikisinin de ortaklık esasına dayanmasıdır. Bunun dışında bir benzerlik bulmak zordur, çünkü, Kapadokya'da manastır hayatı tam bir tecrit edilmişliğe dayanmamış; fakirlere, hastalara yardım eden, günlük yaşama destek olan ancak mülkiyeti reddeden bir anlayış benimsenmiştir.

Siyasal, kültürel ve dini yaşam birbirinden bağımsız olamaz. Siyasal süreçler tarih boyunca bir çok kez dini ve kültürel yaşamın yönünü tayin etmiştir. Bu kural Roma Dönemi'nde olduğu gibi, Bizans Dönemi'nde de geçerlidir. VI. ve VII. yüzyıllardan itibaren Kapadokya'da ilk resimli kiliseler inşa edilmeye başlanmış olmakla birlikte, tasvir sanatlarının kullanılıp kullanılmaması, Bizans yönetiminde uzun zaman tartışma konusu olmuştur. Hıristiyan dünyada antikitenin tanrı tasavvurunun cisimleştirilmesi fikri ile, Doğu'nun soyut tanrı tasavvuru daima çatışan iki anlayıştır. Halk tapınacağı tanrı olgusunda sürekli somut bir biçim arayışına girmiş, yönetim bu arayışı yasaklama yoluna gitmiştir. İmparator III. Leo'nun 725 yılında tasvirlere tapınmayı yasaklamasıyla başlayan ve ikonoklast-ikonodul (ikon kırıcılık) dönemin izleri Kapadokya kiliselerinden izlenebilmektedir. 842 yılında İmparatoriçe Teodora ikon yasağına son verdiğinde Kapadokya'da dinsel hayat tekrar eski canlılığına kavuşmuştur.

Bu nedenle bilhassa ikonodul dönemde yapılan süslemeler konusunda sıhhatli bir fikir birliğine varılamamaktadır. Ama, yapıların iç mimarisi Kapadokyalılar'ın Bizans Dönemi'nde kullanılan tüm mimari planları bildiklerini (üstelik burada yapılar kayalara oyuluyordu) gösterir. Ayrıca, Mezopotamya, Suriye gibi komşu bölgelerde kullanılan kubbeler, direkler, kemerler vb. mimari unsurların örneklerine de rastlanmaktadır. Soğanlı Kilise'de olduğu gibi, kaya kütlesinin içi oyulduktan sonra, dışının da kubbeli kilise biçiminde işlendiği örnekler vardır.

Süslemelere gelince; ilk dönem resimlerde (VI.- VII. yüzyıllar), İsa'nın ya da azizlerin yaşamından alınan sahneler, ilkel resmin klasik motifleriyle (cennet ağaçlan, bağlar, haça asılmış balıklar) birleştirilmiştir. Bu resimlerin, inanç derinliği ve zayıflığına veya dinsel ve sanatsal bilginin derinliği ve zayıflığına paralel olarak geliştiğini göz önünde bulundurmak gereklidir. İlkel arkaik desenlere genelde dinî bilgilerin tam ve detaylı yoğrulup özümlenmediği en eski kiliselerde rastlanması bunun göstergesidir.

Oyma ve dekorasyon aktiviteleri Hıristiyan topluluklar tarafından aşağı yukarı 900 seneye yakın bir zaman diliminde varlığını sürdürmüştür. Oyma ve boyama aktivitileri, ne Arap istilaları (VII. yüzyıldan IX. yüzyıla kadar) ne Hıristiyanlık için en zor dönem olan İkonodul dönemde (VI-II. yüzyıldan IX. yüzyıla kadar) ne de IX. yüzyıldan XII. yüzyıla kadar Türk aşiretlerinin akın ettiği ve Selçuklular'in hakimiyet kurdukları dönemlerde aksamıştır. Selçuklu hakimiyetine erken giren Kapadokya'da, Selçuklu -daha sonra Osmanlı- ekonomik uygulamalarının gereği kilise-devlet çatışması yaşanmamıştır. Bu dönemlerde kiliselere ve kiliselerdeki resimlere dokunulmamış, kilise inşa ve süsleme işlemi engellenmemiştir. Bu devirde de, pek çok manastır komplesi, kaya kilisesi ve yeni kaya mekanları yapılmıştır. Örneğin Ihlara Vadisi'nde bulunan Kırkdamaraltı Kilisesi'ndeki bir kitabede Selçuklu Sultanı II. Mesut ile Bizans İmparatoru II. Andronikos'un adı birlikte yer almaktadır. M.S. 1283-95'e tarihlenen bu kitabe hoşgörü ve saygıya dayanan bu devirdeki anlayış ve uygulamayı göstermesi bakımından ilginçtir.
İlk Hıristiyanlar için yoksulluk onur duyulan, zenginlik ise ayıp görülen bir şeydir. Ancak Hıristiyan nüfusun çoğalmasıyla görüş ayrılıkları ortaya çıkmaya başlamıştır. VI. yüzyıldan sonra bu ilk düşünüş ve yaşama biçiminden uzaklaşılmış, kardeşlik düşüncesi zamanla terk edilmiştir. Ortaklık ve kardeşlik kavramlarına ısrarla bağlı kalan ve bu uğurda büyük fedakarlıkta bulunan keşişlerin sayısı azalmıştır. Manastır rahiplerinin bağış toplamalarıyla, manastırların geniş toprak ve mülklerle donatılması sonucu din adamlarının giderek özel güçleri ve imtiyazları olan kutsal bir kast durumuna gelmeleri buna mukabil Roma Devleti'nin dini, ekonomik ve politik kurumlarına uydurmaya yönelik çabaları da Hıristiyanlığın ilk yıllardaki gücünü ve anlamını yitirmesine yol açmıştır.

Kilisenin geniş bir ekonomik-politik güç haline gelmesi X. yüzyılda İmparator Nikephoros Focas zamanında bile hükümet ile kilisenin arasının açılmasına yol açmış ve hükümetler kanunlar çıkararak kiliselerin mülkiyetini kısıtlama yoluna gitmişlerdir. Hükümetin buyruğuna (novella) göre, manastırlara, konuk evlerine ve imarethanelere bağışta bulunacakların eskiden kurulmuş olanlara yardım edecekler, fakat bu yardımlar toprak yada çiftlik bağışlamak yahut (yeni) bina yapmak biçiminde olmayacaktır. Yeni manastırlar ya da konuk evleri, imaretler yapılması; manastırlara, imarethanelere ya da piskoposluklara toprak, çiftlik tahsis edilmesi yasaklanmıştır.

Bütün bunlara rağmen kilisenin önemli bir ekonomik güce ulaşması Bizans halkındaki feodal-yoksul köylü ikilemini daha da keskinleştirerek ileride patlayacak olan iç kavgalara yol açmış ve sonuçta manastır, bir başka deyişle örgütlü Ortodoksluk, Bizans dini ve toplumsal hayatı üzerinde belirleyici olmuştur. Bu bakımdan Bizans kültürü Helen ve Roma kültürünün bir sentezi olarak görülebilir.


Göreme Açık Hava Müzesi'nde Bulunan Kilise ve Manastırlar

Kapadokya'da Hıristiyanlık tarihine ışık tutan en önemli eserler, kayalara oyulmuş kiliselerdir. Bölgede iki yüz elliden fazla kilise bulunmakta, her vadide kilise ve manastırlara rastlanmaktadır. Bu kısımda Kapadokya kiliselerinin önemli sayılanları bazı özellikleriyle ele alınacaktır.

Kiliselerin en kalabalık olarak bulunduğu alan, III. ve XIII. yüzyıllar arasında manastır hayatının yoğun bir şekilde yaşandığı, dini merkez durumundaki Göreme'dir. Göreme Vadisi'nde en güzel örnekleri görülen kilise ve şapellerin mimarisinde ve dekorasyonunda Mezopotamya, Filistin, ilk Hıristiyanlık, Bizans ve Ermeni sanat üslubunun etkileri görülmektedir. Bugün Göreme Açık Hava Müzesi olarak ziyarete açık olan bölgedeki kiliseler, manastırlar ve şapeller şunlardır:

Tokalı Kilise:
 Bölgenin en büyük kaya kilisesidir. Eski Kilise, Eski Kilise'nin altındaki Kilise, Yeni Kilise ve onun kuzeyindeki Yan Şapel olmak üzere dört mekandan oluşur. X. yüzyıl başına tarihlenen Eski Tokalı Kilise bugün Yeni Tokalı Kilise'nin giriş mekanı şeklindedir. Tek nefli ve beşik tonozludur.
Aziz tasvirleri, müjde, ziyaret, bakireliğin ispatı, Beytüllahim'e yolculuk, doğum, üç müneccimin tapınması, masum çocukların katliamı, Mısır'a kaçış, İsa'nın mabede takdimi, Zekeriya'nın öldürülmesi, İsa'nın Vaftizci Yahya ile buluşması, Kana düğünü, şarap mucizesi, ekmek ve balıkların çoğalması, kör adamın iyileşmesi, Lazarus'un dirilmesi, son akşam yemeği, ihanet, İsa Platus önünde, İsa Golgota yolunda, İsa çarmıhta, İsa'nın çarmıhtan indirilmesi, İsa'nın gömülmesi, kadınlar boş mezar başında, İsa'nın cehenneme inişi ve İsa'nın göğe yükselişi gibi sahneler resimlenmiştir.

Yeni Tokalı Kilise X. yüzyılın sonunda yapılmıştır. Enlemesine dikdörtgen planlı, beşik tonozludur. İsa'nın hayatı kronolojik sahneler halinde mavi ve kırmızı renklerle kilise duvarlarına fresklenmiştir. Sahnelerin zeminini oluşturan lapis mavisi, bu kiliseyi diğerlerinden ayıran en önemli özelliktir.

Yeni Kilise'deki sahneler yine İsa siklusunu içermekle birlikte, Eski Kilise'den farklı tasvirleri şunlardır: Yusuf un rüyası, İsa'nın mabette bilginler tarafından denenmesi, Matta'nın görevlendirilmesi, Petrus-Andrea-Yakup ve Yahya'nın görevlendirilmesi, dul kadının bağışı, sakat elin iyileştirilmesi, Meryem'in ölümü. Ek Şapel ve Alt Kilise, Yeni Kilise'den daha sonraki dönemlere aittir.

Rahibeler Manastırı (Kızlar Manastırı):
Açık Hava Müzesi'nin girişinin solunda yer alır. Yedi katlı bir kaya kütlesi olan kilisenin birinci katındaki yemekhanesi, mutfağı, birkaç odası ve ikinci katındaki yıkık şapeli gezilebilir durumdadır. Üçüncü katta yer alan ve bir tünelle ulaşılan kilisesi çapraz kubbeli, dört sütunlu, üç apsislidir. Ana apsisteki templona Göreme'deki diğer kiliselerde pek rastlanmaz. Katlar arasındaki bağlantı tünellerle sağlanmıştır. Tehlike anında tünelleri kapatmak üzere yeraltı şehirlerinde olduğu gibi sürgü taşlan kullanılmıştır. Kilisede doğrudan kaya üzerine yapılan İsa resminin yanında kırmızı bezemeler görülür.

Yılanlı Kilise (Aziz Onup/ırius Kilisesi):
 Girişi kuzeydendir. Ana mekan enlemesine dikdörtgen planlı, beşik tonozlu, güneyde mezarların bulunduğu ek mekan ise düz tavanlıdır. Apsisi sol uzun duvara oyulmuştur. XI. yüzyılda yapılan kilise tamamlanmadan bırakılmıştır. Tonozunun her iki yanında Kapadokya'da yaşamış azizelerin tasvirleri yer almaktadır. Kiliseye adını vermiş olan Aziz Onuphrius'un hikayesi şöyledir: Hafifmeşrep bir kadın olan Onuphrius günün birinde tövbekar olur ve Tann'ya kendisini erkeklere karşı koruması için yalvarır. Tanrı onu sakal ve bıyıkla çirkinleştirerek Aziz mertebesine yükseltir.

M.S. I. yüzyılda Mısır çöllerinde ""hermit"" adı verilen kendini dine adayıp inzivaya çekilmiş insanlar yaşamaktadır. Son hermit Aziz Paphnutius hermitlerin yaşam tarzlarını öğrenmek için IV. yüzyılda Mısır'a gider ve orada Onuphrius'la karşılaşır. Ölürken ona yardım eder. Çünkü Onuphrius, faziletin ve nefse hakimiyetin en iyi örneğidir. Kilise'de bulunan tasvirlerde Aziz Onuphrius, çıplak, uzun saçlı, iri göğüslü ve önünde palmiye ağaçları ile görülür.

Sol elinde İncil tutan İsa ve yanında kilisenin Bani'si, Aziz Onesimus, ejderle savaşan George ve Theodore, haçı tutan Helena ve oğlu Konstantin, Aziz Onuphrius ve onun yanında takdis pozisyonunda Aziz Thomas ile Aziz Basil sahneleri kilisede resimlenmiştir.

Elmalı Kilise:
Adını çevresindeki elma bahçelerinden alan kilisenin fresklerinden XI. yüzyıla ait olduğu anlaşılmaktadır. Dokuz kubbeli, dört sütunlu, kapalı Yunan haçı planlı, üç apsislidir. Asıl girişi güney yönünden olan kiliseye kuzeyden açılan bir tünel vasıtasıyla girilebilmektedir. İlk süslemeleri Aziz Basil ve Azize Barbara kiliselerinde olduğu gibi doğrudan duvara kırmızı boya ile yapılan haç ve geometrik motiflerdir. Kilise hem ikonodul dönemde hem de bu dönem sonrasında kullanılmıştır.

Kilisede, doğum, üç müneccimin tapınması, vaftiz, Lazarus'un dirilmesi, başkalaşım, Kudüs'e giriş, son akşam yemeği, ihanet, İsa Golgota yolunda, İsa çarmıhta, İsa'nın gömülmesi, İsa'nın cehenneme inişi, kadınlar boş mezar başında, İsa'nın göğe çıkışı, aziz tasvirleri, İbrahim peygamberin misafirperverliği ve üç Yahudi gencin yakılması gibi sahneler resimlenmiştir.

Aziz Basil Şapeli:
Göreme Açık Hava Müzesi'nin girişindedir. Sütunlara ayrılan nartekste mezar çukurları bulunan kilise XI. yüzyıla tarihlenmektedir. V. yüzyılda kazılmış, bir kısmı ikonodul dönemde kırmızı bezemelerle süslenmiş, bir kısmı da ikonodul dönem sonrasında fresklendirilmiştir.

Şapelde, ana apsiste İsa portresi, ön yüzünde Meryem ve çocuk İsa, kuzey duvarında at üzerinde Aziz Teodore, güney duvarında yine at üzerinde ejderle savaşan Aziz George, Aziz Demetrius ve iki azize tasviri bulunmaktadır.


Karanlık Kilise:
 Karanlık Kilise olarak adlandırılmasının nedeni, narteks kısmındaki küçük bir pencereden çok az ışık almasıdır. Bu nedenle freskle/indeki renkler oldukça canlıdır ve bölgenin freskleri en sağlam kalmış kilisesidir. XI. Yüzyıl sonunda yapılmıştır.

Kuzeydeki kavisli bir merdivenden kilisenin dikdörtgen, beşik tonozlu narteksine çıkılır. Narteksin güneyinde bir mezar bulunmaktadır. Kilise, haç planlı, çapraz tonozlu, merkezi kubbeli, dört sütunlu, üç apsislidir.

Kilisede, Müjde, Beytüllahim'e yolculuk, doğum, üç müneccimin tapınması, vaftiz, Lazarus'un dirilmesi, başkalaşım, Kudüs'e giriş, son akşam yemeği, ihanet, İsa çarmıhta, İsa'nın cehenneme inişi, kadınlar boş mezar başında, havarilerin takdisi ve görevlendirilmesi, İsa'nın göğe çıkışı gibi sahneler resimlenmiştir. Elmalı Kilise ve Çarıklı Kilise'de olduğu gibi Tevrat kaynaklı sahneler de yer almaktadır.

Çarıklı Kilise:
 İsa'nın göğe yükseliş sahnesinin altında bulunan çarık izine benzer bir ayak izinden dolayı kiliseye bu ad verilmiştir. XII. yüzyıl sonunda yapılmıştır. Çapraz tonozlu, üç apsisli, dört kubbelidir. Bazı sahneleri iyi muhafaza edilmiştir. Elmalı Kilise ve Karanlık Kilise'ye benzer ancak, figürler burada daha büyük ve uzundur.

Kilisede, ana kubbenin ortasında İsa ve madalyonlarda melek büstleri yer almaktadır. Ana apsiste Deesis, kuzey apsiste Meryem ve çocuk İsa, güney apsiste ise Melek Michael tasviri yer alır. Ayrıca, doğum, üç müneccimin tapınması, vaftiz, Lazarus'un dirilmesi, başkalaşım, Kudüs'e giriş, ihanet, kadınlar boş mezar başında, İsa'nın göğe yükselişi ve aziz tasvirleri de bulunmaktadır.

Azize Barbara Şapeli:
 İkonograflarından birinin adıyla anılan kilise VIII. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilir. Kiler, mutfak ve yemekhanesi bugüne kadar kalabilmiştir İkonodul döneme ait kiliselerdendir. Zengin geometrik desenler ve mitolojik motifler kırmızı boya ile doğrudan kaya üzerine işlenmiş, XI. yüzyıldan sonra fresklenmiştir. Renklerin solukluğu, karakterlerin belirgin olmayışı fresklerin amatör bir çalışmanın ürünü olduğu izlenimi vermektedir.

Kadir Durmuş Kilisesi:
 Adını içinde bulunduğu bağın sahibinden alır. Göreme Beldesi'ne yakın bir yerde bulunan kilise, kesme taşlarla inşa edilmiştir. Kaya kabartma süslemelerin en güzel örnekleri bu kilisede görülebilir. VII. yüzyılda yapılmıştır. Diğer kiliselerden farkı, ortadaki papaz tahtı, iri dörtgen sütunlar, vaftiz yeri ve duvarlara oyulmuş mezarların oluşturduğu yapı kompozisyonudur. Uzun zamandır kullanılmadığı anlaşılmaktadır.

Yusuf Koç Kilisesi:
Bu kilise de adını, içinde bulunduğu bağın sahibinin adından almıştır. Kadir Durmuş Kilisesi gibi kesme taşlarla yapılmış bir kilisedir. Göreme yakınlarındadır ve XI. yüzyılda yapılmıştır.

Bu iki kilise dışında Göreme Beldesi'nde Ortamahalle, Bezirhane ve Karabulut kiliseleri bulunmaktadır. Kesme taşlarla yapılmışlardır ve XI. yüzyıla ait oldukları anlaşılmaktadır.

El-Nazar Kilisesi:
El-Nazar vadisinde bulunan kilise XII. yüzyıla tarihlendirilir. İsa'nın çocukluğundan mucizelere kadar geçen zaman ve azizlerin tasvirleri sahnelenir. ""T"" planlı kilisenin kemerleri madalyonlarla süslüdür.

Kilisede, müjde, ziyaret, doğum, üç müneccimin tapınması, Mısır'a kaçış, İsa'nın mabede takdimi, vaftiz, Lazarus'un dirilmesi, başkalaşım, Kudüs'e giriş, İsa çarmıhta, İsa'nın cehenneme inişi, İsa'nın göğe yükselişi ve madalyonlar içinde aziz tasvirleri bulunur.

Saklı Kilise:
1957 yılında bulunduğu için bu kiliseye Saklı Kilise denmiştir. El-Nazar Kilisesi'ne yakındır. Kırmızı rengin hakim olduğu freskleri doğrudan kaya üzerine yapılmıştır. Mimarisi Mezopotamya kilise mimarisine benzer. XI- XII. yüzyıllar arasında yapılmıştır.
Kilisede, Deesis, müjde, doğum, İsa'nın mabede takdimi, Vaftizci Yahya'nın görevlendirilmesi, başkalaşım, İsa çarmıhta, Meryem'in ölümü ve aziz tasvirleri vardır.

Kılıçlar Kilisesi:
Kılıçlar Vadisi'nde yer alan IX. yüzyıl sonu-X. yüzyıl başına ait bir yapıdır. İçi oldukça zengin bir şekilde fresklerle süslenmiş olup uzun bir İncil siklusu içermektedir.

Meryem Ana Kilisesi (Kuşluk Kilisesi):
 Göreme Vadisi'nin en güzel yapılarından biri olan kilise, Kılıçlar Vadisi'nin .başladığı yamaçta, Tokalı Kilise'nin arkasındadır. Kilisede, Aziz figürleri ve İncil siklusunun dört sahnesi yer almaktadır: Beytüllahim'e yolculuk, doğum, İsa çarmıhta, Meryem'in ölümü ve aziz tasvirleri.

Azize Catherine Şapeli:
 Karanlık Kilise ile Çarıklı Kilise arasındadır. XI. yüzyıla tarihlenmektedir. Hem narteksi, hem de naosu serbest haç planlı, merkez kubbeli, beşik tonozludur. Apsisi templonludur. Narteks zemininde dokuz mezar, duvarlarında ise iki nişli mezar bulunmaktadır. Sadece naos kısmı dekorasyonlar içermektedir.

Şapelde, Templonlu apsiste Deesis, altında madalyonlar içinde kilise babalan (Gregory, Basil, John Chrysostom), Aziz George, Aziz Theodore, Aziz Catherine ve diğer aziz tasvirleri vardır.

Aziz Eustathius Şapeli:
 Tokalı Kilise ile Meryem Ana Kilisesi'nin arasındadır. X. yüzyıl başında yapılmıştır. Ağırlıklı olarak kırmızı ve yeşil renklerin kullanıldığı freskler, Hıristiyanlığın erken dönemlerine işaret etmektedir. Dinî sahneler İsa'nın çocukluğundan alınan tasvirlerle sınırlıdır.

Yamalı Kilise:
 Latin, Grek ve Malta haçlarının işlendiği kilisede süsleme ve sembollerin anlaşılmasında güçlük çekilir. Süsleme üslubu, Doğu kültürlü Roma mozaik ve duvar süslerini çağrıştırmaktadır. Bizans öncesi -Suriye türü- yapı üslubuna sahiptir. IV. ve VI. yüzyıllar arasında yapıldığı sanılan kilise bölgenin en ilginç ve çözümlenmesi en güç kiliselerindendir.

Eğri Taşı Kilisesi:
 Duvarlarındaki yazılardan Meryem'e adandığı anlaşılan kilise VIII. ve XII. yüzyıl arasına aittir. Duvarları bir çift melek portresi, Meryem ve haç tasvirleriyle süslenmiştir. Kilisede, Doğumdan önce, doğum, vaftiz, üç müneccimin görevlendirilmesi, Yusuf un rüyası, Kudüs'e giriş, ayak yıkama, kadınlar boş mezar başında, üç Yahudi gencin yakılması sahneleri resimlenmiştir.

Göreme Vadisi'nde bulunan ve bazıları henüz resmi bir isme kavuşmamış olan diğer kilise ve şapeller arasında önemlileri Eski Bacak Kilisesi, Teodocus Şapeli, Jerphanion Kilisesi, Madalyon Kilisesi, Çift Yüzlü Şapel, Ağaçaltı Kiliseleri, Manastır Sütunlu Kilise ve Ala Manastır Kilisesi'dir.



Ürgüp Kiliseleri

Pancarlık Kilisesi:
Ürgüp-Ortahisar yolunun üzerinde Pancarlık Vadisi'ndedir. Duvar resimleri yeşil zeminli olan kilise oldukça iyi korunmuştur. Zengin İncil siklusunu içeren kilisede sahneler frizler halinde birbirini takip etmekte, frizin her iki yanında madalyonlar içinde aziz tasvirleri bulunmaktadır. Kilise, XI. yüzyılın ikinci yarısında yapılmıştır. Geçen yüzyılda freskler yeniden boyanmış olmakla beraber iyi korunmuştur. 1924 nüfus mübadelesinden önce Ortodoks Rumlar'in ziyaret ettikleri bir kilisedir.

Ürgüp çevresinde bulunan diğer kiliseler:
 Mustafapaşa'da Aios Vasilios Kilisesi, Konstantin-Eleni Kilisesi, Kara Kilise, Yeşilöz Kilisesi (Aziz Theodore); Cemilköy'de Archangel Manastırı, Hagios Stephonos Manastırı, Saint Euphemia Kilisesi; Soğanlı'da otuz civarında kesme taştan yapılmış kilise bulunmaktadır. Soğanlı Vadisi XIII. yüzyıldan beri Hıristiyan yerleşimidir. Önemli kiliseler Takkeli Kilise, Ak Kilise, Geyik Kilise, Karabaş Kilise, Canavar Kilise, St. Barbara Kilisesi'dir. Ayrıca,-Alakara Kilise ve Manastır Vadisi kiliseleri de Ürgüp'te bulunan Hıristiyan medeniyetinin izlerini bugüne taşımaktadırlar.


Ortahisar Kiliseleri

Üzümlü Kilise (Aziz Nichitas Kilisesi): Ortahisar'ın batısında Kızılçukur Vadisi'nin girişindedir. Üzümlü Kilise'nin bulunduğu peribacası, keşişlerin yaşadığı manastır kompleksi gibi oyulmuştur. Kilise, peribacasının alt kısmında yer alır. Üst kısımda ise tavanında kabartma haç olan kabartma bir tavan yer almaktadır. Kilisenin ithaf yazısında Stylite Nichitas'a ait bir yazıt bulunduğundan, bu kilise Aziz Nichitas Kilisesi olarak da anılmaktadır. Kesin olmamakla birlikte VII. veya IX. yüzyıla ait olabileceği düşünülmektedir.

Ortahisar'da bulunan diğer kilise ve manastırlar:
Harım Kilise, Sarıca Kilise, Cambazlı Kilise, Tavşanlı Kilise, Ala Kilise, Kepez Kiliseleri, Balkan Deresi Kiliseleri, Hallaç Dere Manastırı.

Bunlardan Harım Kilise, bazilika tipli kiliselerdendir. Kepez Kiliseleri kayalara oyulmuş şapellerden oluşur. Balkan Deresi Kiliseleri dört kiliseden ve küçük bir şapelden ibarettir. Hallaç Dere Manastırı XIII. yüzyıla ait bazilika tipindedir. Dışarıya tünellerle bağlantı sağlanan manastır zengin freskler ve rölyeflerle süslenmiştir. Ancak bugün süslemelerin çok azı sağlamdır.


Belisırma ve Ihlara Kiliseleri

Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden itibaren önemli manastır yerleşimleridir. Ulaşımı zor olan ve gizlenmiş durumdaki bu vadiler çok fazla saldırıya maruz kalmamışlardır. Belisırma Köyü, Ihlara ve Melendiz Çayı üçgeninde 105'i kilise olan 4000 oyulmuş kaya kütlesi bulunmaktadır. Bu bölgedeki manastırlarda, mimari ve ikonografi üzerinde diğer bölgelerde görülmeyen bir dış etki söz konusudur. Önemli kiliseler şunlardır:
Ala Kilise, Direkli Kilise, Kırkdamaraltı Kilisesi, Karagedik Kilisesi, Eskibaca Kilisesi, Sümbüllü Kilise, Bahattin Kilisesi, Ağaçlı Kilise, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Kokar Kilise, Purenliseki Kilisesi, Eğritaş Kilisesi, Kemer Kilise, Saint George Kilisesi.

Bunlardan Direkli Kilise bazilika usulü inşa edilmiş büyük bir kilisedir. XI. yüzyıla aittir. Saint George Kilisesi'ndeki fresklere Selçuklu Sultanı Mesut ile Bizans Kralı Andranicus'un adları yan yana işlenmiştir.

Uçhisar Kalesi:
 Nevşehir-Ürgüp karayolu üzerindedir. Kalede Bizans Dönemi'ne ait mezarlar bulunur.


Diğer Bölgelerde Bulunan Kilise ve Manastırlar

Belha Manastırı (Özkonak):
Özkonak'ta bulunan, Belha efsanesi ile ünlü bu manastır kayalara oyularak inşa edilmiştir. Erken Bizans Dönemi'ne aittir.

Vaftizci Yahya Kilisesi (Çavuşin):
 Bölgede, mimari açıdan kilise olduğu belli olan tek yapı, en eski kilise olduğu sanılan ve ön cephesi tamamen çökmüş durumda olan Vaftizci Yahya Kilisesi'dir. Kaya içine oyulmuş girişin arkasında Vaftizci Yahya'ya adanmış üç nefli bir bazalika bulunmaktadır. Bazilikanın freskleri çok kötü durumdadır, sadece bir kısmı seçilebilmektedir. Bizans döneminde Aziz Hieron'a ait kutsal emanetler bu kilisede saklanmıştır.

Büyük Güvercinlik Kilisesi (Çavuşin Kilisesi):
 Nicephorus Phocas adına yapılmış Çavuşin Kilisesi mimari açıdan önemsizdir. İlk Hıristiyanlığın en iyi ikon boyama çalışmaları bu kilisededir. Dinsel sahneler ustaca işlenmiştir. Öne çıkan renkler kırmızımsı kahve ve yeşildir. Kilise'de Ermeni komutan Melias'ın da portresinin bulunması XIX. yüzyıl tarihçilerinin kafasını karıştırmıştır. Aslında kilisenin bir duvarında bu portrenin işlenmiş olmasının nedeni, Melias'ın savaşta Bizans orduları ile ittifak yapmış olmasıdır. O dönemde bölgede Ermeni topluluk bulunmamaktadır.

Sahneleri: Deesis, ziyaret, Beytüllahim'e yolculuk, İsa'nın doğumu, Yusuf un rüyası, Mısır'a gidiş, Zekeriya'nın ölümü, Elizabeth'in takibi, kör adamın iyileşmesi, Lazarus'un dirilmesi, Kudüs'e giriş, son akşam yemeği, ihanet, İsa'nın çarmıha gerilişi, kadınlar boş mezar başında, İsa'nın cehenneme inişi, İsa'nın göğe yükselişi ve diğer aziz tasvirleri.

Güllüdere Kilisesi (Çavuşin):
Güllüdere Vadisi'ndedir. VI.-VII. yüzyılda tamamlanmış olan kiliseye XI. yüzyılda apsis eklenmiştir. İncil yazarlarını sembolize eden sahneler İsa'nın sağında ve solunda simetrik olarak resmedilmiştir.

Zelve Kiliseleri:
Zelve Vadisi, IX. ve XIII. yüzyıllar arasında önemli bir Hıristiyan yerleşimidir. Keşişlere ilk dini eğitim burada verilmiştir. Kiliseler fresklerle süslenmemiştir. Dekorasyonda sadece Grek, Latin ve Malta haçları ve dini semboller bulunmaktadır. Balık, İsa'yı temsil eden en eski ve en önemli semboldür.
Aziz Jean Kilisesi ve Açıksaray Harabeleri (Gülşehir):
 Tüf kayalar içine oyulmuş mekanlarıyla yaklaşık 1 kilometrekarelik bir alana yayılmış büyük bir komplekstir. Manastır merkezi, yerleşim birimi, karakol vb. olduğu konusunda tartışmalar bulunmaktadır. Bu alanda boyalı bir manastıra rastlanmamaktadır. Aziz Jean Kilisesi, 1212 yılında yapılmıştır. Kilise'nin duvarlarında Kapadokya Bölgesi'nde çok az rastlanan İncil'den Son Yargı sahnesi resmedilmektedir.


Kapadokya'da Müslüman-Türkler ve Bıraktıkları İzler


Selçuklu, Anadolu Beylikleri ve Osmanlı Kültürü

9. yüzyılda Kapadokya Hıristiyanlığın önemli merkezlerindendir. Müslüman Türk topluluklarının Anadolu'ya yerleşmeye başlamasıyla bölgenin etnik ve dini yapısında değişim yaşanmaya başlamıştır. Hıristiyanlık Türk egemenliğinden sonra da yörede varlığını sürdürmüştür. 1924 nüfus mübadelesine kadar bölgenin nüfusu Müslümanlardan ve Ortodoks Rumlardan oluşmaktadır. XI. yüzyılda önemi azalan dini merkezlerin XIII. yüzyılda tekrar canlanmaya başladığı görülür. Bunda Anadolu Selçuklu Devleti'nin Hıristiyanlara tanıdığı dini özgürlüklerin etkisi büyüktür. Ancak, XIII. yüzyılda yapılan freskler, öncekilerin kötü birer kopyasıdır. Bu dönemde yörede yaşayan Hıristiyanların Bizans kültür merkezleriyle ilişkileri azalmış, geleneksel süsleme sanatları unutulmuştur. Bir süre sonra Kapadokya Hıristiyanları dil bakımından da Türkleşmişler, Rumca'yı unutmuşlardır. Texier, Ürgüp'te yaşayan Rumlarla ilgili olarak, bunların Batı Anadolu Rumlarından tamamıyla ayrıldığını, dillerinin Türkçe, dinlerinin Hıristiyanlık olduğunu yazmaktadır.

Kapadokya Bölgesi'ne XI. yüzyıldan itibaren gelmeye başlayan Müslüman Türkler, XVIII. yüzyılda Damat İbrahim Paşa'nın yürüttüğü bayındırlık ve nüfus politikalarıyla bölgede çoğunluk haline gelmişlerdir.

Selçuklu uygarlığı sağlam ve bakımlı yolları, taş köprüleri, kervansarayları, cami, medrese, kütüphane, hamam ve saraylarıyla Ortaçağ'in ileri bir medeniyetidir. Selçuklularda mekan ve kültür birliği Roma ve Bizans uygarlıklarında olmayan yeni bir boyut kazanmıştır. Romalılar, taş yollarla mekan birliğini sağlamışlar ancak birinin Kapadokya'da bulunduğu 25'e yakın eyalette toplumlar yaşamlarını eskisi gibi sürdürmeye devam etmişlerdir. Türk, Arap, İran, Anadolu ve Bizans kültürlerinin yeni bir sentezi olan Selçuklu kültürü daha önce sağlanamayan birliği sağlamıştır. Selçuklular bu kültürlerden etkilenmiş ancak kendi orijinal kültürlerini de geliştirmişlerdir. Selçuklu sanatının özgünlüğünü Orta Asya'dan getirdikleri öğeler oluşturur. Türbeler, Türk çadırının taş yapılara dönüştürülmüş yeni bir yorumudur. Çinicilik, ağaç işçiliği, minyatür bir sentezin ürünüdür.

Selçukluların Kapadokya'daki en belirgin izleri, ticaretin gelişmesinin hem nedeni hem de sonucu olan kervansaraylardır. Kervansaraylar savaş zamanında kuleleri ve yüksek duvarları ile kale olarak savunma hizmetinde kullanılmışlar, diğer zamanlarda seyahat eden tacirlere konfor ve emniyet sağlamışlardır. Anıtsal giriş kapılarının mimarlık süsleri Selçuklu-Türk sanatının en özgün yönüdür. Gerek yüksek kapıları gerekse kapıların süsleme unsurları bakımından gotik tarzda yapılmış kiliselerle benzerliği dikkat çekicidir. Kuzey Avrupa'da görülen gotik mimari yapıların orjini Selçuklular'a ait olup Haçlı Seferleri sırasında Avrupa'da moda olmuştur.96 Ayrıca Selçuklular zamanında özellikle şehir merkezlerinde, Kapadokya Bölgesi'nin imar faaliyetlerine önem verilmiştir.

Kapadokya'nın 1515 yılında Osmanlı topraklarına katılmasından sonra Özkonak'ta Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılan köprü dışında yörede önemli bir mimari esere rastlanmamaktadır. Özellikle Nevşehir'in imarı ve zenginleşmesi 18. yüzyılda Damat İbrahim Paşa eliyle gerçekleştirilmiştir. İbrahim Paşa küçük bir köy olan Muşkara'yı bayındırlık eserleriyle donattıktan sonra, buraya kişiliğine ve dönemine uygun olarak Nevşehir adını vermiştir.

Damat İbrahim Paşa dışında Karavezir lakaplı Seyyid Mehmet Paşa da memleketi olan Gülşehir'de (Arapsun) önemli eserler bırakmış olan bir Osmanlı sadrazamıdır. Ancak, sadrazamlığının ilk yıllarında hayatını kaybettiği için, başlattığı imar faaliyetleri yarıda kalmıştır.

Kapadokya'nın Müslüman Türk toplumlara ev sahipliği yaptığı dönemde iki kişi vardır ki, hem bölgenin hem de genel olarak toplumun ve devletin kaderi üzerinde etkili olmuşlardır. Bunlardan biri Hacı Bektaş-ı Veli, diğeri Osmanlı Devleti'nin Lale Devri Sadrazamı Damat İbrahim Paşa'dır.


Hacı Bektaş-ı Veli ve Bektaşilik
Hacıbektaş ilçesi, Anadolu İslamı üzerinde derin izler bırakmış büyük bir mutasavvıfın XIII. yüzyılda gelip yerleştiği önemli bir inanç merkezidir. Bugün, 'Bektaşilik' adı verilen bu İslam kültürünün başlangıcı Hacı Bektaş-ı Veli'ye dayanır.

XIII. yüzyılda bilim ve tefekkür merkezi Horasan'da yetişmiş olan Hacı Bektaş Veli ünlü bir Türk-İslam düşünürü Hoca Ahmet Yesevi'nin öğrencisidir. 1270 yılında Horasan'dan Anadolu'ya gelmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli'nin Anadolu'ya gelişi Anadolu Selçuklu Devleti'nde siyasi ve ekonomik düzenin bozulduğu, yönetimde parçalanmaların yaşandığı bir döneme rastlar. Anadolu'yu dolaştıktan sonra Suluca Karahöyük'ü (Hacım Köyü) bir İslam öğreti merkezi haline getiren Hacı Bektaş-ı Veli burada çok sayıda öğrenci yetiştirmiş, Türk-İslam birliğinin sağlanmasında önemli bir rol oynamıştır. Özellikle Osmanlı sarayı çevrelerinde ve Yeniçeri ordusu üzerinde Bektaşi öğretilerinin etkisi büyüktür. Daha sonra değişik siyasi kaygılar ve kavgalar bu ilişkinin sona ermesine, hatta tersine dönmesine neden olmuştur. Hacı Bektaş-ı ilçesinde bu dini öğretiden geriye pek çok yapı kalmıştır. Bir kısmı Hacıbektaş ilçesinde, bir kısmı da ilçe dışında olan bu eserler arasında en önemlisi, içinde Hacı Bektaş-ı Veli ve diğer din büyüklerine ait türbelerin de yer aldığı külliyedir.

Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesi (Pir Evi):
Külliye, eski Türk saraylarında da gözlenen üç avlulu bir yerleşim düzenine sahiptir. Külliyenin birimleri sahip oldukları fonksiyonlara uygun biçimde bu avluların çevresine yerleştirilmişlerdir. Her fonksiyon için bir birim düşünülmüştür. Bektaşiliğe uygun terminolojiyle bu birimler ""mihman evi, at evi, ekmek evi"" şeklinde adlandırılırlar.

Her birinin içinde farklı eserler bulunan avlulardan ilki Nadar Avlusu'dur. Buraya Osmanlı klasik mimari üslubunu yansıtan Çatal Kapı'dan girilir. Külliyenin önemli eserlerinden biri olan Üçler Çeşmesi birinci avludadır.

İkinci avlu, girişi Üçler Kapısı'ndm sağlanan Dergah Avlusu'(Meydan Avlusu)dur. Bu avluda Aslanlı Çeşme, konukevi, aş evi ve mescit bulunmaktadır. Avlunun ortasında Meydan Havuzu bulunmaktadır.

Üçüncü avlu, Altılar Kapısı'ndan girilen Hazret Avlusu (Huzur Avlusu)'dur. Külliyenin kutsallık bakımından en önemli birimi burasıdır. Üçüncü avlunun en önemli yapısı Hacı Bektaş-ı Veli tarafından XIV. yüzyılda yaptırılmış olan Kızılca Halvet (Çilehane)' tir. Hazret Avlusu'nda bulunan diğer eserler Hacı Bektaş-ı Veli'nin türbesi, Güvenç Abdal Kümbeti, Resul Bali   Kümbeti,   Kırklar  Meydanı  ve  Balım   Sultan  Kümbeti'dir.  Balım   Sultan  Kümbeti Şehsuvaroğlu Ali Bey tarafından 1519'da yaptırılmıştır. Selçuklu kümbet geleneğini sürdüren kümbet Anadolu'da türünün son örneğidir.""

Külliye içinde yer alan diğer yapılar çeşitli dönemlerde Osmanlı sultanları tarafından eklenmiştir. 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılması kararı alındığında, Hacı Bektaş-ı Veli Külliyesi de kapatılmış içindeki eserler Ankara Etnografya Müzesi'ne taşınmıştır. Külliye 1958 yılında başlatılan restorasyon çalışmalarının ardından 1964 yılında Milli Müze haline getirilmiştir. Ankara'ya taşınan eserler geri getirilerek burada sergilenmeye başlamıştır.

Bektaş Efendi Türbesi:
Üzerindeki kitabeden 1603 yılında öldüğü anlaşılan Bektaş-ı Efendi'ye ait bir türbedir. Giriş bölümü ve sandukaların bulunduğu kısım olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.

Balım Evi (Kadıncık Ana Evi):
Hacıbektaş'ın en eski yapılarından biri olan ev üç odalıdır. Birinci odanın sol tarafındaki eğri duvarın, yıkılmak üzere iken Hacı Bektaş-ı Veli tarafından dokunularak durdurulduğuna inanılır. Girişte, Kadıncık Ana'nın içinde gizlendiği tandır yeri bulunmaktadır.

Suluca Karahöyük:
Hacıbektaş ilçesinin kuzeyinde, üzeri çam ağaçlarıyla örtülü bir tepedir. Hacı Bektaş-ı Veli'nin Horasan'dan Suluca Karahöyük'e bir güvercin olarak indiğine ve burada ilk müritleri ile toplantı yaptığına inanılır. Höyükte yapılan arkeolojik kazılarda ilk çağ medeniyetlerine ait eserler ortaya çıkarılmıştır.

Beştaşlar:
Bunlar, Hacıbektaş'a beş kilometre uzaklıkta yer alan beş adet dik kayadır. Bektaşi kültüründe bu taşların yürüdüğüne, konuşup şahitlik yaptığına inanılır.

Cuma Camii:
Kitabesinden 1519'da Dulkadiroğulları Beyi Şehsuvaroğlu Ali Bey tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Hoca Fakih Çeşmesi:
Cuma Camii'nin ön tarafındadır. 1782'de yapılmıştır.

Savat Pınarı:
 Kesme taştan yapılmış bronz oluklu bir çeşmedir. Biri 1803, diğeri 1895 yıllarını gösteren iki kitabesi vardır.

Akpınar Çeşmesi:
Kadıncık Ana Evi'nin alt kısmındadır. Üzerinde 1725 tarihinde tamir edildiğini gösteren bir kitabesi vardır.

Çilehane:
 Hacıbektaş ilçesinin yakınında meyilli bir tepe üzerinde küçük bir mağaradır. Delikli Taş da denen bu mekanın mistik yönü çok sayıda ziyaretçi çeker.


Damat İbrahim Paşa ve Dönemi
1662'de Muşkara'da (Nevşehir) doğan Damat İbrahim Paşa 1688 yılında İstanbul'a yerleşmiş ve akrabalarından birinin aracılığı ile çalışmaya başladığı sarayda Veliaht Şehzade III. Ahmet'in yanında yavaş yavaş yükselmiş, III. Ahmet'in padişahlığı döneminde önce Mora sonra Niş defterdarlığına atanmıştır. Padişah'ın kızı Fatma Sultan ile evlenerek Osmanlı Sarayı'na damat olmuştur.

1718'de imzalanan Pasarofça Anlaşması'ndan sonra vezir olan ve devletin siyasetini yönlendirmeye başlayan Damat İbrahim Paşa sadrazamlığa kadar yükselir. Sadaretinde Osmanlı toplumu yeniliklerle tanışmıştır. Lale Devri olarak adlandırılan bu yıllar barış, sefahat ve yenilikler devri olarak tarihe geçer. Edebiyat, şiir ve müzik en parlak dönemini Lale Devri'nde yaşamıştır.

Osmanlı Devleti'nde yaklaşık on üç yıl vezirlik yapan Damat İbrahim Paşa'nın yönetiminde iki unsur öne çıkmıştır: Devletin mali gücünü artırma gayreti ve yenileşme. Batı ile ilişkilerin geliştirilmesi, matbaanın, kağıt ve çini fabrikalarının ilk defa Osmanlı topraklarında kuruluşu, yeni bir ordu kurma girişimi, imar faaliyetlerine azami ölçüde önem verilmiş olması yenileşme hamlesinin boyutunu göstermektedir. İbrahim Paşa zamanında bir çok şehir bayındırlık eserleriyle donatılmıştır. Nevşehir İbrahim Paşa'nın memleketi olması dolayısıyla bu eserlerden nasibini fazlasıyla almıştır. Sarayın Mimarbaşı Mehmed Ağa imar işlerine nezaret etmek üzere Nevşehir'de görevlendirilmiş, mimari eserlerin kitabeleri devrin büyük şairleri Nedim ve Seyit Vehbi gibi kişiler tarafından yazılmıştır. Medrese bölgede önemli bir ilim merkezi haline gelmiştir. Ürgüp'te oturan Kadı Nevşehir'de ikamet ettirilmiş, mahkeme işleri burada görülmeye başlanmıştır. Nevşehir'de oturanlardan vergi alınmamış, dış göçe izin verilmeyerek nüfus artırılmaya çalışılmıştır. Ürgüp'ün ikinci planda kalarak mağdur olmasını önlemek için bu şehre de sebiller, binalar ve çeşmeler yaptırılmıştır.

Ancak, Lale Devri aynı zamanda siyasal ve toplumsal çalkantıların başladığı, o dönemlere kadar fetihlerle geniş bir alana yayılmış olan imparatorluğun toprak kayıplarına uğradığı bir devirdir. Osmanlı Devleti'nin tarih boyunca sürekli mücadele ettiği İran'ın hükümdarı Nadir Şah'ın Kafkasya ve Doğu İran'ı geri almasıyla İbrahim Paşa'ya karşı da güçlü bir muhalefet oluşmaya başlamıştır. 1730'da patlak veren Patrona Halil isyanı ile ıslahatlar ve imar faaliyetleri son bulmuştur. Bu olay, Damat İbrahim Paşa'nın hayatına mal olurken Sultan III. Ahmet'i tahtından etmiştir. Damat İbrahim Paşa isyancılar tarafından İstanbul At Meydanı'nda asıldıktan sonra cesedi at kuyruğuna bağlanarak sokaklarda sürüklenmiştir.

Kapadokya'da Müslüman-Türk Eserleri

Anadolu Selçuklu Devleti ve Beylikler Dönemi'nden Kalan Önemli Eserler

Taşkın Paşa Külliyesi (Ürgüp):
 Kapadokya'da Türk devri yapılarının örneklerinden biri Ürgüp'ün 18 km güney batısındaki Damsa köyünde bir cami ve medrese ile iki türbeden oluşan Taşkın Paşa Külliyesi'ne ait kalıntılardır. Bu yapıların Selçuklu sultanlarından II. Kılıçarslan'm oğlu Taşkın Paşa tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Karamanoğulları'na özgü taş işçiliğinin seçkin örneklerini veren bu yapılar topluluğunun en tanınmış eseri, taç kapısı, oldukça iyi durumda günümüze ulaşabilmiş olan Taşkın Paşa Sarayı'dır. Taç kapıdaki kitabe yeri boş olmakla birlikte, 1350 tarihli bir vakfiyede adı geçen eser, bu tarihten önce yapılmış olmalıdır. Çerçeve bordürlerinde geometrik kompozisyonların ağır bastığı süslemeler, birçok yönden XIII. yüzyıl Selçuklu taş işçiliğini hatırlatır.

Bir avlu içinde yer alan cami, Taç kapının üst pervazındaki kitabenin eksik olması nedeniyle tarihlendirilememektedir. Caminin bugün Ankara Etnografya Müzesi'nde bulunan ahşap mihrabı Anadolu'daki tek örnektir. Ceviz ağacından yapılan üç buçuk metre yüksekliğindeki yazı şeridi, geometrik kompozisyonları ve bitkisel süslemeleriyle benzersizdir. Sanatçısı bilinmeyen eser XIV. yüzyıla tarihlendirilir. Caminin minberi de Ankara Etnografya Müzesi'ne taşınmıştır.

Külliye avlusundaki diğer yapılardan Sekizgen Türbe'nin kitabesi bulunmamakla birlikte 1342 yılında yapıldığı düşünülmektedir. İçten kubbeli, dıştan piramit çatılıdır. Altıgen Türbe caminin kuzeyindedir. XIV. yüzyıla tarih lenmekted ir. İçi kubbeli olan yapıda İlyas Bey, Hızır Bey ve Hasan Bey adlı kişilerin yazıtlı, mermerli sandukaları bulunmaktadır.

Medrese, camiye üç km. uzaklıktadır. Kitabesi yoktur ama 1350 tarihli vakfiyede adı geçmektedir. Araştırmalar buranın aslında bir saray olduğunu ortaya çıkarmıştır. Camiden uzak olması, yeşil vadiye bakan büyük odalarının bulunması bunu doğrulamaktadır. Keyhüsrev Camii de Selçuklu Dönemi'nde yapılmış, XIII. yüzyıla ait bir yapıdır.

Kadınlar  Kalesi (Ürgüp):
Selçuklular'ın savaş zamanında kadınların ve çocukların sığınması için kullandıkları bir kaledir. Kaçış için kullanmak amacıyla Damsa Nehri'nin aşağısına uzun bir tünelle bağlanmıştır. Erozyon nedeniyle kalenin önemli bir kısmı göçmüştür.

Altı Kapı Türbesi ve Temenni Türbesi:
Altı Kapı Türbesi, Selçuklular Dönemi'nde kimliği bilinmeyen bir komutanın eşi ve çocukları için yapılmıştır. Altı penceresi bulunmaktadır.

Temenni Türbesi 1268 yılında Nükreddin Kılıçarslan için Vecihi Paşa tarafından yapılmış bir anıt mezardır.

Saruhan (Avanos):
 Kapalı ve avlulu kısımlardan oluşan Saruhan olağanüstü zengin süslemeleri olan bir Selçuklu eseridir. Sultan II. İzzeddin Keykavus zamanında yapılmıştır. İki kilometre karelik bir alanı kaplayan bu eserin taçkapısı zengin süslemeleriyle dikkati çeker. Ön ve yan yüzleri daha çok geometrik şekillerin ağır bastığı kompozisyonlarla bezenmiş, süslemeler girişte de devam etmiştir. Saruhan çift renkli taşlarla bezenmiş olup, taşlarda sarı renk hakimdir.

Alaeddin Camii (Avanos):
 I. Alaeddin Keykubat tarafından yaptırıldığı kabul edilen cami, farklı devirlerdeki eklerle değişikliğe uğramıştır. Mihrap ve minber sık sık boyanıp elden geçirildiği için özelliklerini kaybetmiş parçalardır. Kuzeydeki enlemesine dikdörtgen kışıma küçük bir kubbeli mekânla geçilir. Bu kısım oldukça geç bir tarihte yapılmıştır. Güneydoğu köşesindeki minare ise 1950'de ilâve edilmiştir.

Kızılkaya Camii (Gülşehir):
 Kitabesine göre 1293 tarihli olan cami, eski adı Arapsun olan Gülşehir'deki Selçuklu dönemine ait yapılardan biridir. Karzaçay Hatun adlı bir kadın tarafından yaptırılmıştır. Onarımlara rağmen özgünlüğünü koruyabilmiş olan bu küçük yapı üç neflidir.
Taş Cami (Gülşehir):
Tuzköy'deki bu caminin kitabesi olmadığından hangi tarihte yapıldığı tespit edilememektedir. Enlemesine bir plana sahiptir.


Osmanlı Dönemi'nden Kalan Eserler
Osmanlı Döneminde Damat İbrahim Paşa ile birlikte Nevşehir'in yıldızı parlamıştır. Damat İbrahim Paşa, Nevşehir'i Anadolu'da önemli bir müslüman kenti haline getirmek için girişimlerde bulunmuştur. Nevşehir Kalesi, Damat İbrahim Paşa Külliyesi, Kaya Camii, birçok çeşme, Gülşehir'deki Karavezir Külliyesi, Aşçıbaşı Camii, Avanos'taki Ulu Cami bu eserlerin bir kısmıdır. O dönemde Nevşehir sınırları içerisinde bulunan ancak bugün başka il sınırları içindeki yerleşim yerlerinde de Damat İbrahim Paşa'nın eserlerini görmek mümkündür.

Nevşehir Kalesi:
Nevşehir Kalesi, Selçuklular döneminde yapılmış, Damat İbrahim Paşa tarafından kule ve burçlarla sağlamlaştırılarak restore edilmiştir.

Şehrin güney batısındaki yüksek tepeye inşa edilmiş olan kale, burçlarla desteklenmiştir. Ovaya hâkim bir savunma tesisi olan kalenin gövde duvarları kabaca yontulmuş taşlarla oldukça düzgün bir örgüye sahiptir. Kalenin, Damat İbrahim Paşa tarafından tamir ettirildiğini gösterir bir kitabesi vardır. Restorasyonla birlikte muhafız kadrosu takviye edilmiş, İstanbul'dan getirilen toplarla tesisin işlevi arttırılmıştır.


Damat İbrahim Paşa Külliyesi:
 XVIII. yüzyılda Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılan külliye100 cami, medrese, kütüphane, hamam, imaret (aşevi) ve sübyan mektebinden oluşan bir yapılar topluluğudur. 1718-1730 arasında tamamlanan ve farklı fonksiyonlar taşıyan yapılar, şehri canlı bir kültür alanı haline getirmiştir. Topografyanın elverdiği ölçüde bazen simetrik bir düzen bazen de farklı açılara göre yerleştirilen yapılar içinde en önemlisi, oldukça geniş bir dış avlunun orta kesiminde yer alan Kurşunlu camidir.

Kurşunlu Cami, avlu kuzey girişindeki Lale Devri'nin ünlü şairi Nedim'in dizelerinin yer aldığı mermer kitabesiyle dikkat çeker. 20 satırlık bu kitabe camiyi ve Damat İbrahim Paşa'yı tanıtmaktadır. Lale Devri'nin mimari ve motifleriyle süslenmiş olan camiin yapımında kullanılan malzemelerin önemli bir kısmı İstanbul'dan getirtilmiş olup dönemin İstanbul'daki örneklerine yakın bir zerafetle inşa edilmiştir. 1726 yılında tamamlanan camiin mimarı Mehmet Ağa'dır.
Külliye içinde yer alan medrese, bugün kütüphane olarak kullanılmaktadır. Kütüphane yazma eserler bakımından zengindir. Toplam 9 binden fazla yazmanın yer aldığı koleksiyon içinde bizzat Damat İbrahim Paşa'nın hediye ettiği 187 cilt kitap yanında büyük boy üç Kur'an, minyatürlü ""Külliyat-ı Sadi"" ve Hafız Osman hattı bir ""Şifa-i Şerif yer almaktadır. Zamanının ünlü müderrislerinin ders verdiği önemli bir eğitim kurumu olan medresenin yapım tarihi 1726'dır.

Hamam, 1943 yılında bir restorasyon geçirmiştir. Halen kullanılmaktadır.

Kütüphane, 18. yüzyılda bir medresenin ihtiyacını karşılayacak donanımdadır. İbrahim Paşa, sahaflardan Avrupa'ya intikalini önlemek için satın aldığı el yazmalarını bu kütüphaneye kaydettirmiştir. Türkiye'nin başka hiçbir yerinde bulunmayan değerli el yazması kitaplar bugün Milli Kütüphane ve İstanbul'daki Türk İslam Müzesi'nde koruma altındadır. Basma eserler Damat İbrahim Paşa Kütüphanesi'ndedir.

Kaya Camii: 1715 yılında Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Basık kemerli avlu kapısında mermer bir levha üzerine işlenmiş kitabenin metni şair Dürrî tarafından yazılmıştır. Bir dış avlunun ortasındaki yapı, üç bölümlü son cemaat yeri ve tek kubbenin örttüğü bir kare mekândan oluşur. Cami, XIII. yüzyıl İstanbul camilerindeki plastik özellikleri yansıtır. Taş süslemelerde görülen Batılılaşma belirtileri yanında, avlu kapısı üzerine işlenmiş bir lale motifi, bu çiçeğin adıyla anılan dönemi simgelemesi bakımından ilginçtir.

Çeşmeler: Külliyeye bağlı olarak yaptırılanlardan başka, şehrin farklı kesimlerinde de Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılan sokak çeşmeleri bulunmaktadır. Orduoğlu Çeşmesi, Tavukçu Çeşmesi, Bekoloğlu Çeşmesi ve Çekiç Çeşmesi İbrahim Paşa'nın adının anıldığı kitabeleriyle dikkat çeken 1726-27 tarihli yapılardır.

Karavezir Külliyesi (Gülşehir): Gösterişli bir yapıya sahip olan Karavezir Külliyesi bir cami ve bir medreseden oluşur. Giriş kapısı üzerindeki kitabeye göre 1779 tarihinde Seyyid Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Caminin batısında yer alan düzgün kesme taşlarla oldukça sağlam bir durumda günümüze ulaşmış olan medrese de, 1780 tarihinde Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Külliyenin bir parçası sayılan Başçeşme, yan kanatlardan alçak seviyedeki duvarlara bağlanmakla birlikte bir meydan çeşmesi niteliğindedir. 1779 tarihi düşülen kitabesiyle geç devir Osmanlı mimarisinin güzel örneklerindendir.

Gülşehir'deki diğer çeşmeler, Beyler Çeşmesi, Bayraktar Çeşmesi ve Sipahi Çeşmesi 'dir. Kitabelerinde 1779 tarihi okunan bu eserler, daha küçük ölçülü duvar çeşmesi formunda tasarlanmış örneklerdir.

Aşçıbaşı Camii (Gülşehir): Girişin üstündeki kitabeye göre sarayda aşçıbaşı olan Süleyman Ağa tarafından 1715'te yaptırılmıştır. Uzun dikdörtgen planlı bir camidir.

Ulu Cami (Avanos): XVIII. yüzyıla ait bir Osmanlı eseridir. Enlemesine dikdörtgen planlı yapıya, toprak seviyesinden merdivenlerle inilir. Yeraltı Camii olarak da bilinir.

Beylik Hanı: 1726 yılında Damat İbrahim Paşa yaptırmıştır. Bu yapıdan günümüze kayalara oyulan ahırlar ve üç bölümlü kemerli bir oda sağlam kalmıştır.

" "

Pekmez hızla kana karışabilecek nitelikte bir gıda maddesi olduğundan acil enerji ihtiyacı için gerekli bir gıda maddesidir. İki yemek kaşığı (20 g) pekmez insan vücudu için çok değerli olan 2 mg demir, 80 mg kalsiyum ve 58 kcal enerjiyi içermektedir.

Büyüme çağındaki çocuklar, işçiler, sporcular, gebe emzikli anneler için eşsiz bir gıda maddesidir.

Pekmez ayrıca 100 gramında 0.014 mg Vit B1 0.15 mg Vit B2 , 1,4 mg nisain içermektedir. Bu özellikleri açısından bala göre daha zengin olduğu tespit edilmiştir.

Yapılan bir diğer araştırmaya göre 1 kg üzüm ve 200 gr pekmezin kalori açısından 1150 gr süte, 300 gr ekmeğe , 390 gr ete eşdeğer olduğu belirtilmektedir.

Ayrıca pekmezde bulunan şekerlerin, glukoz ve früktoz halinde olması sebebiyle bebek ve çocukların beslenmesinde büyük öneme sahiptir. Hem sindirim sisteminde parçalanmasına gerek yoktur, hem de kana geçmede ek bir enerjiye gerek duyulmadan hücre dışından içine basit düfüzyonla geçişi sağlanır. bu nedenle özellikle enerji aktivitesi yüksek olan çocuklarda ve sporcularda enerjinin pekmezle sağlanmasının büyük önemi vardır.

Üzüm ve pekmezin içerdiği demir (16mg/kg) kolayca emilmekte ve günlük demir ihtiyacının % 35'i bu ürünlerce karşılanabilmektedir. " "

Erkeke evinden birkaç erkek kızı istemeye giderler.Kız tarafından erkekler ise gelenleri karşılar.Oturulur, sohbet edilir.Sonra gelme amacı açıklanarak, erkeğin babası kızın babasının önünde diz çöker halde ""Allah ın Emri, Peygamberin Kavli ile "" diyerek kızını ister.Kızın ailesi düşünmeleri için birkaç gün zaman isterler.Eğer kız tarafının beğendiği bir yerse haber gönderilerek tekrar gelmelerini isterler.Bunun üzerine yine erkek tarafından birkaç erkek kız tarafının evine giderek durumu konuşurlar.Gelenlere sözü sağlama bağlamak için kız tarafından bir çift çorap verilir.Böylece söz kesilmiş olur.Uygun görülen bir günde kız evinde iki tarafın akrabaları toplanır ve nişan töreni yapılır.Nişanda şerbet ikram edilerek yüzük takılır.Bu işlemler neticesinde olay toplum huzurunda resmi bir mahiyet kazanır.Nişandan sonra erkek tarafı sık sık kız evine ziyarete gelir.Ziyaret esnasında gelin kıza hediyeler getirmek adettendir.Bu gelip gitmeler esnasında iki taraf istişarelerde bulunarak düğün gününü belirlerler.Düğünden bir hafta önce ""Düzen Bozma "" geleneği tamamlanır.Düzen işi için şehir pazarına gidilerek, erkeke tarafı gelinin, kız tarafı da damadın kılık-kıyafetiyle ilgili ihtiyaçlarını alır.Akşamleyin ise alınan eşyalar konu- komşuya gösterilir.
Düğün : ""Bayrak Kaldırma"" töreni ile düğünün olacağı topluma ilan edilir.Geleneksel düğüne Salı günü başlanır.O gün erkek evinde davul, zurna çalınarak eğlenilmeye başlanır.Salı gününün düğün içerisindeki adı ""Kız başı Yıkama"" günüdür.Salı akşamı kızın bir akrabası tarafından kız başı yıkama işi üstlenilir.Buradaki uygulamalar sadece kadınlara yöneliktir.O evde kadınlar geç vakitlere kadar eğlenilir.Topluluk dağıldıktan sonra gelin kız banyo ettirilerek saçı taranır.Geceyi ise aynı evde geçirir.Çarşamba gününe gelindiğinde, erkek tarafında ""Güvey Giydirme"" töreni yapılır.O törende damada kız tarafının almış olduğu kıyafetler dualarla giydirilir.O günün akşamında ise, kız tarafından ""Kına Gecesi"" yapılır. Kına gecesine sadece kadınlar iştirak eder.Bur da önce kadın oyunları çıkartılarak eğlenilir.Arkasından gelin olunacak kıza kınası yakılır.Sonuna doğru toplulukça gelin kız türkülerle ağlatılmaya çalışılır.

Perşembe günü sabahı kız tarafınca hazırlanmış çeyiz, erkek evinden gelen taşıtlara yüklenerek götürülür.Toplu halde çeyiz götürmeye ""Seysana"" adı verilir.O gün öğle namazından sonra erkek tarafında oluşan kadın ve erkek topluluğu gelini almaya gelirler.Kız hazırlanmış ise ağıtlar arasında evden çıkarılır.Uzunca bir yol dolaştırıldıktan sonra erkek evine getirilir.Gelin girerken kapı eşiğinde kurban kesilir.Damat veya babası tarafından ""Saçı"" denilen metal para ve leblebi karıştırılarak, gelinin üstünden saçılır.Gelin eve girdikten sonra kadınlar arasında eğlenceler devam eder.Aynı zamanda komşu ve akrabaların getirmiş oldukları hediyeler geline takılır.Perşembe akşamı gerdek anıdır.Gerdeğe girmeden önce damat abdest alır, yatsı namazına gider.Camii den çıktıktan sonra cemaatle toplu olarak dualarla damat eve getirilerek gerdeğe sokulur.Gerdek başarı ile sonuçlandığında silah atma geleneği vardır.

Cuma günü, ""Kakül Kesme"" günüdür.Öğleye doğru erkek evinde kadınlar toplanarak gelinin kakülünü keserler.Bu tören genç kızlıktan kadınlığa geçişin başlangıcı olarak kabul edilir.Yine bu törende de kadınlar oyunlar çıkartarak eğlenirler.Bu topluluğun dağılmasından sonra düğün törenleri sona ermiş olur." "

Dost elinden gel olmazsa varılmaz
Rızasız bahçanın gülü derilmez
Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez
Gönülden gönüle giden yol gizli gizli" "

YÖREMİZ AĞZIYLA BULGUR GAYNATMA
 
Bulgur mu guzum. Bulgur nasıl gaynadılır söylüyecam sana. Gazanı ilânı goruh ortıya, ilkin elerik zârayı. Yıharıh temiz bi bohca sererik üstüne cıharrıh zârayı. Sona ilânı tandırın üsdüne goruh. Saçmasını öne dokerik suyu da bolca gonur. Altını yaharıh gendi başına gaynayı gaynayı bişer. Noriyon diyene ""bulgur gaynatıyoh"" dirik. O iyice gaynayıncah şahır şahır gaynayıncah. Bi denenin içine bahacân hiç biyazı galmazsaçıkaracaan itaayı saplı tası elimize alırıh sufrayı sererik ilânlerinen ciharırıh damları süpürürük dama cıharır sererik. ondan gelli bulguru dinge götürürük dingi bir gözel silerik daşları temizlerik . Dingin daşı bulguru döne döne îce piricin gabından soyulduu gibi soyar. yiniden sererik ondan gilli savırırıh sonra sininin üstüne dokerik, ayıtlarıh gorüyonmu neadar işi var bulgur dir geçeller. Otururuh elerik çekilenden soona eledimizi ilâne yığarıh. duusünü başka ilaane yığarıh altının bi unu olur, onu da bi ayrı elerik. Kuplerimizi temiz bi bezinen ice bi silerih ondan gilli bohcayınan içine üvidiveririk üstünede çöreotu atarıh bereket olsun diyi azına ağız baanı goruh gapaanıda gapadırıh. ""Allah ağaz dadıynan gule gule yedirsin."" derik." "
TARHANA ÇORBASI:  Çeşitli tarhanalar yapılmakla beraber, yarma, nohut ve yoğurt ilavesiyle yoğrulup parçalar halinde kurutulduktan sonra yapılan tarhana çorbası en meşhur olanıdır.   DÜĞÜN ÇORBASI:  Tereyağının içinde salça kavrulduktan sonra suyu ilave edilir ve düğü içine bırakılır.(düğü:küçük taneli buğday)   KATMAŞ AŞI:  Daha önceden pişirilen yarma ve nohuta yoğurt ve soğuk su ilave edilerek yapılan soğuk çorbadır.   KESME ÇORBA:  Mantı hamuru kesilerek kurutulduktan sonra içerisine mercimek ilave edilerek yapılmasından sonra yüzüne yağ, salça, yarpuz, nane katılır.   SÜTLÜ ÇORBA:  Kaynamış bulgura ve düğüye süt ilave edilip pişirilir. " "

AĞ PAKLA (KURU FASULYE): Kışın çok yapılan ve çok sevilen bir yemek çeşididir. Pişirme şekli ile bölgesel özellik taşır. Beyaz fasulye, yağ ve kemikli et karışımı bir çömleğe konur ve çömlek, yufka ekmeğinin pişirildiği tandıra gömülür. Bu şekilde pişen yemek, kabı ve yeri dolayısıyla çok lezzetli olur. Özellikle kuru soğan ve turşu ile yenir.

NEVŞEHİR TAVA:  Kuşbaşı etin kendi yağı ile birlikte, domates, yeşil biber, sarımsak ve isteğe göre de patlıcan ilavesiyle toprak çanakta fırına verilerek pişirilmesidir.

ETLİ MANTI: Yöresel özellik taşır. Un, tuz, yumurta ilavesiyle yoğrulan hamur, bezileri ayrılır. Ekmek tahtasında yufka şeklinde açılır ve kare kare kesilir. Diğer taraftan kıyılmış soğan, kıyma, maydanoz ve baharat iyice karıştırılır ve çiğ olarak karelerin içine konarak hamur, köşelerinden kapatılır. Bir tencereye su konur ve kaynayınca, hamurlar suya bırakılır. Piştikten sonra suyu süzülüp tepsiye alınır. Sarımsaklı yoğurt ve salçalı yağ üzerine dökülerek yenir. İsteğe göre içine, önceden haşlanmış nohut taneleri konur.

SOĞANLAMA: Soğanın incecik kıyılıp kıyma ile kavrulmasıdır. Ayrıca ciğerle yapılır.

DIVIL: Haşlanmış patates ile bulgur iyice yoğrulup, küçük yuvarlak yapılır ve yağda kızartılır.

AYVA DOLMASI: Ayvaların içi oyulduktan sonra düğü ve kıyma karışımı ile doldurulur. Tepsiye dizilir ve pekmez ilavesiyle pişirilir.

ÇİÇEK DOLMASI: Kabak çiçeklerinin bulgur, yağ, soğan ilavesiyle doldurulup pişirilmesidir. Yine dolma olarak asma yaprağı, ve lahana da aynı şekilde doldurulur. Adı “sarma” olarak bilinir.

ZERDA PİLAVI: Kıyma, soğan kavrulur ve içine tuz ile baharat ilave edilir. Pirinç eklenir ve bol suda pişirilir. Hafif sulu olarak yenilen bu pilav yemeği, kışlık olarak hazırlanan yufka ekmeği ile çok leziz olur.

KIŞLIK YUFKA EKMEK: Yerli halkın çoğu yılda bir iki kez, dört-beş ay yetecek miktarda ekmek yapar. Bu iş, bir iki kişinin yapabileceği iş olmadığından imece usulüyle yapılır. Bağ ve bahçeden toplanan çalı, çırpı(Halk arasında buna “şaşma” denir) tandır başında hazır edilir. Bu arada hamur hazırlanır. İncecik açılarak tandır üzerine hafif kızartılır. Üst üste biriktirilen bu yufkalar, yeneceği zaman suyla hafif ıslatılarak bir örtüye sarılarak yumuşatılır ve yenmeye hazır hale getirilir. Ekmek yapım süresince mani, türkü, bilmece gibi eğlendirici sözlerle iş, cazip hale getirilir. Ev sahibi, komşu kadınları doyurmak zorundadır. O günkü yiyecek, tandır başında yapılan günlük gözlemelerdir.

KÖMBE:  Esmer (kepekli) undan yapılır. Mayalı olarak hazırlanan hamurlar yarım cm. inceliğinde, 10 cm. çapında açılır ve sacın üzerinde pişirilir. Diğer bir adı da bazlamadır. İçine, isteğe göre yine kışlık olarak hazırlanan çömlek peyniri veya kıyma konur.

ETLİK: Sonbaharda kesilen inek, dana veya koyuna etlik denir. Kesilen et, kışın kullanılmak üzere çeşitli şekillerde saklanır. Kemik kısımları tek tek ipe dizilir ve tuzlanarak kurutulur. Kışın yemeklerde kullanılır. Et kısımları ise kıyma yapılır ve yağ ile kavrulur; kışa hazır edilir.

SIZGIT:  Etler küçük küçük doğranarak yağ ile kavrulur. Tuzlanarak kışın kullanılır.


" "  Pazardan alınan yağlı peynirler tuzla ovalanarak çömleklerin içine sıkı bir biçimde basılır, ağız kısmı çamurla sıvanır ve güneş görmeyen rutubetli yerlerde bekletilir. Yenmeye hazır hale gelen çömlek peyniri sabah kahvaltılarında ve pide veya börek yapımında kullanılır. Oldukça hoş bir tadı vardır." "PELTE BULAMA: Un ve pekmezin pişirilip, üzerine ceviz ilave edilmesiyle yapılır.   AŞURE: Bulgur veya yarma, nohut, üzüm kurusu, çir (kayısı kurusu), çetene, nar, pekmez veya şeker ilave edilerek özellikle aşure gününde yapılır.   DOLAZ: Yumurta, süt veya su un ile iyice karıştırılır. Daha önceden yağ biraz ısıtılır ve karışım içine dökülür. İyice kavrulur. Lengere (yayvan bakır tabak) yerleştirilip üzerine şeker kestirmesi veya süzme bal dökülerek yenir" "Canlı Nevşehir Türküleri, Nevşehir Belediyesine teşekkürler...


Türkünün süresini ve ismini görmek için ok ile işaret edilen düğmeye tıklayınız.

Türkülerin isim listesini görmek için ok ile işaret edilen düğmeye tıklayınız.
" "Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Beslenme Uzmanı Doç. Dr. Funda Elmacıoğlu, çocuklara bal ve reçel yerine kara üzüm pekmezi yedirilmesini önerdi.

Doç. Dr. Elmacıoğlu, bal ve reçelin besleyici özelliği bulunmadığını belirterek, bal ve reçelin sadece iyi bir enerji kaynağı olduğunu söyledi.

Doç. Dr. Elmacıoğlu, ""Besleyici değeri olmamasına rağmen bal çok yüksek fiyattan satılıyor. Halbuki bal ve reçel yerine besleyici özelliği olan pekmez tercih edilmelidir."" diyor. Elmacıoğlu, bal ve reçelin adeta bir karbonhidrat deposu olduğunu ifade ederek, bunların yerine, çocuklara besleyici özelliği olan kara üzüm pekmezi yedirilmesi gerektiğini söylüyor: ""Pekmez çok daha faydalıdır; çünkü demir ve kalsiyum içerir.""

Doç. Dr. Elmacıoğlu, bal ve reçelin çok kolay sindirildiğini ve kana kolay geçtiğini, bu nedenle de acil enerji ihtiyacını karşılamakta kullanılabileceğini söyledi. Balın iştahlı, şişman ve şeker hastaları için uygun bir besin olmadığını belirten Doç. Dr. Elmacıoğlu, ""Bal, aniden kana geçerek kan şekerinin yükselmesine, sonra da düşmesine neden olur.

Bu nedenle kan şekeri ani düşenlerin baldan sakınmaları gerekir."" Dedi. Oysa balın yerine çok daha besleyici özelliği olan kara üzüm pekmezi alınabilir.'' diye konuştu.
 " "

Sosyal Güvenlik Uzmanı Ali Tezel, emeklilerin ve KEY'de hak sahibi olanların mirasçılarının da ödeme alabileceğini belirtti.

Ali Tezel'in internet sitesinde kaleme aldığı yazısında şu bilgilere yer veriliyor:

""1986 yılında kanunlaşan ve 1987 yılı ocak ayında başlayan “3320 sayılı Memurlar Ve İşçiler İle Bunların Emeklilerine Konut Edindirme Yardımı Yapılması Hakkında Kanunu”nun 1’inci maddesine göre;

T.C. Emekli Sandığı’ndan emekli, adi malullük ve vazife malullüğü aylığı almakta olanların kendilerine,

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile aynı Kanun’un Geçici 20’nci maddesine tabi ve 991 sayılı Kanun ile Sosyal Sigortalar Kurumu’na devredilen sandıklar mevzuatına göre yaşlılık veya malullük aylığı bağlanmış bulunanlara,konut edindirme yardımı yapılmıştır.

1-Vefat eden emeklilerin yakınlarına da KEY var
1987-1995 arasında hüküm süren KEY sadece çalışanlara işverenlerince verilmedi, emekliler için de devlet KEY ödemesi yaptı. Yani, T.C. kurulduğu günden sonra emekli olan ve 1987 ile 1995 arasındaki yılları emekli olarak geçirenlere KEY ödeneceği gibi bunlardan 1987 yılı ve sonrasında vefat edenlerin ise geride kalan mirasçıları da KEY alabilir.

2-T.C. numarasını ve KEY’i bulun, parayı alın
Bir başka yanlış bilgi ise geçmiş yıllarda vefat edenlerin T.C. (vatandaşlık) numarası olmadığıdır, herkesin ölmüş-ölmemiş herkesin bir vatandaşlık numarası var. Bu nedenle 1987 ve daha sonraki yıllarda vefat etmiş emekli yakınlarınız varsa http://tckimlik.nvi.gov.tr web sayfasından vatandaşlık (T.C.) numarasını bulun.

www.keyodemeleri.com sayfasından da adlarına KEY ödemesi var mı diye kontrol edin, varsa veraset (ölüm) ilamı ile mirasçıları gidip KEY paralarını alabilirler.

3-KEY’i çıkmayan emekliler ve yakınları itiraz etsin
KEY ödemesi web sayfasında vatandaşlık numarası ile isimleri çıkmayan emekliler ile vefat etmiş emeklilerin mirasçıları gidip 27 Ekim 2008 gününe kadar mutlaka itiraz etsinler. Emekliler ve yakınları için itirazlarda itiraz dilekçesi ekine belge konmasına da gerek yok. İtirazlarınızı da SSK, Bağ-Kur ve T.C. Emekli Sandığı yerine kurulan SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu) İl Müdürlüklerine yapacaksınız.

4-Sonuç...
Gördüğünüz üzere ister SSK’dan, ister Emekli Sandıkları’ndan emekli olanların adlarına da Emlak Bankası’na KEY ödemesi yapılmıştır. Bunlardan halen yaşayan emekliler gidip paralarını Ziraat Bankası’ndan alabilirler, adlarına KEY çıkmamış ise itiraz da edebilirler. Öte yandan, emeklilerden vefat etmiş olanlar varsa onlar da mirasçı olarak KEY parası alabilirler.

Vefat eden emeklilerin yakınları aldıkları, veraset (ölüm) ilamıyla, mirasçı sıfatıyla bankaya gidip gönül rahatlığıyla KEY paralarını alabilirler.""
(Milliyet)" "

 

 

 

 

 

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,
O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer.

Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak
Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna yarap ne güneşler batıyor.

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.

Mehmet Akif ERSOY

Ayrıntılı içerikleri buradan takip edebilirsiniz geltag.com' a teşekkür ederiz. tıklayınız" "

Kapadokya

Kapadokya bölgesi, doğa ve tarihin dünyada en güzel bütünleştiği yerdir. Coğrafik olaylar Peribacaları'nı oluştururken, tarihi süreçte, insanlar da, bu peribacalarının içlerine ev, kilise oymuş, bunları fresklerle süsleyerek, binlerce yıllık yaşlı medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır.

 

Roma İmparatoru Augustus zamanında Antik Dönem yazarlarından Strabon 17 kitaplık 'Geographika' adlı kitabında (Anadolu XII,XIII,XIV) Kapadokya Bölgesi'nin sınırlarını güneyde Toros Dağları, batıda Aksaray, doğuda Malatya ve kuzeyde Doğu Karadeniz kıyılarına kadar uzanan geniş bir bölge olarak belirtir.

Bu günkü Kapadokya Bölgesi Nevşehir,Aksaray, Niğde, Kayseri ve Kırşehir illerinin kapladığı alandır. Daha dar bir alan olan kayalık Kapadokya Bölgesi ise Uçhisar, Ürgüp, Avanos, Göreme, Derinkuyu, Kaymaklı, Ihlara ve çevresinden ibarettir.

Kayalara oyulmuş geleneksek Kapadokya evleri ve güvercinlikler yörenin özgünlüğünü dile getirirler. Bu evler 19. yüzyılda yamaçlara ya kayaların yada kesme taştan inşa edilmişlerdir.

Bölgenin tek mimarı malzemesi olan taş yörenin volkanik yapısından dolayı ocaktan çıktıktan sonra yumuşak olduğundan çok rahat işlenebilmekte ancak hava ile temas ettikten sonra sertleşerek çok dayanaklı bir yapı malzemesine dönüşmektedir.Kullanılan malzemenin bol olması ve kolay işlenebilmesinden dolayı yöreye has olan taş işçiliği gelişerek mimari bir gelenek halini almıştır. Gerek avlu gerekse ev kapılarının malzemesi ahşaptır.

Kemerli olarak yapılmış kapıların üst kısmı stilize sarmaşık veya rozet motifleriyle süslenmiştir.Yöredeki güvercinlikler 19. yüzyılın sonları, 18. yüzyılda yapılmış küçük yapılardır. İslam resim sanatını göstermek açısından önemli olan güvercinliklerin bir kısmı manastır veya kilise olarak inşa edilmişlerdir. Güvercinliklerin yüzeyi yöresel sanatçılar tarafından zengin bir bezemeler, kitabeler ile süslenmişlerdir." "

Tazesi yaz mevsimi boyunca sofralardan eksik olmayan üzümün yuvarlak çekirdeksiz çeşidi kurutularak yıl boyu tüketilir. Üzüm meyvesini veren asma bitkisi fundagillerdendir. Üzüm asmasının anayurdu Anadolu?dur. Burada yapılan araştırmalar sonucu M.Ö. 3000 yıllarında bağcılık yapıldığına ilişkin bulgulara rastlanmıştır. Salkımlar halinde olgunlaşan üzüm meyvesinin kabuğu bitkinin çeşidine göre beyaz, siyah ya da bu iki rengin farklı tonlarından oluşur. Gene üzüm çeşitlerine göre ince ya da kalın kabuklu ve kokulu olanları vardır. Yuvarlak çekirdeksiz tane üzüm kurutularak tüketildiği gibi hoşaf ve çeşitli tatlıların yapımında kullanılır. Bazı türlerinden kaliteli şaraplar elde edilir. Bunun yanı sıra pekmez, şıra, sirke, meyve suyu ve rakı gibi alkollü içkilerin yapımında da kullanılır. Anadolu'da bağcılık yapılan yerlerde elde edilen pekmezden bulama, sucuk vb yan ürünler de elde edilir. Taze üzüm, fosfor, kalsiyum, sodyum, magnezyum, folik asit içerdiği gibi zengin bir potasyum kaynağıdır. A, B1, B2, B3, B6, C ve E vitamini açısından da zengindir. Sindirim sorunu olanlara iyi gelir. İçerdiği tanen gibi maddelerle bazı virüs ve bakterilere karşı savaşır. Diş çürümelerini önler. Kanser riskini azaltır. Çok şekerli bir besin olduğu için şeker hastalarının bir uzmana danışarak tüketmesi önerilir.

lezzet.com.tr" "Üzüm Çekirdeği (Vitis vinifera); bioflavonoidlerin proanthocyanidin adlı benzersiz bir tipini içerir. Bu çok özel bioflavonoid keşfedilen en kuvvetli doğal antioksidan' lardan biridir. Antioksidanlar en etkin anti-aging (yaşlanmayı geciktirme) gereçlerinden biridir Antioksidanların yardımı ile hastalıkların oluşumu önlenebilir, hormonal denge korunabilir, yaşlanma süreci geciktirilebilir. Bu da üzüm çekirdeğinin önemini ortaya koymaktadır. Üzüm çekirdeği antioksidan olmasının yanı sıra bağ dokusunu güçlendirir. Cildi daha sıkı ve elastiki yapar. Yaşlılık lekelerinin tedavisinde yararlıdır. Daha az kırışıklığa neden olan kan damarlarının genişlemesi ve kasları rahatlatma konusunda etkilidir. Üzüm çekirdeği yüzde 90 PCO (Proanthocyandin) içermektedir. PCO ekstresi son derece geniş farmakolojik aktivite göstermektedir. Alerjilerin ve saman nezlesinin bitkisel tedavisinde geleneksel olarak kullanılmaktadır. Enzim dejenerasyonuna karşı immun hücrelerin korunmasında, immün sistem (bağışıklık sistemi) ve dolaşım fonksiyonlarını desteklemede ve uygun cilt hastalıklarında besin takviyesi olarak üzüm çekirdeği kullanılmaktadır.Üzüm çekirdeği ekstresi, artrit ve alerjiler gibi yaygın hastalıkların tedavisinde kullanılan bir anti-iltihapsaldır. Artrit durumunda serbest radikal hasarın, bu hastalığa eşlik eden eklem ağrısında ve şişmelerde payı vardır.  Üzüm çekirdeği ekstresi, hücre zarlarını güçlendirir ve hücreleri oksidatif hasardan korur.  Serbest radikaller hücre ve dokulara oksidatif zarar verirler. Serbest radikallerin neden olduğu zarar, en basit anlamda yaşlanma olarak tanımladığımız şeydir. Serbest radikallerden uygun şekilde korunmazsanız, çok daha hızlı yaşlanırsınız, eklemlerde bükülme zorluğu ve cilt sarkması da hızlanır. Serbest radikallerin zararı ayrıca, yaşlanmayla birlikte gelen artrit (mafsal-eklem iltihabı), alerji, dolaşım bozuklukları, şeker hastalığı, karaciğer sirozu, kalp hastalıkları, damar tıkanıklığı gibi dejeneratif hastalıklarda da rol oynar. Üzüm çekirdeği, güçlü bir antioksidan ve serbest radikal temizleyicisidir. Serbest radikaller, normal hücrelere saldırabilen, onları harap eden ya da mutasyona uğratan dengesiz oksijen molekülleridir. Serbest radikal hasar, kansere eşlik eden bir çeşit hücre büyümesine yol açabilir. Bu anlamda üzüm çekirdeği iyi bir kanser savaşcısıdır. C vitamini kendi başına güçlü birantioksidandır fakat çalışmalar üzüm çekirdeği ekstresi gibi proanthocyanidinlerle birlikte çok daha etkili olabileceğini öne sürer. Gerçekte Japonya' da Nagazaki Üniversitesi  araştırmacılarına göre test tüpü çalışmaları, üzüm çekirdeği ekstresindeki bioflavonoidlerin C vitamininden daha güçlü antioksidan aktiviteye sahip olduğunu göstermiştir.(Referans9). Bazı çalışmalar üzüm çekirdeği ekstresi gibi antioksidanların, arterlerde plak ya da yağ birikimlerinin oluşmasına katkıda bulunabilecek düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) ya da ""kötü kolesterol"" gibi kan lipitlerinin oksidasyonunu önleyebileceğini doğrulamıştır. Bu özelliği ile üzüm çekirdeği kalp sağlığımızın korunmasında önemlidir. Kılcal damarlar, serbest radikal hasar tarafından kolayca harap edilebilecek minik kan damarlarıdır. Ek olarak hücreler yaşlanırken, kolajen (Collagen: Kılcal hücreler de dahil hücrelerin onarımında ve büyümesinde önemli olan bir protein lifi) kaybeder. Zayıflayan kılcal damarlar, kolay morarmaya ve varis geliştirmeye yatkın hale gelir. Üzüm çekirdeği ekstresi, kılcal damarları güçlendirmeye iki şekilde yardım eder. Üzüm çekirdeği ekstresi, serbest radikal saldırıdan koruyarak kılcal damarların zayıflamasını önlemeye yardım edebilir. Ayrıca C vitamini kolajenin üretimi için gerekli olduğundan ve üzüm çekirdeği ekstresi C vitamininin performansını geliştirdiğinden dolayı kolajen üretimi ile de ilgilidir. Üzüm çekirdeği ekstresi, artrit ve alerjiler gibi yaygın hastalıkların tedavisinde kullanılan bir anti-iltihapsaldır. Birçok bioflavonoid, iltihaplanmayı teşvik eden bazı enzimlerin salınımını baskılar. Artrit durumunda serbest radikal hasarın, bu hastalığa eşlik eden eklem ağrısında ve şişmelerde payı vardır. Bu özellikleri ile de üzüm çekirdeği sağlıklı kan dolaşımı konusunda önemlidir.      " "

M.Ö. 1800-2000 yılları arasında bu bölgede; Hititler Frigyalılar, Lidyalılar ve Roma İmparatorluğu bölgeye hakim olmuştur. İslam dininin yayılmaya başladığı yıllarda Bizanslılarla ile Müslüman Araplar 8. ve 9. yy lardan başlayarak 300 yıl süreyle bu bölgede egemen oldular. Anadolu Selçuklu devletinin yıkılmasıyla Bölgeye Karamanoğulları, Dulkadiroğullari ve Osmanlı İmparatorluğu hakim oldular. Acıgöl, oğuzların Kaçar boyundan olan Horasan Erenlerinden Piri Bey tarafından 1525 yılında kurulmuştur. Konya ilinin sınırları içinde olan Işıklar yaylasında dergah açan Horasan erenlerinden Hıdır Işık isimli Türkmen Dervişinin soyunda gelen Piri Bey ve Obası Acıgöl'e ilk yerleşenlerdendir. Acıgöl 1870 yılında Kırşehir sancağına, 1902 yılında Ankara iline bağlanarak sancaklardan biri oldu. Kurtuluş savası başlamadan Niğde Mutasarrıflığı içinde yer alarak kongrelere delege göndermiştir. 5 Eylül 1919 Sivas Kongresine bu bölgeden Dellal Zade Osman Bey temsilci olarak gönderilmiştir. Cumhuriyet kurulduktan sonra Niğde il durumuna getirildi. Acıgöl'ün bağlı bulunduğu Nevşehir 6429 sayılı kanunla ve TBMM kararıyla il haline getirilmiştir. 1952 yılına kadar mütevazi bir Köy olan Acıgöl, Bu tarihten sonra Belediyelik olarak Nevşehir'e bağlı bir Kasaba olarak kaldı.
4 temmuz 1987 yılında 19507 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan TBMM kararıyla ilçe oldu.

İLÇENİN:
Nüfusu : İlçe Merkezi=6,702 İlçe Genel Toplamı=24,844’ dür.
Rakımı : 1250 Metre
Mahalleleri : Bahçeli Mah, Cumhuriyet Mah. Çayırlı Mah. ve Yukarı Mahalleleridir.
Kasabaları : İnallı, Karapınar, Kurugöl ve Tatlarin'dir
Köyleri : Ağıllı, Bağlıca, Çullar, Karacaören, Kozluca, Tepeköy, Topaç ve Yuvadır.
Acıgöl Merkezinde yer altı şehri, civarındaki bölgelerde sığınağa benzeyen eski barınma yerleri, Ağıllı köyüne yakın bölgede M.Ö 800 yılına ait 8 satırlık Hitit yazıtları ile bu bölgeye yakın kepez mevkiinde yer altı şehrine benzeyen kalıntılar bulunmaktadır. Ayrıca Acıgöl isminin alındığı kurumuş olan göl, 1. derece Sit alanı ilan edilmiştir
İlçe Hasan ve Erciyes dağları arasındaki yüksek platoda yer almakla beraber karasal iklim hüküm sürmektedir. Halkın geçim kaynağı tarım ve ticarettir.
İlçe genelinin okuma yazma oranı yaklaşık %80’dir. İlçe Merkezinde 4 adet İlköğretim okulu ve 2 adet lise bulunmaktadır.
İlçe hakkında ayrıntılı bilgi www.acigol.bel.tr adresinde mevcuttur." "

Nevşehir’in 18 km kuzeyinde olan Avanos’un antik dönemdeki adı “Venessa’dır. Çok sayıda çanak çömlek atölyesi bulunan ilçede seramik yapım geleneği Hititlerden beri süregelmektedir. Kızılırmağın getirdiği kırmızı toprak ve milden elde edilen seramik çamuru, avanoslu seramik sanatçılarının elinde şekil almaktadır. Avanos yakınlarında, Kızılırmak’ın hemen kenarındaki bir Roma mezarlığında ele geçen mermerden lahit, Merkez Kapadokya Bölgesi’nde bugüne kadar ele geçen tek lahit olması açısından ilginçtir. Lahit, 1971 yılında tesadüfen ortaya çıkmış, semerdam biçimindeki kapağı kimliği tespit edilmeyen şahıslarca açılmış ve içindeki buluntular ne yazıkki çalınmıştır. Ceset üzerinde yapılan patolojik ve paleoantropolojik araştırmalar sonucunda lahitin, saçları kına ile boyanmış bir kadına ait olduğu anlaşılmıştır.

Avanos’ta 13.yüzyıl Selçuklu dönemi’ne tarihlenen Saruhan Kervansarayı ve Alaaddin Camii bulunmaktadır.

Avanos’a 5 km, Paşabağlarına 1km, uzaklıktaki Zelve, Aktepe’nin dik ve kuzey yamaçlarında kurulmuştur. Üç vadiden oluşan Zelve Ören Yeri, peribacalarının en yoğun olduğu yerdir. Vadideki peribacaları sivri uçlu ve geniş gövdelidir.

Uçhisar, Göreme, Çavuşin’de olduğu gibi kaya oyma mekanlardaki trogloditik yaşamın ne zaman başladığı bilinmeyen Zelve, özellikle 9. ve 13.yüzyılda hıristiyanların önemil yerleşim ve dini merkezlerinden biri olmuş; aynı zamanda rahiplere ilk dini seminerler de bu yörede verilmiştir.

Yamaçların dibinde yeralan ‘Direkli Kilise’ Zelve’deki manastır hayatının ilk yıllarına aittir. Kilise süslemelerinde tercih edilen kabartma haçlar daha çok ikonoklastik düşünce ve yakındani lgilidir. İkonoklastik Dönem öncesine tarihlenen Balıklı, Üzümlü ve Geyikli Kiliseler vadinin önemli kiliselerindendir.

1952 yılına kadar iskan edilmiş vadide manastır ve kiliselerden başka yerleşim yerleri iki vadiye açılan tünel, değirmen, cami ve güvercinlikler bulunmaktadır.

Binlerce yüzyıldan beri insan toplulukları meyva toplayıcılığı ve balık avcılığı yaparak geçinmişler, dolasıyla suya olan hayati bapımlılıklarından dolayı da nehir kenarlarına yerleşmişlerdir.Bu bağlamda Kızılırmak, bu tarihi görevini sessizce yerine getirmiştir.Arkeolog Kemal T.Türkmen'in bulgularıda bunu doğrulamaktadır.

Avanos'un bilinen tarihi ilk Bronz Çağı'ndan itibaren başlar.Bu bilgilerimizi Topaklı Höyük Kazıları'na borçluyuz.İtalyanlar'ın 1967'de başlattığı kazılarda ilk Bronz Çağ'dan Bizans Dönemi'ne kadar sürekli oturum yeri olduğunu gösteren 24 arkeolojik kat ortaya çıkarılmıştır.

J:C:Gardin ve P. Garelli; M.Ö 19.yüzyılların başlarına ait,Asurlular'ın ticaret yollarını incelerken,ticari sınırların İncesu, Aksaray,Konya,Bor ,Niğde ve Ereğli bölgelerine kadar uzandığını tesbit ettiklerinde Nenessa ve Waşhania'nın bu bölgenin sınırları içinde olduğunu gördüler.Ayrıca tabletler, iki asurlu tüccarın Kaneş'ten (Kayseri - Kültepe) Buruşhattum'a (Acemhöyük) 4 günde gitmek için sürekli Waşhania, Nenessa ve Ullama'dan geçtiklerini yazmaktadır.1926'da da dilbilimci Emile FORRER, Boğazköy Hitit Kraliyet Arşivler'inde yaptığı araştırmalar sırasında bir tablette ZUWİNASA şehrinin adını okudu Nenessa ve Zu-Winasa, N.Thierry'nin çalışmalarına göre, Venassa ve Avanos'a dönüşmüştür.Osmanlı belgelerinde Avanos, ""Enes"", ""Evenez"" olarak geçer"

Nevşehir-Niğde karayolu üzerinde eski adı Melegobia olan Derinkuyu Nevşehir’e 29 km uzaklıktadır. Akarsuyu ve gölü bulunmayan bu ilçenin içme suyu 60-70 m derinlikteki kuyulardan temin etmesinden dolayı “Derinkuyu” olarak adlandırılmıştır.

Bu ilçenin en önemli özelliği, yerin altına oyulmuş oldukça geniş alanlara yayılan yeraltı yerleşimidir. Derinkuyu’da ayrıca yeraltı yerleşiminin güneyinde yer alan XIX. yüzyıla ait ortodoks kilisesi ve Cumhuriyet Mahallesinde tüf kayaya oyulmuş Aya Meryeros Manastırı da bulunmaktadır.

İlçenin ne zaman kimler tarafından kurulduğu bilinmemekle beraber İlçe çevresinde bulunan tarihi kalıntılara bakılarak ilk gelen Kavimin Hititler olup kesin tarihi bilinmemektedir.Hititlerden sonra sırasıyla Frigler, Lidyalılar, Persler, Makedonya Krallığı, Romalılar, Bizans İmparatorluğu ve son olarak Osmanlı imparatorluğu egemenliğinde kalmış ve Cumhuriyetin ilanı ile bugünkü halini almıştır.İlçe 1777 yılında kaza merkezi haline gelmiş ve Belediye kurulmuştur.İlçe Frigler zamanında Zorapasos, Yarapussan, Arabissus, Arabsun gibi çeşitli isimleri alması çeşitli kavimlerin istilasında kaldığını göstermektedir.

İLÇENİN BEŞERİ VE SOSYAL DURUMU
İlçenin 2000 yılında yapılan son Nüfus sayımına göre Nüfusu 9380 dir. Yüzölçümü ise 931 km2 olup Denizden yüksekliği ise 885 m.’dir.
İlçe Nevşehir’e bağlı 7 ilçeden birisidir.İl merkezi Nevşehir’e 18 km’dir.Komşu İlçe olan Avanos ‘a 24, Hacıbektaş’a ise 27 km. asfalt yolla bağlıdır.Ankara 270 Kayseri 120 km. olup her gün Ankaraya sabah ve öğleyin 1 seyahat firması tarafından otobüsü seferi düzenlenmekte olup,Nevşehir’e ise her saat başı ve yarım saatte bir olmak üzere otobüs seferi bulunmaktadır.

İLÇENİN TARIMSAL VE SANAYİ YAPISI
İlçenin sulak yerlerinde sebzecilik,meyvecilik sulak olmayan yerlerinde ise tahıl ve bağcılık tarımı yapılmaktadır.Bağlardan elde edilen kaliteli ve yüksek bomeli yaş üzümleri şira,sirke ve şarapçılıkta kullanılır.kuru üzümleri ise Taskobirlik ve tüccarlarca satın alınır.

İLÇENİN TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİ
Tarihi yerlerinden Açıksaray ören yeri ilçeye 4 km. uzaklıkta Nevşehir Gülşehir asfaltı kenarında Volkanik tüflerden oyulmuş meskenler kiliseler manastırdan meydana gelmiş tam bir kaya köyü görünümünde olup bunu biraz ilerinde Sean Jean Kilisesi tamamlar.
Karavezir Camii ilçe merkezinde Karavezir Seyyid Mehmet Paşa tarafından 1780 yılında Mimar Ebubekir Halil Ağa’ya yaptırılan muhteşem kurşun kaplı bir Camii’dir.
Karavezir Medresesi İlçe merkezinde Camii karşısında 1777 yılında Karavezir Seyyid Mehmet Paşa tarafından bu bina bugün Kütüphane olarak Halka hizmet vermektedir.
Karavezir hamamı ilçe merkezinde Karavezir tarafından 1777 yılında yaptırılmış olup halen ilk günkü ihtişamını korumaktadır.
İlçenin turistik yerlerinden Mantarkaya Motel Kızılırmak kenarında restaurant yüzme havuzu gibi tesisleri ile ilçeye gelen yerle ve yabancı turistlere hizmet vermektedir.
Sadabat dinlenme parkı belediyeye ait olup tüm sosyal tesisleriyle Kızılırmak kenarında ilçe halkı ile komşu il ve ilçelerden gelen misafirler için ideal bir mesire yeridir.

İç Anadolu Bölgesinin orta Kızılırmak bölümünde, Nevşehir iline bağlı bir ilçe merkezi olan Hacıbektaş'ın eski adı Sulucakarayüyük'tür. Bakanlar kurulunun 12.12.1947 tarih ve 21454 sayılı kararı ile 01.01.1948 tarihinde Kırşahir iline bağlı bir ilçe haline getirilmiş iken 24.07.1954'te Nevşehir'e bağlanmıştır. İlçeye bağlı 30 köy bulunmaktadır.

Kurtuluş savaşımızın ilk yıllarında, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk Sivas'tan Ankara'ya giderken 22.23 Aralık 1919 tarihinde Hacıbektaş'ı ziyaret etmiş, ilçede bir gece konaklamıştır. Şu an konakladığı ev Kültür Bakanlığınca restore edilerek Atatürk Evi olarak ziyarete açılmıştır.

İlçede Hacı Bektaş Veli Müzesinin yanı sıra Çilehane, Beştaşlar, Dedebağ, Kadıncıkana, Bektaş Efendi Türbesi ve Arkeoloji, Etnoğrafya Müzesi halkın ziyaretine açık yerlerdir.

Her yıl 16 Ağustos Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri Belediyenin öncülüğünde düzenlenmektedir.

Kozaklı Nevşehir'in ilçesi. İlçe kaplıcalarıyla ünlüdür. Nevşehir' in yaklaşık 100 km kuzeyinde yer alan Kozaklı sağlık turizmi açısından önemli bir yere sahiptir. Kozaklı kaplıcaları, Alman Kaplıcaları Birliği sınıflamasına göre sodyumlu, kalsiyumlu, klorlu olup Ave C grubu şifalı sular grubuna girmektedir. Kozaklı kaplıcalarından iltihabı olmayan romatizmal hastalıkların, kireçlenmelerin, cilt hastalıklarının, kronik iltihaplı kadın hastalıklarının, damar sertliklerinin, mantar hastalıklarının tedavisinde başarılı sonuçlar alındığı gözlenmiştir.

Kozaklı, Nevşehir'in kaplıcalarıyla ünlü bir ilçesidir. İlçede 1'i merkez 4'ü kasaba, Kanlıca, Kalecik kasabası, Karasenir, Karahasanlı ve 25'i köy olmak üzere 30 yerleşim birimi mevcuttur. İlçe Nevşehir'e 90 km, Kayseri'ye 94 km, Kırşehir'e 84 km, Yozgat'a ise 85 km dir. Kayseri ve Nevşehir'e otobüs seferleri vardır. Ankara-Kayseri karayolu üzerinde bulunan Topaklı'ya Belediye minibüslerinin belirli saatlerde seferleri bulunmaktadır. İlçe 1954 yılında birbirine yakın mesafede bulunan Hamamorta, Buruncuk, Bağlıca ve Kozaklı köylerinin birleşmesi ile kurulmuştur.İlçede halen türbesi bulunan Kozoğlu adlı zat'ın kayalarla sıcak suyun etrafını çevirerek hamam yaptığını, hamamın çevre köylerin ortasında bulunması sebebiyle hamamorta adını aldığını Türbe taşlarındaki yazılardan öğreniyoruz. Taşların üzerinde yapılan incelemede, Kozoğlu adlı şahsın Selçuklular devrinde yaşadığı ilçenin adının bu zattan geldiği rivayet edilmektedir. İlçemizin 2000 yılında yapılan genel nüfus sayımına göre merkez nüfusu 7.556 kasaba ve köylerin nüfusu 18.376 ve ilçenin toplam nüfusu 25.932 dir. Yaz aylarında kaplıcaların dolması ve yurt dışında yaşayanların ilçemize gelmesi nedeniyle nüfus artmaktadır.

Termal Turizmi: Bölgemiz termal turizmi açısından da önemli merkezlerden birisidir. Kozaklı ilçemizde bulunan Termal Kaynak 105 santigrat derecede olup, kaplıca turizmi açısından çok büyük bir potansiyeldir. Kozaklı ilçesinde Turizm ve Belediye belgeli 21 adet otel ve motelde toplam 3966 yatak mevcuttur. İlçede 1996 yılında yapımı tamamlanan ve atıl durumda bulunan 250 yatak kapasiteli S.S.K. Grup Başkanlığı Fizik Tedavi ve Hidro Termal Sağlık Merkezi’nin özel sektöre devri için çalışmalar devam etmektedir. Merkez Termal Sağlık Turizmi açısından ileri düzeyde bir potansiyeldir. Son yıllarda turizm yatırımcılarının gözdesi durumunda bulunan ilçede, 4 ve 5 yıldızlı otel yapımına başlanılmış olup, bunlardan 5 yıldızlı 864 yataklı Rosa Resord Oteli işletmeye açılmış 940 yatak kapasiteli 5 yıldızlı Assos Termal, 5 yıldızlı Diva İbis 470 Yatak Kapasiteli, 4 Yıldızlı 324 yatak kapasiteli Grand Otel, 3 Yıldızlı 180 yataklı Buğra Termal ve 80 yatak kapasiteli Müstakil Apart Oteli yapım ve tamamlanma aşamasındadır.

TARIM:
İlçe ekonomisinde tarım önemli bir yer tutar. Ekilebilir alan miktarı 675210 dekardır. Tarım alanlarının % 7’ inde sulu tarım, % 93’ ünde kuru tarım yapılmaktadır.

HAYVANCILIK
İlçede hayvan varlığı ; dana 817, inek 1822, boğa 295 olmak üzere toplam 3934 büyük baş, 3205 küçük baş, tek tırnaklı 104, kedi-köpek 2025, kanatlı 244500 adettir.
TURİZM
İlçede sağlık turizmine yönelik olarak İl Özel İdare Müdürlüğüne ait 32 adet apart motel 160 yatak kapasiteli, İlçe Belediye Başkanlığına ait 37 adet apart motel 148 yatak kapasiteli, özel sektöre ait 524 apart motel ve otel 2096 yatak kapasiteli olarak hizmet vermektedir. Özetle, ilçemizde bulunan ve sağlık turizmine yönelik faaliyet içeren 18 adet otel ve motel 641 oda ve 2600 yatak kapasitesi ile hizmet vermektedir.
NÜFUS
İlçenin 2000 yılında yapılan genel nüfus sayımına göre merkez nüfusu; 3.845 erkek, 3.910 kadın olmak üzere 7.755’ dir. Kasabalar nüfusu 4.454 erkek, 4.126 kadın toplam 8.550’ dir. Köylerin nüfusu 3.330 erkek, 3.532 kadın, toplam 6.826’ dır.İlçenin toplam nüfusu ise 11.629 erkek, 11.568 kadın olmak üzere 23.197’ dir. İlçe nüfusunun % 29’ u köylerde, % 37’ i kasabalarda, % 34’ ü şehir merkezinde yaşamaktadır.İlçe nüfusunun % 50’ si erkek, % 50’ si kadın nüfustan oluşmaktadır.Nüfus yoğunluğu % 33’ tür. Ana dil olarak da % 100 Türkçe konuşulmaktadır.
SAĞLIK
İlçe merkezde 1 adet, köy ve kasabalarda ise 5 adet olmak üzere toplam 6 adet sağlık ocağı mevcuttur. Ayrıca 7 köyde sağlık evi vardır. 15.10.2001 tarihinden itibaren 112 Acil Servis hizmete başlamış olup, 24 saat esasına göre görev yapmaktadır.
EĞİTİM
İlçe genelinde okul durumu
Genel Lise 1
Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezi 1
İmam Hatip Lisesi 1
İlköğretim okulu (Merkez) 4
“ “ (Kasaba ve köy) 8
Öğretmen durumu
İlköğretimde 122
Ortaöğretimde 50
İlçe Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü tarafından köy ve kasabalarda ilçe merkezi dahil 29 değişik dalda 593 kurs açılmıştır. Bu kurslardan 5.221 kadın, 1.144 erkek, toplam 6.465 kursiyere belge verilmiştir.

ENERJİ
İlçeye elektrik TEK bağlantılı olarak 1971 yılında gelmiş olup, bütün yerleşim birimlerinde mevcuttur. İlçeye elektrik Avanos ilçesi Kalaba kasabası trafo merkezinden verilmektedir.
GÖL VE BARAJLAR
İlçede göl bulunmayıp, Doyduk köyünde inşasına 1998 yılında başlanan sulama barajı inşaatı devam etmektedir.
EKONOMİK DURUM
Halkın geçim kaynağını tarım, hayvancılık ve nakliyecilik oluşturmaktadır. İlçe nüfusunun yaklaşık % 15’ i Yurt dışında işçi olarak çalışmaktadır.İlçede 5 adet un fabrikası, 4 adet yem fabrikası, 1 adet tuğla fabrikası faaliyet göstermektedir. Ayrıca 244.500 tavuk kapasiteli 19 adet tavuk çiftliği mevcuttur.
ULAŞIM
İlçeye bağlı 4 kasaba ve 23 köyün yollarının tamamı asfalt kaplama olması nedeniyle her mevsimde ulaşım sağlanmaktadır. "

Köyümüzün video görüntüleri 21 Ağustos akşamı sitemizde yayınlanacaktır. Memleket hasreti çeken hemşerilerimizin bu görüntüler sayesinde az da olsa hasretlerini giderebileceğini düşünüyoruz. Köyümüzde çekim yapan hemşerilerimiz görüntüleri. info@dadagi-koyu.net veya hikmet@dadagi-koyu.net adreslerine gönderdikleri takdirde videolarımızın sayısı artacaktır Şimdiden bu konuda sitemize katkı yapacak tüm köylülerimize teşekkür ederiz. " "

 

 

Nevşehir’in 20 km doğusunda olan Ürgüp Kapadokya Bölgesinin en önemli merkezlerindendir. Göreme’de olduğu gibi tarihsel süreç içerisinde çok sayıda isme sahip olmuştur. Bizans Döneminde Osiana (Assiana), Hagios Prokopios; Selçuklular Dönemi’nde Başhisar; Osmanlılar zamanında Burgut kalesi; Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren de Ürgüp adıyla anılmıştır.

Ürgüp ve civarındaki ilk yerleşim antik adı Tomissos olan Damsa Çayı’nın doğusundaki Avla Dağı etekleridir. İngiliz Arkeolog Ian Todd’un burada yaptığı yüzey araştırması sonucunda çok sayıda obsidiyenden ve sileksten Paleolitik Dönem’e ait aletler bulmuştur. Daha geç dönemlere ait en önemli kalıntılar ise Ürgüp kasaba ve köylerinde bulunan Roma Dönemi’ne ait kaya mezarlardır.

Bizans Döneminde de önemli bir dini merkez olan Ürgüp, köy, kasaba ve vadilerindeki kaya kiliselerin ve manastırların piskoposluk merkeziydi.

XI. yüzyılda Ürgüp, Selçuklular’ın önemli kentleri Konya’ya ve Niğde’ye açılan önemli bir kale konumundaydı. Bu döneme ait iki yapı kentin merkezindeki Altıkapılı ve Temenni Tepesi Türbeleri’dir. Bir anne ve iki kızına ait olan ve XIII. yüzyılda yaptırılan “Altı Kapılı Türbe”, altı cepheli, her cephesinde kemerli pencereli ve üstü açıktır. Ürgüp’ün Temenni Tepesi’nde bulunan iki türbeden birinin, 1268 yılında Vecihi Paşa tarafından yaptırılan ve halk arasında “Kılıçarslan Türbesi” olarak da anılan Selçuklu Sultanı IV. Rüknettin Kılıçarslan’a, diğerinin ise III. Alaaddin Keykubat’a ait olabileceği düşünülmektedir. Ancak araştırmacılara göre bu olasılıklar oldukça zayıftır.

1515 yılında Osmanlı topraklarına katılan Ürgüp, XVIII.. yüzyılda Osmanlı Sadrazamı Damat İbrahim Paşa’nın kadılık makamını doğduğu kent olan Nevşehir’e (Muşkara) bağlaması nedeniyle ilk kez ikinci planda kalır. Ancak Paşa da Ürgüplüleri mağdur etmemek için Nevşehir yakınlarındaki Kavak köyünden yaklaşık 20 km bir yeraltı yolu ile su getirtir. Sokak ve meydanlara mermerden çeşmeler yaptırarak şiirlerini dönemin meşhur şairlerine yazdırmış, kitabelerini de en iyi ustalara kazıtmıştır. Bu kitabeli çeşmelerin sadece bir kaçı orjinal yerindedir.

Ürgüp’teki bir diğer önemli yapı da Rum Hamamı’dır. Rumca kitabesinden temelinin 1900’de atıldığı tüm halkın ortak çalışması sonucunda 1909’da tamamlandığı anlaşılmaktadır.

Şemsettin Sami 1888-1900 yıllarında yazdığı Kamus-ül Alem adlı tarih ve coğrafya ile ilgili eserinde Ürgüp’te 70 cami, 5 kilise ve 11 kütüphane olduğunu belirtir.

Ürgüp civarındaki Pancarlık, Üzengi ve Keşlik vadisi hem tarihi, hem de doğal değerleri olan vadilerdir.

Ürgüp Müzesi

1971 yılında açılan müze, Ürgüp ve civarından ele geçen fosil örneklerinin dışında Prehistorik, Eski Tunç Çağı, Hitit, Frig, Pers, Hellenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı Dönemi eseri mevcuttur. Müze de ayrıca yörenin mahalli kıyafetlerinin, eşyalarının ve silahların bulunduğu etnoğrafik seksiyon da bulunmaktadır. Ürgüp Müzesi’ne bağlı ören yerleri Mustafapaşa (Sinasos) Aios Vasilios Kilisesi, Manastır Vadisi Kiliseleri, Yeşilöz (AzizTheodor) Kilisesi ve Pancarlık Kilisesi’dir." "

 

 

 

 

 

 

Köyden ayrılırken büyük umuttuk
Düştük meşakkate köyü unuttuk
Bin bir çileyle bir mekân tuttuk
Gelin dostlar gelin köye gidelim
**********************
Gurbetten çıkan yollar uzanır
Gönül her pınardan suyunu alır
İnsan ah ederse Bağdat’a varır
Gelin dostlar gelin köye gidelim
************************
Nevşehirden Gülşehirden dadağıdan
Soğuk su içeriz suyun pınarlarından
Yeşil ormanların kenarlarından
Gelin dostlar gelin köye gidelim
*************************
Birlik meşalesi yansın içinde
Bunu görüyorum senin gözünde
Kendimize yakışacak biçimde
Gelin dostlar gelin köye gidelim
**************************
Gelemezsem selam söyle dostlara
Şahit oldum gözden akan yaşlara
İmrendim oyana uçan kuşlara
Gelin dostlar gelin köye gidelim
*************************
Seslendim kuşlara biraz bekleyin
Köyde kalanlara bir haber verin
Bizi soranlara selam söyleyin
Gelin dostlar gelin köye gidelim
************************
Dadağı adına bir dernek kurduk
Onun sayesinde birliği bulduk
Buna sevinirken hep gurur duyduk
Gelin dostlar gelin köye gidelim
**************************

" "

 

 

 

 

 

Baharda şenlenir,deresi çayı,
Kokusu başkadır benim köyümün
Unutturur adama kederi gamı
Havası başkadır benim köyümün

Akşam olur döner herkes evine
Can kurban inan ki benim köyüme
Aşıklar milleti derler soyuma
Özü bambaşkadır benim köyümün

Yeşil yeşil çamları var dağında
Göndelen dolanır her toprağında
Bahçesinde bostanında bağında
Yeşili başkadır benim köyümün

Köyümün ortasından akar ırmağı
Kıvrım kıvrım dolanır sular toprağı
Unuttum sanman size gelmeyi
Dostluğu başkadır benim köyümün" "

 

 

 

 

 

Kuş olup ta uçup gitsem
Kanatımı acıp gitsem
Bu ülkeden göcüp gitsem
Varacağım yer köyümdür

Bu yaş boşa dökülmez ki
Kök salmışım sökülmez ki
Bunca hasret çekilmez ki
Varacağım yer köyümdür

Her şey başka her şey garip
Hasret eyledi mustarip
Bu gurbet’e bir son verip
Varacağım yer köyümdür
" "

 

 

 

 

Eskiden bizim oralarda kadinlarinizin soyledigi bir turku vardi:

 

Karsi bagda sira,sira bademler.
Otursun aglasin yari gidenler.
Ne sen bana doydun ne de ben sana.
Kor olsun gurbeti icad edenler.

                            Naci Yücel" "

 

 

 

 

 

 BABAM

Nevşehir’den çıkıp yola düşmüşler
Anlatır dedemi rahmet dilerdi
Ne dağlar dereler aşıp gelmişler
Görülmemiş böyle hiç zahmet derdi

Yılları zor geçmiş sılaya hasret
Bu mudur tecelli onlarca mihnet
Kardeşleri vardı Mehmet'le Ahmet
Olsa da dargınlık hürmet ederdi

Babam yorgun gelir idi tarladan
Omuzunda heybesi elinde tırpan
Zifiri karanlık savurur harman
Rızkın tanesine hizmet ederdi

Abdestin alırdı namaz kılardı
Yorgun bedenine çare arardı
Koyun kuzu derken gün ağarırdı
Sofraya oturur da nimet derdi

Rabb’inden dilerdi haram yemezdi
İtikat kavimdi yalan bilmezdi
Dadaşın hasıydı zarar gelmezdi
Köylüsü komşusu zimmet ederdi

Daha neler neler çekmiş bilmeyiz
Bir de altı erkek dört tane de kız
Bunca ağır yükü taşır mıydı diz
Sabır sahibinden himmet dilerdi

Kaderi talihi alın yazısı
Bunlar bildiğimin daha yarısı
İki oğlumun da büyük babası
Görseydi sizleri ferahet ederdi

Günler aylar yıllar geçti de gitti
Çekildi bedenden gücü kuvveti
Gözünde yok idi bütün serveti
Ecel geldi aldı sohbet tükendi

Mutabıktı Hakka erdi de gördük
En tatlı canını verdi de gördük
Ömür fani imiş derdi de gördük
Mezar taşlarına nedamet derdi

Anam da göçünce yalan dünyadan
Gani gani rahmet olsun Mevlâ'dan
Haber gelmez oldu gayri sıladan
Bayram'ı da gurbet hasret tüketti
 
Bayram Erdoğan
 " "          DOST

Gurbetim gurbet ettiler

Hasret ikiye katlandı dost

Mihnetim mihnet ettiler

Gaybet ikiye katlandı dost

 

Bölündü gözde uykular

Izdırapla geçti yıllar

Yürü yürü bitmez yollar

Külfet ikiye katlandı dost

 

Canıma canan dilerdim

Yoktu ki başka dileğim

Sillesin yedim feleğin

Musibet ikiye katlandı dost                        Bayram Erdoğan

     " "

 

 

 

 

 

 

Nüfusu :241

Hane adedi :63

İdari durumu : Muhtarlık

Yöneticisi : Mehmet YILDIZ

EĞİTİM DURUMU : İlköğretim Lise

Bina türü : 1

Yapıldığı yıl : 1984

Derslik adedi : 3

Öğrenci adedi :24 İlçe Karavezir İ.Ö.Okuluna taşımalı sistemle eğitim öğretime devam ediyor

Kız : 10

Erkek : 14

Okur-yazar oranı : %97

ALT YAPI DURUMU :

Yol durumu : Asfalt

Köy içi Yolları : Kilitli Parke Taş (Beton Yol) Planlaması Yapıldı

Kanalizasyon : Planlaması Yapıldı

İçme suyu : Şebeke

P.T.T. : Otomatik telefon

Kadastro : Gördü

Cami – İmam : 1 Camii 1 İmam

Köy konağı : Var

EKONOMİK DURUMU :

Başlıca geliri 1- hububat 2- Bağcılık

Ekilebilir arazi : 3200 dekar

Sulu : 200 dekar

Susuz : 3000 dekar

Doğal kaynakları : Atıl vaziyette Kömür işletmesi" " Nüfusu : 671 Hane adedi : 167 İdari durumu :Muhtarlık Yöneticisi : Yaşar ÇELİKOĞLU EĞİTİM DURUMU : İlköğretim Lise Bina türü : 1 Yapıldığı yıl : 1962 Derslik adedi : 5 Öğrenci adedi : 88 Kız : 37 Erkek : 51 Öğretmen adedi : 3 Okur-yazar oranı : % 100 SAĞLIK DURUMU : Sağlık kuruluşu : Sağlık Evi ALT YAPI DURUMU : Yol durumu : Asfalt Köy içi Yolları : 2.000 M² Kilitli Parke Taş (Beton Yol )Yapıldı Kanalizasyon : %100'ü Tamamlandı İçme suyu : Şebeke P.T.T. : Merkezi otomotik telefon Kadastro : Gördü Cami – İmam : 1 imam 1 camii Köy konağı : Var EKONOMİK DURUMU : Başlıca geliri 1- Sebze 2- Şekerpancarı 3- Buğday Ekilebilir arazi : 13.300 Hektar Sulu :1.300 Dekar Susuz : 12.000 Dekar " "

 

 

 

 

 

Başlıca geliri:

1- Hububat

2- Bağcılık

3- Ekilebilir arazi : 7.170 dekar

Sulu : --

Susuz : 7.170 dekar

Doğal kaynakları : Taşkömürü işletmesi " "

Köyümüzün daha önce yarım olarak yayınlanmış olan köy içi video görüntüsünün bu kez tamamı videolar bölümünde yayına girmiştir izlemeniz dileğiyle." "

Hırka dağının doğusunda, Bağlı olduğu Gülşehir ilçesine 17 km uzaklıkta, kuzeyi ve kuzey batısı meşe ormanı, kuzey doğusu üzüm bağları, doğusu ve batısı tahıl tarım alanı olan küçük bir Türkmen köydür.  Antik yerleşimlere çeşitli tarihlerde ev sahipliği yapmış bir arazi üzerindedir. Henüz açılmamış bir antik tümülüs köyün doğusundadır." "

İslâm’ın beş temel esâsından birisi de Ramazan-ı Şerif ayında oruç tutmaktır. Oruç da namaz gibi bedenî bir ibadettir. Medine-i Münevvere’de Hicret’in ikinci senesi farz kılınmı?tır. Farziyyeti Kitap (Kur’ân-ı Kerîm), sünnet (Hz. Peygamber'in hadis-i ?erifi) ve icma-i ümmetle sabittir. Bu bakımdan oruç, muhkem bir farîza olup, inkâr eden kâfir olur.

Oruç (savm, sıyam) lügatta: İmsâk (tutmak) manasına gelir. Dinî ıstılahta ise: Niyetlenip tan yeri ağarmaya ba?ladı?ı zaman (imsak)’dan itibaren ak?am güne? batıncaya kadar hiç bir ?ey yememek, içmemek ve cinsî münasebette bulunmamak, demektir. İftar kelimesi de, oruç açmak, bozmak anlamındadır.
Ramazan orucunun farz olmasının sebebi: Ramazan ayına eri?mektir. Bir kimseye orucun farz olmasının ?artları ?unlardır:

1. Müslüman olmak: Kâfirler önce iman ile mükelleftirler.

2. Akıllı olmak: Oruç, delilere farz de?ildir.

3. Erginlik, bülû? ça?ına ermek: Erginlik ça?ına ula?mayan çocuklara farz de?ildir; fakat onları da güçleri ölçüsünde yava? yava? oruca alı?tırmak, heveslendirmek lâzımdır.

4-) Kâfirler diyarında yeni Müslüman olmu? olan kimsenin, orucun dinen farz oldu?unu ö?renmesi ve bilmesi.

Ramazan orucunun edasının farz olmasının ?artları:

1. Sıhhatli olmak:

Hasta olanlara da oruç farzdır; fakat hastalıkları oruç tutmalarına mâni ise, iyile?tikten sonra gününe gün kaza ederler.

2. Kadınlar hayız (ayba?ı, adet) veya nifas (lo?usa) halinde olmamalıdırlar:

Bu halde olan kadınlar oruç da tutmaz, namaz da kılmaz. Temizlendikten sonra ise sadece oruçlarını kaza ederler.

3. Mukîm olmak:

Evinden doksan km. uzakta, yolcu, misafir olanlara da oruç farzdır; fakat Ramazan’da her hâl-ü kârda oruç tutmaları gerekmez. İmkân bulurlarsa tutarlar, ya da Ramazan’dan sonra kaza ederler.

Orucun edasının sahih, yani tutulan orucun kabul olunmasının ?artları:

1. Niyet etmek:

Çünkü oruç, bir ibadettir. Niyetsiz ibadet olmaz. Ramazan orucuna niyet, hemen iftardan sonra veya ertesi gün ku?luk vaktine kadar herhangi bir anda yapılabilir. Oruç tutmak üzere sahura kalkmak da bir niyettir.

Asıl niyet, insanın kalbindedir. Ancak diliyle de: “Niyet ettim, Allah rızası için, Ramazan-ı Şerif’in yarınki orucuna.” derse, daha iyi olur. Zamanı tayin edilmi? adak oruçları ile nafile (farz veya vacip olmayarak, Allah rızası için tutulan) oruçların niyeti de böyledir; fakat Ramazan orucunun kazasına, keffâret oruçlarına, nafile olarak ba?lanılıp bozulan orucun kazasına ve zamanı tayin edilmemi? olan adak oruçlarına ise ancak, ak?am iftardan itibaren sabah tan yeri a?arıncaya (imsak) kadar niyet edilir. Ondan sonra edilemez.

2. Orucu bozan ve oruca aykırı olan (kadınlar için hayız ve nifas hali) ?eylerden uzak olmak:

Kadın hayız olursa orucunu bozar ve daha sonra kaza eder. Cünüplük hali, oruca mani de?ildir. Fakihler, cünüplükten temizlenmenin orucun sıhhatinin ?artı olmadı?ı üzerinde ittifak etmi?lerdir. Çünkü cünüplü?ün giderilmesi mümkündür, cünüp olarak sabahlayıp temizlenmeyen kimse yahut sabah vaktinden önce temizlenen hayızlı kadın, sabah vakti girdikten sonra yıkanırsa o günün orucu sahihtir.

Orucun rüknü:

Yeme, içme, cinsî vb. arzulardan, di?er bir ifadeyle orucu bozan ?eylerden kaçınmaktır.

Orucun hükmü:

Dinen farz olan borçtan kurtulmak ve ahirette büyük sevaba nail olmaktır.

Orucun Kısımları:

1. Tutulması farz olan oruçlar: Ramazan orucunun edası ve kazası, keffâret ve adak oruçları farz oruçlarıdır. (keffâret ve adak oruçları di?er bir fetvaya göre de vaciptir)

2. Tutulması vacip olan oruç: Ba?lanılıp da bozulan bir nafile orucu kaza etmek vaciptir.

3. Tutulması sünnet olan oruç: Muharrem ayının dokuz ve onuncu (A?ure) günü veya onuncu ve on birinci günü oruç tutmaktır.

4. Tutulması mendub olan oruçlar: Kameri ayların on üç, on dört ve on be?inci günleri, haftanın Pazartesi - Per?embe günleri, Şevval ayında (pe? pe?e veya ayrı ayrı) altı gün oruç tutmak. Hz. Davud (a.s)’ın yaptı?ı gibi gün a?ırı oruç tutma da mendubtur.

5. Tutulması nafile olan oruçlar: Farz veya vacip dı?ındaki, sırf Allah rızası için tutulan oruçlardır.

6. Tutulması haram olan oruçlardır: Ramazan Bayramı’nın birinci günü ile Kurban Bayramı’nın dört gününde oruç tutmak haram kılınmı?tır.

7. Tutulması mekruh olan oruçlar: Sadece A?ure günü oruç tutmak tenzîhen mekruhtur. Nevruz günü, yalnız Cuma ve Cumartesi gününü tayin ederek oruç tutmak mekruhtur. Ancak âdetine denk gelirse mekruh olmaz(Mesela; her Per?embe oruç tutmayı nezreden bir ki?i için Per?embe günü âdetten olur ve nevruz o yıl per?embeye denk dü?erse, ki?inin o günkü orucu mekruh olmaz.) Bütün seneyi oruçlu geçirmek de mekruhtur. Çünkü bu tür oruç, sahibini ya zayıflatır, ya da adet haline gelmi? olur. ibadet manası kalmamı? olur. En önemlisi de Efendimiz (s.a.v) böyle bir oruç tutmamı?tır ve tavsiye etmemi?tir. Yine kocasının izni yokken, bir kadının nafile oruç tutması da mekruhtur.

Ramazan ayı, Ramazan hilâl’inin görülmesi ile sahih olur. Havanın bulutlu olması sebebiyle Hilâl’in görülmemesi halinde ise Şa’bân ayının otuz güne tamamlanması gerekir. Hava bulutlu oldu?u zaman, Şa’bân ayının yirmi dokuzuncu gününü takip eden güne yevm-i ?ekk (Şa’bân ayının son günü mü, yoksa Ramazan ayının ilk günü mü diye ?üphe edilen güne) denir. Bu günde tereddüt eden ki?i; “Ben, bu gün Ramazansa, Ramazan orucuna, de?ilse nafile oruç tutmaya niyet ettim” diyerek oruç tutması mekruhtur. Ramazan ayını bir veya iki gün oruçla kar?ılamak, yani Şa’bân ayının son iki veya bir gününde oruç tutmak mekruhtur.

Şa’bân ayında tutulan nâfile oruçlara, en az üç gün önceden ara vermek gerekir. Bir İslâm ülkesinde Hilâl görülürse, di?er İslâm ülkelerinin de oruca ba?lamaları gerekir.

Oruç bir ibadet oldu?u için, her ne suretle olursa olsun ba?ladıktan sonra oruç bozmak günahtır. Bir ki?i, e?er orucu bozmu?sa hem bu günâhına tevbe - isti?far etmesi, hem de onu kaza etmek gerekir. Ramazan orucu, dinen geçerli bir mazeret olmadan bozuldu?u takdirde, ayrıca keffâret adı verilen, dünyevî bir ceza da vardır.

Oruçla İlgili Bâzı Fıkhî Kurallar :

-Halk, Şa’bânın yirmi dokuzuncu günü hilâli gözetlemelidir. Şayet hilâli görür iseler ertesi günü oruç farz olur. Hava bulutlu olup da hilâlin görülmesi mümkün olmadı?ı takdirde, Şa’bânı otuz güne tamamlar ve sonra oruç tutarlar.

-Ramazanda hasta olup da, oruç tutması halinde hastalı?ının artaca?ından korkan kimse, oruç tutmaz. İyile?tikten sonra tutamadı?ı günleri kaza eder.

-Ramazan orucu ister aralık verilmeksizin, ister aralıklı olarak kaza edilir. Şayet di?er Ramazan ayına kadar tehir edilirse ikinci Ramazan orucu tutulur ve kaza sonraya bırakılır. Fidye vermek icap etmez.

-Oruç tutma?a gücü yetmeyen ihtiyar oruç tutmaz. Tutamadı?ı her gün için keffâretlerde oldu?u gibi bir yoksulu doyurur. (Yâhut kıymetini verir.)

-Bir kimse nafile oruca ba?layıp sonra bozsa, kaza eder.

-Üzerine Ramazan kazası bulunan bir kimse, vasiyet edip de vefat etse, onun namına velisi her gün için bir yoksula fidye verir.

-Gebe ve emzikli kadın, kendine veya çocu?una zararı olaca?ından korktukları takdirde, oruç tutmayıp sonra kaza ederler ve fidye vermezler.

-Ramazan-ı Şerifte bayılan bir kimse, bayıldı?ı günden sonraki günleri kaza eder.

-Ramazanda hayız ve lo?usa olan kadın orucu bozar. Temizlendikten sonra kaza eder

-Ramazan gündüzünde seferden gelip de mukim olan kimse veya temizlenen hayız olan kadın, günün geri kalan saatlerinde oruçlu gibi hareket eder.

-Fecrin do?mamı? veya güne?in batmamı? oldu?u zannıyla yiyip içen kimse, tan yerinin a?ardı?ını ve güne?in batmadı?ını anlarsa, o günün orucunu kaza etmesi gerekir. Fakat keffâret lazım gelmez.

-Ramazan ayını Şa’bân ayının sonunda bir veya iki gün oruç tutarak kar?ılamak mekruhtur; fakat iki günde ziyade oruç tutmasında kerahet yoktur.

-Oruç tutmaya kuvveti olup da unutarak yemek yiyen bir kimseye, görenin hatırlatması gerekir. Hatırlatmaması mekruhtur. Oruçlunun unutarak yiyip içmesi orucu bozmaz. Hatırladı?ı zaman yemeyi içmeyi bırakıp orucuna devam etmelidir.

-tenasül uzvuna veya makâda (arka yol) ilaç, fitil vs. tutmak veya koymak kazaya sebeptir.

-Gerek gıda veya tedavi kastı ile olsun bir ?ey yiyip içmek orucu bozar hem kaza hem de keffâreti gerektirir.

-Az bir tuz yemek nasıl ki zevk veriyorsa, tuz gibi olup da azı zevk sebebi ?eyler yemek kefarete sebeptir; fakat yine tuz misali ço?u (mesela 5-10 ka?ık) zarar olabilecek ?eyleri yemek zevk olmayıp eza olaca?ı için sadece kazaya sebeptir. Yenmesi adet olmayan toprak, kil, odun, cam misali ?eyler yiyen bir ki?i bunu yemeyi adet edinmi? ve zevk alıyorsa o da kefaret gerektir; fakat zevk vermiyor ve adet edinilmemi? ise kaza gerektirir. Abdest dı?ında a?zı su ile yıkanırsa a?za alınan su tamamen çıkarılmalıdır. Bu hareketi çok zorda kalmadıkça yapmamalı ve mekruh sayıldı?ını bilmelidir.

-Keffâret: Üzerine kefâret irtikap eden ki?i, bu cezâyı ilk olarak; Mü’min veya ?ayr-i Müslim olan bir köleyi azat etmelidir. Buna gücü yetmez ise di?er yollara ba?vurur ki; günümüzde kölelik sınıfı olmadı?ı için, keffâreti olan bir ki?i do?rudan ikinci yolu yerine getirmelidir. İkinci yol ise: Araya bayram ve te?rik günleri girmemek ?artıyla pe?i pe?ine “iki ay” oruç tutmaktır. Şâyet buna da gücü yetmez ise atmı? fakiri sabahlı ak?amlı veya yüz yirmi sabah veya yüz yirmi ak?am doyurmak, yahut sabah ve ak?am yemeklerine kar?ılık aynen veya bedel olarak birer fıtır sadakası vermektir. Kefâret orucu iki kâmerî ayda aralıksız olarak ve Keffâret orucuna niyet edilerek oruç tutulmalıdır. Kefâret orucunu oruç tutmanın haram oldu?u bayram günlerine denk getirmemelidir. Kefaret için üç aylardan recep ve ?âbanı tercih etmek güzeldir. Orucun bozuldu?u gün içinde kefaretin dı?ında bir de kaza tutmak gerekir. Ramazan orucu, kefareti gerektirecek ?ekilde, birden fazla bozulduysa bile tek kefâret yeterlidir; fakat bozulan günler adedince kazada gerekmektedir.

Orucu Bozmayan Durumlar;

Hanefilere göre; bunlar ?öyle sıralanır:

-Unutarak yemek- içmek,

-Göze damla damlatmak yahut sürme çekmek de orucu bozmaz; fakat sünnet olan toz (ismid) sürmeyi genizden gelecek kadar çok kullanmamalıdır. İbn-i Mâce’de Hz. Âi?e’den, Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in Ramazan da oruçlu iken sürme çekti?ine dâir zayıfta olsa bir rivayet yer almaktadır.

-Kan aldırmak da orucu bozmaz. Çünkü Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz de ihramlı ve oruçlu iken hacamat yaptırmı?tır. ( A. İbn-i Hanbel ve Buharî (r.aleyh), İbni Abbas’tan rivayet etmi?lerdir.)

-Su ile ıslatılmı? da olsa oruçlu iken misvak kullanmak.

-A?ıza ve buruna su vererek gargara yapmak ve sümkürmek de orucu bozmaz; fakat bunları yaparken içeriye suyun girmemesi için mübala?a yapmamak gerekir.

-Serinlemek için yıkanmak, yüzmek, ya? bir elbise ile serinlemek, buruna kürdan veya benzeri bir çöp sokmak da yine orucu bozmaz.

-Bo?aza duman, un tozu gibi tozlar, sinek ve ilaçların tadının girmesi e?er oruçlunun kendi iste?i ve zorlaması ile olmazsa orucu bozulmaz. Çünkü bunlardan sakınmak veya kaçınmak mümkün olmayabilir.

-Di? çektirmek de orucu bozmaz; ancak kan yahut ilaçtan hiç bir ?eyi yutmamak gerekir.

-Erkeklik organından içeriye su, ya? ve benzeri sıvı maddeler akıtmak yahut nehre veya suya dalmak suretiyle kula?a su girmesi yahut kula?a bir çöp veya kürdan sokmak suretiyle kulak kirlerini çıkarmak orucu bozmaz. Ancak takvaya uygun olanı bunların hiçbirini yapmamaya gayret etmektir.

-Kendi kendine gelen kusmuk yahut a?ız dolusu da olsa bu kusma kendili?inden içeriye giderse sahih olan görü?e göre orucu bozmaz. Hanefilere göre: bir kimse kustu?unu yahut bir miktarını yutsa, bu da a?ız dolusu olsa ittifakla orucu bozulur, kazası gerekir.

-Di?ler arasındaki nohut tanesinden az olan yemek kalıntılarını yutmak da orucu bozmaz. Çünkü bunlar tükrük hükmündedir. Bu kırıntılar ekseriyetle sahur sonrası kalabilir. Asıl olan bunları imsakle yıkamaktır ve yıkamadı isek de yutmamaktır; fakat bir ki?i kasıtlı olarak a?zına nohut tanesinden küçük yiyecekler alıp da yutuyorsa orucu kaza etmelidir.

-Bir kimse cünüp olarak sabahlasa ve cünüplük gün boyunca devam etse de orucu bozulmaz. Ancak cünüplükten temizlenmek namaz kılmak için farzdır.

-Ramazan da gündüz vakti vücuda yapılan i?ne vücuda gıda verecek ve fayda sa?layacak bir ?ey ihtiva ediyorsa orucu bozar ve kaza gerektirir. En güzeli i?neyi ak?ama tehir etmektir.

-Gül, çiçek, misk yahut ho? kokuları koklamak orucu bozmaz.

Kaynak:Rehber Dergisi
"

Saygıdeğer Rehber okuyucuları! Bu ay sizleri, Allah’ın izniyle ve âcizane bilgilerimizle ‘‘Diyabet’’ halk dilinde “Şeker Hastalığı” konusunda bilgilendirmeye çalışacağız.

Diyabet nedir? Vücudumuzda bulunan şeker oranını ayarlamakla görevli pankreasın insülini az ya da hiç salgılamayıp glukagonu çok salgılamasından ortaya çıkan şeker hastalığıdır. Normal şeker oranı ölçümle 70 -115 arasıdır. Bu orantı dışında olanlar, şeker hastalığı risk guruplarındandır.
Diyabetin iki tipi vardır. Kısaca açıklayacak olursak;
A) Tip bir diyabette insülin hiç salgılanmamaktadır. Yani bu hastalar sadece glikoz (şeker) oranı yükselince insülini sadece dışarıdan alabilmektedir.
B) Tip iki diyabette ise insülin az salgılanmaktadır. Bu durumda tip iki diyabetliler daha az insüline ihtiyaç duyarlar.
Abdullah İbnu Mes’ud (r.a) anlattığına göre ‘‘Rasûlullah aleyhisselâtü vesselâm buyurdular ki: “Allah (c.c) hiçbir hastalık indirmedi ki, şifasını da indirmemiş olsun.’’ Evet, Rasûlullah Efendimiz’in (s.a.s) buyurduğu gibi şeker hastalığının da tedavisi vardır; ancak bu hastalığın tedavisinde insanlığın bu gün ulaşabildiği bilgiler tam anlamıyla olmasa da bir tedavi önermekte ve tam olarak şifası yine Allah’ın lutfuyla inşallah ileriki zamanlarda keşfedilecektir.
Peki, günümüz imkânlarında tedavisi nasıl olmaktadır?
Öncelikle doktorun tavsiye ettiği diyete ve ilaçlara (tablet ve insülin) uymakla ve şu kurallara dikkat ederek tedavi sürdürülebilir:
1. Yemek yiyecek durumdaysanız (iştahsızlık, bulantı, kusma gibi şikâyetlerimiz varsa) insülininizi uygulamadan önce doktora başvurun.
2. Günde iki kez insülin yapıyorsanız, enjeksiyonların arası 10-12 saat olmalıdır.
3. Hiperglisemi riski açısından yanınızda beş (5) adet kesme şeker veya bir küçük kutu meyve suyu bulundurun.
4. İnsülin kaleminizi buzdolabına koymanıza gerek yoktur; ama diğer açılmış insülin kartuşlarını buzdolabınızın kapak kısmında saklayınız.
5. Kullandığınız insülin ismini mutlaka öğrenin, sadece doktor tavsiyesi üzerine farklı insülin kullanın.
6. İnsülin dozlarını kendiniz değiştirmeyin ve her gün aynı saatlerde uygulamaya dikkat edin.
7. İğne uçlarını en fazla iki kez kullanın.
8. Her kullanımdan önce insülin kaleminizin havasını iki kez çıkartın.
9. İnsülin yaptıktan sonra ana ve ara öğünlerinizi atlamayın.
10. İnsülinlerinizin son kullanma sürelerine dikkat edin.
11. Son kullanma tarihi geçmiş veya dolmuş insülinleri kullanmayın.
12. Kalem içindeki insülin kartuşunu açtıktan bir ay sonra değiştirin.
13. İlaçlarınızı doktorun önerdiği şekilde kullanın.
14. Aç karnına aldığınız ilaçtan sonra yemeğinizi atlamayın.
15. Kan şekerinizin küçük veya yüksek olması durumunda kendiniz doz değişikliği yapmayın.
16. Başkalarının kullandığı ilaçları almayın. Bu kurallara uyup diyetinize dikkat ettiğiniz sürece Allah’ın izniyle iyileşirsiniz. Şekerle karışık tatlı bir hayat yaşayacaksınız.
Diyet deyince doktorun tavsiye ettiği diyeti uygulamanız size hastalığınız konusunda olumlu sonuçlar verecektir. Örneğin; bir diyet listesi sunacak olursak:
Sabah: 08.00
1. Şekersiz çay
2. Kibrit kutusu kadar beyaz peynir
3. İnce dilim ekmek, domates, salatalık
Kuşluk Vakti: 10.00
1. Üç kepekli bisküvi
Öğle: 12.30
1. Izgara köfte kadar et (tavuk veya balık)
2. Sekiz (8) yemek kaşığı sebze yemeği, yağsız bol salata, ½ kâse yoğurt
3. Bir ince dilim ekmek, bir porsiyon meyve
İkindi: 16.00
1.Üç kepekli bisküvi
Akşam: 19.30
1. Öğle öğününde yenenler tekrarlanır.
Gece: 22.00
1. Bir su bardağı süt
2.Bir porsiyon meyve

Bu diyete, doktorun tavsiye ettiği diyete düzenli şekilde uyarak ve şifalı bitkilerden yararlanarak olumlu sonuçlar elde edebiliriz. Bunun yanı sıra aldığımız besinlerin 1200 kaloriyi geçmemesine dikkat etmeliyiz.
Hipoglisemi ve Hiperglisemi
Hipoglisemi: Özellikle insülin kullanan tip birde hipoglisemi (şeker düşmesi) görülüyor. Hipogliseminin çok uzun sürmesi beyin ölümüne neden olabiliyor.
Hipogliseminin Sebepleri: Gereğinden fazla insülin ve ilaç almak, öğün atlamak veya geciktirmek, ayrıca insülin enjeksiyonu yapılan kolu egzersizde fazla kullanmak.
Hipoglisemin belirtileri: Hastada soğuk terleme, çarpıntı, açlık hissi olur. Eğer hastanın şekerinin yükseltilmesinde acele edilmezse, ileriki dönemde sinirlilik, çarpıntı, konsantrasyon bozukluğu görülür.
Hipoglisemide Yapılması Gerekenler: Hastanın ilk olarak şekeri ölçülmelidir. Kan şekeri 70’in altındaysa şekerli sıvılar almak gerekir. Örneğin; 1 bardak meyve suyu veya 4 adet kesme şekerli su alınabilir. 10 dakika sonra şeker hâla düşükse 4 adet daha almak gerekir. Eğer hâla şekeriniz yükselmediyse en yakın sağlık kuruluşuna gidilmelidir. Şeker aldıktan sonra kan şekeri düzeyiniz 80’in üstündeyse ve ana yemek için öğün zamanı yakınsa hemen yemek yemek gerekir.
Hiperglisemi (şeker oranının yükselmesi): Şeker oranının 115 ten yüksek olması sonucu ortaya çıkar. Kısaca belirtileri: Çok yeme, çok su içme, sık idrar, baş ağrısı, çift görme, ağız kuruluğu gibi…
Hiperglisemi Sebepleri: İnsülin ya da ilaçları düzenli kullanmamak, şeker oranını yükselten fazladan besinler almak, stres, alkol gibi…
Hiperglisemi Tedavisi: Dinlenme, bol su içme, insülin ve ilaç kullanmak gerekir.


AYAK PROBLEMLERİNDEN KORUNMAK İÇİN NE YAPILMALI?

Her akşam ılık su ile yıkamak, parmak aralarını içine alacak şekilde tek kullanılmış kalın kâğıt havlu ile kurulamak, parmak aralarında mantar oluşmasını engeller. Yıkayıp kuruladıktan sonra parmak aralarında nemlendirici krem de sürebilir. Ayak tırnaklarınızı düz olarak ve etiniz önde kalacak şekilde kesmeli, ancak tırnak köşelerini derin kesmemelisiniz. Nasırlar için doktora başvurmalısınız. Çoraplarınızın lastikleri, giyildiğinde iz bırakmayacak sıklıkta ve dikişsiz olmalıdır. Ayağınızı terletmeyen pamuklu çoraplar tercih etmeli, sentetik çoraplar kullanmamalısınız. Çoraplarınızı her gün değiştirmelisiniz. Yeni ayakkabılarınızı ayak şeklinizi alana kadar kısa sürelerle alıştırarak giymeli ve ayakkabınızı çorapsız giymemelisiniz. Bağcıklı ayakkabı giymeniz faydalıdır. Yüksek topuklu, ucu açık dar ayakkabıları tercih etmemelisiniz. Çıplak ayakla dolaşmamalısınız. Ayağınızda en küçük bir yara oluştuğunda bile doktorunuza veya diyabet eğitimcinize başvurmalısınız. Günlük bakımda; muayene, ılık su ve sabun ile yıkama, kurulama, masaj, törpü önlemli noktalardır. Ayak bakımınızda kullandığınız malzemeler sadece size ait olmalıdır. Ayaklarınızı ısıtmak için çok sıcak su ile duş almalısınız. Damarlarınızın harabiyetini hızlandırıcı faktör olan sigarayı bırakmalısınız.


DİYABET TEDAVİSİNDE YENİLİKLER

Amerikan Diyabet Birliği kongresinde yeni bir ilacın piyasaya çıktığını ve Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu (FDA)’dan onay aldığını öğrendik. Bu ilaç sayesinde tip iki diyabetlilerin dışarıdan insülin kullanmasına gerek kalmayabilir. İlacın özelliği şu: Normalde bağırsaklarımızın üst kısmında salgılanan ve yemek yediğimizde pankreası uyararak insülin meydana getiren bir hormon var; ama tip ikililerde bu hormon çok yetersiz ya da hiç çalışmıyor. İşte bu yeni ilaç, hormonu uyararak pankreasta insülin üretilmesini sağlıyor.
Orta Amerika’da kullanılmaya başlayan Türkiye’ye henüz gelmemiş olan sprey insülin sayesinde de hastalara dışarıdan insülin enjeksiyonu yapmaktan kurtuluyorlar.

Kök hücre araştırmalarının, tip bir diyabet konusunda ümit verici olduğu izlenmektedir. Vücudumuzdaki kök hücreler, laboratuar ortamında pankreas hücresi oluşturacak şekilde işleme tabi tutulur. Daha sonra pankreasa aktarılan bu hücreler insülin üretirler. Farelerde üretilmesi sağlanan insülin henüz insanlarda yeterli araştırması yapılmadı. En erken beş yıl sonra yapılacağı tahmin edilmektedir.


ŞEKER ÖLÇÜMÜ YAPAN CİHAZLARDA YENİLİKLER

Son üç yıldır Türkiye’de kullanılan sürekli kan şekeri izleme sistemi (CGMS) adı verilen bir cihaz vardır. Bu cihaz, cilt altına yerleştirilerek günde 280 ölçüm yapabiliyor. Bu sayede hastalar parmaklarından günde birkaç kez ölçüm yapmaktan kurtuluyorlar.


ŞEKER HASTALIĞI TEDAVİSİNDE ETKİLİ OLAN ŞİFALI BİTKİLER

Yapılan araştırmalar; adaçayı yaprağının, nar ekşisinin, hububatın (kahverengi pirinç, kepekli ekmek gibi) ve buna benzer birçok şifalı bitkilerin Şeker Hastalığı’nı iyileştirmede katkısı olduğunu ortaya çıkarmıştır.
Sözün özü; ‘‘Midenin 1/3’ünü yemek, 1/3’ünü su, 1/3’ünü de hava ile doldurarak sofradan kalkmak daha uygundur.’’ nebevî tavsiyesine ve ümmetine çok düşkün olan merhamet membaı Rasûlullah Efendimizin sünnetine tabi olarak, yukarıda belirttiğimiz önerileri de uygulayarak Allah’ın izniyle şekerle barışık tatlı bir hayat yaşayabilirsiniz.
Ayrıca, faydalanacağınızı düşündüğümüz, www.diyabetim.com internet adresinden ve tip iki diyabetlilerin faydalanacağı ücretsiz 0800 211 71 13 numaralı telefon hattından hastalığınız hakkında bilgi edinebilirsiniz.

Kaynak: Rehber Dergisi "

Geceyi, gündüzü; ayı, yıldızı; küçücük bir sıvıyken kocaman bir insanı yaratan; arıda balı, yılanda zehri, kuru daldan kırmızı gülü, file rızk verip karıncayı unutmayan el-Vehhab (c.c.) olan Allah'ım! Sana hamd ü senalar olsun!....

Ey Allah'ım biliyoruz ki Sen bizleri de unutmuyor ve her birimize ayrı ayrı ,tıpkı bir annenin çocuğunun üzerine titrercesine, rahmet indiriyor, görüp gözetiyorsun!... Ellerimizi tutturuyor, beynimizi çalıştırıyorsan ve günahkâr olmamıza rağmen bize şefkâtle muamele edip, gelmemizi bekliyorsan ve yine Senden gelen bir vesileyle Sana geliyorsak bu Senin yüceliğini ve rahmetini göstermez mi? Peki ya neden anlayamıyoruz dönüşün Sana olacağını?

Bir gün, öğretmen sınıfta hayat bilgisi dersinde çocuklara, dağlar, ovalar, çiçekler ve böcekler hakkında bilgi veriyordu. Meraklı öğrencilerden birisi: ""Öğretmenim, bunlar nasıl oluşuyor? Yani nasıl meydana geliyor?"" diye sordu. Öğretmen: ""Kendi kendine meydana eliyor."" cevabını verdi, zil çaldı. Çocuk gizlice tahtaya öğretmenin hoşuna gitmeyecek bir yazı yazıyor. Öğretmen sınıfa girdikten sonra: ""Bu yazıyı kim yazdı, çabuk ortaya çıksın!"" diye bağırıyor, çağırıyor; o sırda bir çocuk: ""Öğretmenim tebeşir uçtu ve yazıyı yazdı."" diyor. Öğretmen daha da sinirlenip bunun olamayacağını, tebeşirin hiçbir sebep ve etki yokken yazı yazamayacağını ve uçamayacağını söylüyor. Öğrenci: ""Ama öğretmenim bu kocaman dağlar, ovalar, ağaçlar kendi kendine oluşuyor da, şu küçücük tebeşir neden yazı yazamasın?"" diye cevap veriyor.

Ya Rabb'i! Ya Rabb'i! Ya Rabb'i!

Ne zaman anlayacağız Senin kudretini!.... ""Ben hiçbir yere sığmam; fakat kulumun gönlüne sığarım."" diyen güzel Allah'ım! Bizleri ne kadar seveceksin, biz seni sevince aslında. Hâlbuki biz kulların, sevdiğimiz birine yaranabilmek için gece gündüz çalışırken, Sana yaranabilmek, Seni hoşnut edebilmek için yoldan bir taş bile kaldırmamız gafletimizi anlatmaya kâfidir.

El-Bârî (c.c.) olan Allah'ım! Arkadaşlarım yüzümdeki sivilcelerden dolayı beni horlayıp aralarına almazken Sen bizlere: ""Gel kulum! Ben seni böyle de severim yeter ki (Lâ ilâhe illâllah) de ve Rasûlullah'ın yolundan git."" diyerek bizlere rahmet kapılarını açıyorsun! Bizler bir şeye öfkelenip sinirlendiğimizde, hoşumuza gitmeyen bir şey olduğunda hemen karşımızdakine karşılığını vererek onu cezalandırmayı ister ve hatta daha da öteye gideriz, bazen de aynı muameleyi görürüz.

El-Halim (c.c.) olan Allah'ım! Ama Sen her zaman bizden af dilememizi, Sana elimizi açmamızı ister ve bunu yine Senin vesilen ile gerçekleştiririz. Ya Rabb'i! Ne kadar cömert ne kadar, ne kadar merhametli ve ne kadar sabırlısın!....

El-Kerim (c.c.) olan Allah'ım! Günah dolu amellerimize her gün çoğunu eklememize rağmen bizlere sayısız nimetler veriyorsun.... Lütuflarını nasıl ödeyeceğiz Allah'ım?

Eş-Şekûr (c.c.) olan Allah'ım! İnsanlara, en yakından öğretmenlerimize, patronlarımıza yaptığımız görevi beğendiremezken Senin için sadece bir kirli bardağı yerinden kaldırıp yıkamamız: ""Allah'ım bak bunu Senin için yaptım."" dememiz bile bizlere rahmetini yağdırman için yeterli. Ailemizle mutlu mesut yaşıyorken, analarını, babalarını işkence içinde gören ve orada yitiren kardeşlerimizden değilsek bu Senin lütfundandır. Bizleri eve geldiğimizde güzel sözlerle karşılayan anne ve babamız, kardeşlerimiz varsa bu lütfundandır. İbadet aşkıyla yanıp uzvî eksikliklerinden dolayı ibadet edemeyen kardeşlerimiz varken, bizlere ibadet edecek organlar vermen Senin lütfundandır. Okumayı, yazmayı bilmeyip Seni öğrenemeyen kardeşlerimiz varken, bizlere okula gitmeyi, eğer bir de Senin için gidiyorsak dönene kadar cihat edebilmeyi, Allah aşkıyla dolup da şehit olma imkânları olmayanlara: ""Her gece Yasin-i Şerif okuyun şehit olursunuz."" deyip bizlere o meşgul durumumuzda bile şehit olma şerefini nail görüyorsan bu da Senin lütfundandır.

Hâlâ senin güzelliklerini kavrayabilmemiz için bizlere açık bir kapı verip bizlerin kalplerini mühürlemiyorsan bu da Senin lütfundandır. Ya Rabb'i Settâr!

Allah'ımızın birbirimize kardeş kıldığı mü'min kardeşlerimiz! Allah bizleri ne kadar şerefli varlıklar olarak yaratmış ki doğumumuzdan bizleri ""tevhid"" ile şereflendirmiş ve bizler için şu anda bile ağlayan, ona bir adım gidildiğinde kendisine on adım gelinen, bizleri bir babanın evlâdına öğütleri misali her konuda uyaran, her birimize birer gemi verildiğinde fırtınanın nerede kopacağını, nereden engel çıkacağını ve hangi yoldan en güzel şekilde gidileceğini bizzat Allah'ın Kur'an'ıyla yazdığı haritayı elimize teslim eden Rasûlullah'ımız var.

Ey kardeşlerim! Allah'ın Rasûlü (s.a.v.) Efendimizden rivayet edildiğine göre: ""Allah gündüzleri günah işleyenler için geceleri, geceleri günah işleyenler içinde gündüzleri elini açar. Bu ta ki kıyamet gününe kadar böyledir."" buyurmuşlardı. Tövbe etmek bu kadar zor mu? Allah'tan razı olacağı bir hayatı istemek bu kadar zor mu? Allah geceyi yarıp etrafa aydınlık saçan güneşi ortalığa çıkarıyorsa, sen istedikten sonra katılaşmış kalplerimize şifa verip kalbimizi içimize sığmayan bir bulut haline getirmez mi? İçimizden kötülükleri def etmek bu kadar zor mu? Namaz kılmak, oruç tutmak, güzel söz söylemek, kendimizi sakındırmak, anne ve babamıza iyi davranmak, misafirimize ikramda bulunmak, eşimize iyi davranmak, çocuğumuzu İslâm ahlâkına göre yetiştirmek, bunlar olmayacak şeyler mi?

Hayır bunlar sadece kalpleri mühürlenmiş kişiye zor gelir. Hepimizin gönlünde, bazılarını ortaya çıkarabildiğimiz, bazıları bir kenara sıkışmış, bazıları kötü şeylerin esiri altında kalan, güzel Allah'tan gelen özellikleri ortaya çıkarmak bu kadar zor mu? Tamam, bir yandan nefsimiz, bir yandan şeytan, bir yandan vesveseler, bir de dünyalık sorunlar yok mu, bunların hepsi bir engel ve ibadet etmemize bir engel! Ama bu musibetleri veren Allah... Bir de şöyle düşünün: ""Bu musibetleri Allah sevdiği kullarına verir. Allah'tan korktuğumuzda, başımız sıkıştığında, çaresiz kaldığımızda hep O'ndan yardım diliyoruz ve samimiyetimiz ölçüsünde bizlere yardım ediyor."" Fakat ibadet etmeyenler var ki bunlar duâ ediyor kabul olmuyor. Ondan sonra da: ""Allah beni sevmiyor"" diyorlar. Bir mağazaya gittiğinde veya bir psikologa parasını vermezsen sana yardımcı olurlar mı? Hayır. Peki ya gönlünden kopan bir şey yaptığında? Hayır. Allah için ise farz ibadetleri yapman yeterli, hele bir de nafilelerle meşguliyetini artırırsan... Ne kadar merhametli bir sahibimiz var...

Hz. Ömer (r.a.) bir gün sabah namazı için yola koyulmuştu önünde hıphızlı koşan bir çocuğu gördü. Ardından koştu ve kolundan yakaladı. Sordu:

- Bu gece vaktinde nereye koşuyorsun be evlâdım?

- Namaza, namaza koşuyorum. Namaza koşulmaz mı?

- Ama sana daha farz bile değil. Neden bu telâşın? Dediğinde aldığı cevaba bakın:

- Ey büyük adam! Dün mahallede benden daha küçük birisi öldü, ecel kapımızda beklerken ben nasıl, namaza koşmayım, ibadet etmeyim.

Kulaklarımızda: ""Her nefis ölümü tadacaktır."" âyet-i kerimesi uğuldarken bunları duymamamız neden? Şu kabristanda yatan ölülerin: ""Yapma, etme. Biz kendimizi yaktık, bari sen yakma."" çağrısını dinlemememiz neden? Her yer ""Allah Allah"" diye coşarken kalplerimizin ölülüğü neden? Bu mukaddes bedeni Allah'tan emanet alıp da onu olmadık yerlerde kullanmamız, onunla kirlenmemiz neden? Hâlbuki topraktan gelmedik mi, toprağa değil mi dönüşümüz, kibirlenen bedenlerimizin sonu kurtçukların yanında çürümek değil mi?

Baktığımız şeyler gözlerimizi kör etmiş, konuştuğumuz şeyler ağzımızdan hayır kelimeleri sarf etmemizi engellemiş, duyduğumuz şeyler kulaklarımız sağır etmiş, kalplerimiz katılaşmış Ya Rabb'i!!! Anlayamıyoruz Seni.

Peygamber Efendimizin yüzü suyu hürmetine gönül gözlerimizi aç Ya Rabb'i! Ehl-i Beyt'in yüzü suyu hürmetine tövbelerimizi kabul eyle Ya Rabb'i! Sahabe'nin yüzü suyu hürmetine Rasûl aşkı ver bizlere Ya Rabb'i! Şehitlerimizin yüzü suyu hürmetine bizlere hayâ ver, îman ver, aşk ver ve dünyalık sevgiyi yok et içimizden.

Rabb'ime şükürler olsun ki, içimdeki Allah ile bildiğim şeyleri ve Allah'a karşı beslediğim duyguları bir nevi olsa da kardeşlerimle paylaşma fırsatı buldum. Allah'ı anlatmak bizim haddimize düşmez; fakat Allah'ı anlatma kudretine sahip olanların yüzü suyu hürmetine affet Allah'ım!...

Dostlar! Allah bizden kavrayabildiğimiz, anlayabildiğimiz ve gücümüz yettiğince ibadet etmemizi istiyor. Allah (c.c.) bizden evliyalık beklemiyor ki, sadece gücümüz yettiğince, karınca misali belki...

Şükürler olsun Allah'a, şükürler olsun. Bu kargaşa içinde kullarına ibadet etme fırsatını veren Allah'a şükürler olsun, gözyaşı dökebildiğimiz için, konuşabildiğimiz için ""Lâ ilâhe illâllah Muhammede'n - Rasûlullah!...."" diyebildiğimiz ve namaz kılabildiğimiz için, şükürler olsun şükür edebildiğimiz için yüce Mevlâ'ya.

Elhamdülillâh, çok şükür Ya Rabbe'l-Âlemin......

Kaynak:Rehber Dergisi

Hangi güzel göz vardı ki toprak olmadı?!...
Hangi ceylân göz vardı ki yere akmadı?!...

 " "

1. Epilepsi Nedir?

Beynimiz 100 milyar hücreden oluşan, herhangi bir bilgisayarla karşılaştırılamayacak kadar karmaşık ve üstün bir sisteme sahip duyusal ve bilişsel bir merkezdir. Bilim ve teknoloji alanında atılan önemli adımlara rağmen insan beyni hala birçok sır barındırmaktadır. Bunlardan birisi olan ve halk arasında “sara hastalığı” olarak da bilinen epilepsi, kısa süreli beynin fonksiyonel bozukluğuna bağlıdır ve beyin hücrelerinde geçici, anormal elektrik yayılması sonucunda ortaya çıkar. Epilepsi nöbetleri herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir ama daha çok, gençler ile yaşlıları etkiler.

2. Epilepsi ve Nöbetlerin Kaç Çeşidi Vardır?

Epilepsi nöbetlerinin çok değişik çeşitleri mevcuttur. Kırkın üzerinde nöbet tipi tanımlanmıştır. Herkes tarafından epilepsi veya sara dendiği zaman anlaşılan ve iyi bilinen tonik-klonik (kasılmalarla seyreden) nöbetin yanı sıra başkalarının hiç fark edemeyeceği kadar hafif nöbet çeşitleri de vardır. Nöbet tipleri tanımlanmışsa da herkesin geçirdiği nöbet kendine özgü bazı farklılıklar gösterebilir. Hafif bir dalgınlıktan yaygın kasılmalara dek değişen tipte nöbetler bulunmaktadır. Bu da bazı hastalarda epilepsi tanısının konulmasını güçleştirir ve tanı konulması yıllar alabilir. Bazen de başka bir bozukluğun yol açtığı belirtiler yanlış olarak epilepsi tanısı alabilir. Temelde akılda tutulması gereken, nöbeti oluşturan nedenin farklılığı ile, nöbetlerin iki çeşit olduğudur:

1- Parsiyel (beyinde bir bölgeyle sınırlı olmak üzere başlayan nöbet);

2-Jeneralize (beyinde yaygın olarak başlayan nöbet). Nöbet anında yaşananlar (nöbet belirtileri) beyin aktivitesindeki değişikliğin nereden başladığına ve ne kadar hızla yayıldığına bağlıdır. Ne tür nöbet olduğunun bilinmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu, muhtemelen hangi epilepsi ilacının daha etkili olacağı konusunda yol göstericidir. Bu nedenle birisi nöbet geçirdiğinde nöbet hakkında notlar almak çok yarar sağlar.

3. Epilepsi Nedenleri Nelerdir?:

a) Beyin tümörleri

b) Cerrahi işlemlerden (beyin ameliyatlarından) sonraki dönem.

c) İskemik lezyonlar: Beyne giden kan akımı azaldığında beyin dokusundaki besin maddeleri ve oksijen azalır ve beyin dokusunda kanlanma, dolayısıyla beslenme bozukluğu oluşur (iskemi). Bu da hücre hasarına yol açar ve epileptik nöbet oluşur.

d) Doğuştan olan bozukluklar

e) Doğum sırasında oluşabilen kafa travması,

f) Febril konvülziyonlar (Ateşe bağlı istem dışı şiddetli kasılmalar): Febril konvülziyonun tek nedeni yüksek ateştir.

g) Enfeksiyon: Tüm vücudu etkileyen ya da şiddetli olan enfeksiyonlar yüksek ateşe ve dolayısıyla febril konvülziyonlara neden olabilirler.

h) Tiroit hastalıkları: Tiroit bezi vücuttaki sıvı dengesinin kontrolünde önemli bir rol oynar. Sıvı dengesi ise epilepsi eğilimini belirleyen bir faktördür. Genellikle tiroit sorununun tedavi edilmesi epilepsinin düzelmesi için yeterlidir.

i) Beslenme: Bazı insanlarda epilepsinin nedeni olarak B6 vitaminin eksikliği saptanmıştır.

4. Epilepsi Tanısı Nasıl Koyulur?

Epilepsi tanısı ve nöbetlerin sınıflandırılması temel olarak nöbetlerin tanımı da dahil olmak üzere hastanın tıbbi öyküsüne ve fiziksel bulgularına dayanmaktadır. Ancak EEG (Elektro Ensefalo Grafi), epilepsi hastalarının tanısında en bilgilendirici olan tek tekniktir; nörolojik özel görüntüleme teknikleri (MR: Manyetik Rezonans, BBT: Bilgisayarlı Beyin Tomografisi) ve diğer tanı işlemleri (Laboratuar tetkikleri gibi) ise tanıyı desteklemek için kullanılmaktadır. Eğer nöbet gözlemlenebilirse, hekimin belirtiler ve nöbet sonrası dönemle ilgili daha ayrıntılı bilgi edinme ihtimali olabilir.

5. Epilepsi Tedavisi Nasıl Yapılır?

Eğer hasta bir hastanede acil servise getirilmediyse, genellikle nöbeti olan bir hastayı ilk gören hekim, pratisyen hekim, dâhiliye uzmanı ve pediatrist (çocuk hastalıkları uzmanı) gibi başka bir birinci basamak tedavi hekimidir. Ancak, tanısal işlemlerin yapılması ve ilk tedavinin verilmesi için bir nörologa veya pediatrik nörologa (Nörolog: sinir sistemi hastalıkları konusunda uzmanlık eğitimi almış hekim) gönderilebilir. İyi kontrol edilmiş epilepsisi olan birçok hasta, düzenli izlem için tekrar birinci basamak hekimlerine gönderilirler. Epilepsi kompleks bir hastalık olduğundan, doğru tedavi çok önemlidir. Tedavi genelde bir anti epileptik (epilepsiyi önleyici) ilaç ile yapılır, bir anti epileptik ilacın yeterli olmadığı durumlarda tedaviye bir veya daha fazla anti epileptik ilaç eklenir. Tedavinin yanında kişiye ve ailesine danışmanlık hizmeti de verilmesi faydalı olacaktır. Anti epileptik ilaçların yeterli olmadığı ve epileptik odağın ameliyata uygun olduğu durumlarda ise beyin cerrahisine başvurulur. Epilepsi için uygulanan beyin cerrahisi ""tedavi edici"" olabilir, yani hastayı nöbetsiz bırakabilir. Öte yandan bazı hastaların ameliyattan sonra birinci veya ikinci yılda hiç nöbetleri olmayabilir, ancak daha sonra nöbet tekrarları görülebilir.

6. Epilepsi Nöbetinde İlk Yardım Nasıl Yapılır?

Öncelikle sakin olun, hastanın yanından ayrılmayın, yardıma gerek varsa başkasını gönderin. Hastanın hareketlerini engellemeye çalışmayın!

a) Hastayı güvenli bir yere yatırın.

b) Ucu sivri veya sert eşyalardan (sivri köşeler vb.) hastayı koruyun.

c) Giysileri sıkıysa giysilerini gevşetin (kravat, kemer gibi), gözlüğünü çıkartın.

d) Sabit ve rahat olacak bir şekilde onu bir tarafa doğru yatırıp, tükürüğünün dışarı akmasını sağlayın. Rahat nefes alması için mümkünse ağzını ve solunum yolunu açık tutun.

e) Kesinlikle ağzına bir şey sokmayın! Dişlerini sıkıyorsa açmaya veya su vermeye çalışmayın. Çünkü çene ile ilgili zorlayıcı hareketler zararlıdır.

f)
Nöbet sırasında ilaç vermeye çalışmayın. Soğan, kolonya, kahve, nane vb. şeyler koklatmayın. Nöbetinin kendiliğinden bitmesini bekleyin.

g) Hastanın, epilepsi krizi olduğu bilinen bir kişi olması halinde, nöbet esnasında yapay solunum veya kalp masajı yapılmasına gerek yoktur.

h) Unutmayın ki, nöbet sonrasında kişi sıklıkla yorgun, ne yaptığını bilemez haldedir, dolayısıyla bu aşamada elinizden geldiğince sakin ve güven verici olun. Engellemeler hasta için olumsuz olabilir, fakat bununla beraber açık bir cama veya yola doğru gitme vb hareketlere yumuşakça engel olmak lazımdır.

Aşağıdaki durumlardan herhangi birisi ile karşı karşıya iseniz ambulans çağırın:

a) Hasta suda nöbet geçirdiyse (örneğin yüzerken),

b) Hastanın üzerinde epilepsi hastası olduğuna dair hiçbir bilgi yoksa veya hastanın bu nöbetinin bir epilepsi hastalığı nedeniyle geçirilip geçirilmediğini bilmiyorsanız,

c) Kişi yaralanmışsa, gebe ise veya diyabet hastası ise,

d) Nöbet 5 dakikadan daha uzun süredir devam ediyorsa,

e) İkinci nöbet, ilk nöbet bittikten çok kısa bir süre sonra başlıyorsa,

f) Kasılmalar bittikten sonra kişinin bilinci açılmıyorsa.

Kaynak: Rehber Dergisi" "

BİLGİSAYAR ALIRKEN NELERE DİKKAT EDERİZ-IV

Kıymetli Okuyucularımız, bilgisayar donanımlarını tanımaya devam ediyoruz. Bu sayımızda anlatacağımız RAM (bellek), bilgisayar için çok önemli bir parçadır.

HAFIZA / BELLEK

RAM (Random Access Memory)
Bellekler sadece bilgisayarda değil TV, telefon gibi elektronik cihazlarda da karşımıza çıkar. Genel olarak bellek, elektronik bilgi depolama üniteleridir.

RAM Nedir?


Bilgisayar bellekleri, geçici ve kalıcı olmak üzere iki türlüdür. RAM’ler geçici belleğe, sabit diskler ise kalıcı belleğe örnektir. Yani sabit diske kaydedilen dosyalar bilgisayar kapatılsa bile silinmeden durur. Ama bilgisayar kapatıldığında, elektrik kesildiğinde veya RAM’i o anda kullanan program kapatıldığında RAM’deki bilgiler silinir.
Ne kadar RAM Alalım?

Bu sorunun cevabı kullanacağınız programların RAM ihtiyacına bağlıdır. Her program çalışırken aktif olarak ihtiyaç duyacağı bilgiler vardır. Bu bilgiler geçici bellekte tutulur. Karmaşık oyunlar, çizim ve grafik programları genellikle daha fazla RAM kullanır. Bununla birlikte normal bir ev kullanıcısı için 1GB rahatlıkla yeterli olur.
RAM Yetmezse Ne Olur?

Diyelim ki, bilgisayarınızda 512MB RAM var. Fakat çalıştıracağınız programlara 712MB bellek gerekiyor. Bu durumda RAM’i aşan miktar olan 200MB, sabit diske yazılır. Sabit diskler, RAM’lere nazaran oldukça yavaş olduğundan sistemin yavaşladığı hissine kapılırsınız.
RAM’in yeterli olup olmadığı hususunda, çalışmakta olan bir programın karmaşıklığı veya aynı anda çalışan program sayısının fazlalığı bir fikir verebilir. Genel olarak hafıza kapasiteleri MB (MegaByte) ile ifade edilir ve ikinin katları şeklinde artar 32, 64, 128, 256, 512 gibi.
Uyumlu RAM Almak

RAM, ana kart üzerindeki RAM yuvalarına (slotlarına) takılır. Bu yuvalar, RAM’lerin biçimine ve cinsine göre farklı farklı olduğundan bir RAM türü kendisine uygun olan yuvadan başkasına uymaz. Eğer RAM alacaksanız anakartınızın hangi tür RAM’i desteklediğini mutlaka bilmeli ve o tür bir bellek almalısınız.

Hafızalarda dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri saat hızlarıdır. Tıpkı işlemcilerde olduğu gibi hafızlarda da bir içsel çalışma frekansı vardır. Bunların hem ana kart ile hem de diğer hafızalarla uyumlu olması gerekir. Eski tip ana kartlar 133 MHz’lik hafızalarla uyumsuzdurlar. Saat hızları farklı iki RAM’i birlikte kullanırsanız bilgisayar kilitlenebilir.

Sonuç

Hafıza fiyatları oldukça düştü. Dolayısıyla bütçenizi zorlamadan RAM’inizi artırabilirsiniz. Fazla RAM almak yararınıza olacaktır. Ama alacağınız RAM’i seçerken muhakkak ana kartınızla uyumlu olmasına dikkat etmelisiniz. Bir de son bir nokta olarak, RAM’i tek parça almak tavsiye edilir. Yani 1GB’lık iki adet RAM almak yerine 2GB’lık tek bir RAM alın.

TEKNOLOJİK HABER


Cep telefonu bilgilerini yedeklemenin 5 yöntemi
Cep telefonu çaldıranların oranları kayıt sistemine geçildikten sonra düşse bile yine de binlerce kişi bu sorundan etkileniyor. Telekomünikasyon Kurumu'nun (TK) verilerine göre 2007 yılında 21 bin 972 cep telefonu çalındı ya da kayboldu. 2008'in ilk 5 ayında yapılan çalıntı ve kayıp ihbarlarının sayısı ise 13 bin 166. Dizüstü bilgisayarda olduğu gibi cep telefonlarındaki bilgiler bazen içindeki cihazdan daha önemli olabiliyor.

IMEI NUMARASINI KAYBETMEYİN


İşte bu nedenle, kaybedilen veya çalınan cep telefonunun kullanılmasını engellemek için mutlaka IMEI numarasını (cep telefonu seri numarasını) kaydetmek ve satın alınan telefonun faturasını saklamak gerekiyor. TK yetkilileri, cep telefonu satın alırken cihazın IMEI numarasının mutlaka kontrol edilmesi gerektiğine işaret ediyor. Yetkililer, mobil cihaz kayıt sisteminden kontrol için internette http://imei.tk.gov.tr/ adresinden sorgulama yapılabildiğini belirtiyor.

KAYITLAR TELEFONDAN DEĞERLİ


Bu durumda, eski cep telefonunuzdaki mesajları, telefon kayıtlarını yenisine nasıl aktaracaksınız? Cep telefonu ve dizüstü bilgisayarınızdaki bilgiler kimi zaman cihazın kendisinden daha değerli olabiliyor. Türkiye'de cep telefonu yenileme süresi ortalama 18 ay. Telefonunu yenilemek isteyenlerin karşılaştığı en önemli sorunlardan biri de eski telefondaki bilgileri yenisine aktarmak. Bunun için eğer telefonun markaları aynı ise genelde aktarmada sorun çıkmıyor. Sigortalanan cep telefonu ve dizüstü bilgisayarlarda çalınma ve kayıplar tazmin edilebiliyor. Bunun için satın alma sırasında servisi aktive etmek gerekiyor. Buna ek olarak, dizüstü bilgisayardan sonra cep telefonlarında da parmak izi okuyucusu ile bilgilere erişim engellenebiliyor. Bunun dışında cep telefonu ve dizüstü bilgisayarlara giriş şifresi konabiliyor.
Cep telefonu bilgilerini yedeklemenin 5 yöntemi

1 - Bilgisayara aktarın: Telefonundaki bilgileri yedeklemek için en kolay yol, cep telefonu bilgilerini bilgisayara aktarmak. Bilgisayara aktarmadan önce cep telefonu kutusundan çıkan CD'den PC Suite (PC Yazılımı) yazılımını bilgisayara kurmak şart. Eğer yazılım CD'sini bulamazsanız, internetten indirmeniz mümkün. Daha sonra yine kutudan çıkan USB kablosu veya kablosuz bluetooth'u etkinleştirerek, iki cihazdaki bilgiler birbirine aktarılabiliyor. Nokia, Sony Ericsson, Samsung veya Motorola telefonlarda benzer bir şekilde, takvim, kişiler, notlar ve mesajlar bilgisayara ""eşitle"" veya ""sekronize et"" komutu ile yedeklenebiliyor.

2- İnternette saklayın: Cep telefonunuz kaybolmadan ya da çalınmadan kayıtları yedeklemek mümkün. Turkcell Telefon Rehberim, cep telefonu rehberinizde yer alan kayıtları ayrı bir yerde de saklamanızı sağlayan bir servis. Bunun dışında MSN ve Gmail gibi elektronik posta servisleri de benzer yedekleme işlemini daha kapsamlı bir şekilde yapabiliyor. İnternette saklamak hem daha güvenli hem de daha kullanışlı.

3- Yazılım olmadan yedekleyin: Cep telefonunuzdaki bilgileri yedeklerken yazılım yükleme, kablo arama veya kablosuz bağlantı gibi işlemleri yapmak zaman alabilir. İhtiyacınız olan şey sadece telefonunuzdaki kişilerin bilgilerini yedeklemekse, Backup Pal adı verilen cihaz işinizi rahatlıkla görebilir. Yapmanız gereken kullanılan bağlantı uçlarının cihazla uyumlu olup olmadığını sorgulamak. Sonra aktarmak için Backup tuşuna basmak gerekiyor.

4- SIM kartınızı kopyalayın: Cep telefonunuzdaki bilgileri SIM kart aracılığıyla kopyalayabilirsiniz. SIM kartı cihaza yerleştirip kopyaladıktan sonra cihazın ışığı sönüyor. Sonra bilgisayarınıza USB sürücüden bilgiler yükleniyor. Cep telefonunuz çalınır veya kaybolursa aynı cihaz üzerinden yeni SIM karta bilgiler yükleniyor.

5- Telefon değiştirirken kullanın: Cep telefonlarında mönü içinde yer alan ""Araçlar"" bölümünde ""Senkronizasyon"" (eşleştirme) yazan uygulamayı etkin hale getirin. Ancak bu uygulamayı çalıştırmak için öncelikle Bluetooth uygulamasını etkinleştirmek gerekiyor. Ancak, bazen aynı markaların farklı modelleri bile birbiriyle senkronize edilemiyor. İşlem ancak bilgisayar üzerinden yapılabiliyor.

Kaynak: Rehber Dergisi" "

Çevre, insan ve canlı varlıklar üzerinde etkide bulunabilecek fiziksel, kimyasal, biyolojik ve sosyal etkenlerin tümüdür. İnsanın insanla ve diğer canlı ve cansız varlıklarla olan ilişki ve etkileşimleri, yani genel olarak, üzerinde yaşadığımız dünya ve bu dünya üzerindeki olaylardır.

İnsanlar çağlar boyunca, yaşama ve ayakta kalma mücadelesi verirken, diğer canlıların aksine doğayı olduğu gibi kabul etmemiş, yaşam şartlarını her geçen gün iyileştirme doğrultusunda doğayı ve kendilerini değiştirme başarısı göstermişlerdir. Bu olumlu değiştirmeleri yaparken bilerek veya bilmeyerek doğaya, diğer canlılara ve kendilerine zararlı olacak kirlenmelere de sebep olmuşlar ve hâlen olmaktadırlar.

Sık sık dile getirilen bir kavram olan çevre kirliliği ise; canlıların üzerinde yaşadığı toprağın, kullandığı suyun, soluduğu havanın kirlenmesi; kısacası dünyanın, içerisinde canlıların sağlıklı bir şekilde yaşamasına imkân kalmayacak duruma gelmesidir. Ülkemizde çevre kirletici her türlü etkene rastlamak mümkündür. Ancak bunlardan çok azı kamuoyu tarafından bilinmektedir. Çevreyi kirleten unsurların yeterince bilinmemesi, önlemler konusunda öneriler üretilmemesi, üretilen önlemlerin gerçekleştirilmemesi çalışma ve yaşama ortamımızın her geçen gün daha fazla kirlenmesine neden olmaktadır. Tüm bu sorunlara ek olarak, ülkemizin genel eğitim düzeyinin düşüklüğü her konuda olduğu gibi çevre konusunda da duyarsızlığı beraberinde getirmektedir.
Kuşkusuz, ülkemizde çevreye karşı duyarsızlığımızın gerekçelerini artırmak mümkün; ancak bu duyarsızlık sonucu kaybedilen geleceğimizi geri getirmek mümkün değil. Çevre sorunlarını ortadan kaldırabilmek için yapacağımız çok şey var.

Cenâb-ı Hak (c.c.), Rahman sûresinin 7. ve 8. âyetlerinde gökyüzünü yükselttiğini, kâinata düzen ve denge koyduğunu bildirmekte ve bu denge hususunda aşırı gidilmemesini istemektedir.

Allah Rasûlü (s.a.v.), “Kıyamet kopacağı zaman bile elinizde bulunan bir hurma fidanının dikimini yetiştirebilecekseniz hiç durmayın, onu hemen dikin.”(Tecrîd-i Sarîh, 7/1240) buyuruyor. Dinimizin ağaca, ormana ve yeşilliğe verdiği önemi bundan daha açık bir şekilde ortaya koymaya imkan olmasa gerektir. Ağaçlarımız, çevremizin en güzel süsü; en değerli ekonomi; -dilimize yerleşmiş şekliyle- çocuğumuzun beşiği, çorbamızın kaşığı, ocağımızın yakıtıdır. Ayrıca kalplerimize, fikirlerimize ışık tutan bir aydınlıktır. Cehaleti, bilgisizliği gideren bir nurdur. Her sabah kalktığımızda okuduğumuz gazetemizdir. Bilgimizi artırmak için okuduğumuz kitabımızdır. Çocuklarımızın çantalarına koyduğumuz defterlerdir, kalemlerdir. Evimizde başucumuzda muhafaza ettiğimiz ve okuduğumuz, hükümlerini hayata geçirmeye çalıştığımız Yüce Kitabımız’ın yazıldığı kâğıttır.

Başka bir hadislerinde Rasûl-ü Ekrem (s.a.v.) ağaç dikmenin faziletini beyan ediyor ve şöyle buyuruyor: “Dikilen ağacın meyvesinden ve gölgesinden insanlar ve hatta diğer canlılar istifade ettikleri sürece, onu dikenin sevap defteri kapanmayacak, kendisi ölüp gitse de Allah katındaki derecesi yükselmeye devam edecektir.”(Tecrîd-i Sarîh, 7/121.)

Çevre sağlığı deyince hatıra gelen önemli konulardan biri de, piknik alanlarının temiz tutulmasıdır. Pikniğe gitmek, günümüzde bilhassa şehirlerde yaşayan insanlar için kolay kolay vazgeçilmeyen bir alışkanlıktır. Çalışma hayatının sıkıntılarına karşı bir ferahlama ve dinlenme fırsatı elde etmek üzere imkânlar nispetinde hafta sonlarında kırlara, piknik alanlarına gidilmektedir. Buralarda en ziyade aranan hususlar; temizlik, emniyet ve güzelliktir. Ancak çoğu zaman daha önce gelenler tarafından bu mekânların kirletilmiş ve güzelliğinin bozulmuş olduğunu görürüz. Rasûl-ü Ekrem (s.a.v.); “Avlularınızı ve çevrenizi temiz tutunuz.”, “Laneti gerektiren iki şeyden sakının. Bunlar; insanların gelip geçtiği yolları ve gölgelendikleri yerleri kirletmektir.”(Müslim, Tahâre, 20) buyurarak biz Müslümanlara, bu hususta çok dikkat göstermemiz gerektiğini öğütlemektedir.

Çevremizi temiz tutmalıyız. Çöpleri gelişi güzel, sağa sola atmamalıyız. Piknik alanlarını, yolları ve umum insanların kullandığı alanları nasıl bulmak istiyorsak öyle bırakmalıyız. Yaktığımız ateşlere dikkat etmeliyiz. Şunu unutmamalıyız ki, yaptığımız ufak bir hata, meydana gelmesi için nice emeklerin verildiği birçok güzelliği yok edebilir. Bu nedenle hiçbir zaman neme lâzımcı olmamalı, çevremizi koruma ve temiz tutma hususunda üzerimize düşen vazifeyi en güzel bir şekilde yerine getirmeliyiz.

Çevreyi korumak, insanımızda, özellikle çocuklarımızda ve gençlerimizde çevre bilinci oluşturmaktan geçer. Doğal güzelliklerin, tabiatın ve hayatımızın parçası olan varlıkların korunmasında en güçlü ve en önemli etken insanın kendi vicdanıdır; yaptığı işin Allah katında günah, hukuk düzeni açısından bir suç ve kul hakkı ihlali olduğunun şuuruna varmasıdır.

“Bir gemiyi paylaşan ve bir kısmı üstte bir kısmı altta bulunan insanları düşünün. Altta bulunanlar su ihtiyaçlarını karşılamak için gemiyi delmek istediklerinde, üsttekiler buna engel olmazlarsa gemi batar ve hepsi birden boğulur. Eğer mani olurlarsa hepsi birlikte kurtulur.”(Buhârî, Şirket, 6)
Hepimiz dünya gemisindeyiz. Bu gemiyi batıracak davranışlardan uzak durmalı ve böyle davranışlara karşı sessiz ve ilgisiz kalmamalıyız.

Kaynak: Rehber Dergisi" "

Cennette Cemalullahı müşahade etmeye namzet gözleri
Haram bakı?ların zehirli okları ile söndürmeyin
Muzaffer YALÇIN Hoca Efendi

Bilgi ve teknolojinin çok hızlı geli?tiği bir ça?dayız. Bu teknolojik ilerlemeye bizleri muvaffak kılan, kudreti sonsuz olan Hz. Allah’tır. Allah(c.c.)’nun verdi?i nimetleri, onun rızası dahilinde kullanmak, o nimetlerin ?ükrüdür. Bilgisayar, televizyon, telefon vs. araçlar, hayatımızı kolayla?tıran teknolojik geli?melerdir. Bu araçlar hayra istinaden kullanıldı?ı zaman ?ükre vesile olur; fakat hayatımızı kolayla?tıran bu araçları haramları kolayla?tıran bir unsur haline getirmemeliyiz. Bizler için haramı daha kolay yapabilece?imiz aletler olmamalıdır.

Rabbimizin bizi her zaman gördü?ünü unutmamalıyız. Böylece içerisinde bulunaca?ımız ayıklık hali bize, her kolaylılı?ın arkasındaki zorluk ve imtihanı kolay bir ?ekilde atlatmamıza vesile olacaktır. Hak Teâlâ bizleri yaratılanlar içerisinde en güzel bir suretle yaratmı?tır. Allah’ın bu ihsanı, Habib’i vasıtasıyla gönderdi?i dinî emir ve yasaklarına, itaat etti?imiz müddetçe üzerimizde de daimî olacak ve anlam kazanacaktır.

Allah(c.c.)’un bizlere yasakladı?ı i?lerden biri de, “Harama Bakmaktır.” Harama bakmanın sakıncaları bir yandan aklımıza gelirken, teknolojinin sundu?u bir imkan olan televizyonun, odamızın içine kadar getirdi?i “haram bakı?lar ve zararlarından” bahsetmenin ihtiyacını duyuyorum. Televizyon sadece haber, bilgi, dinî yayımlar ve insan e?itimine katkıda bulunan programların izlenilmesinde kullanılmalıdır. Televizyon izlenimi, Rıza-yı Bâri’ye uyuldu?u taktirde faydalıdır. Aksi halde aile bireylerinin her birine ayrı ayrı zararları vardır.

Şöyle ki; evimizin en temiz, lâtif bireyleri olan çocuklar; e?itimcilerin a?ırlıklı görü?lerine göre çocuklu?un ilk be? yılında ki?ilik ve zihinsel geli?imin önemli bir kısmı tamamlarlar. Televizyon; izleyicilerinin duygu, heyecan ve hayâllerine hitâp ederek onları etkisi altına almaktadır. “Televizyon, izleyici kar?ısında etkin ve hakim, izleyici ise televizyon kar?ısında edilgen ve mahkum konumundadır.”

Televizyonun en önemli zararlarından bir tanesi, zamanın bo?a harcanmasıdır. Ayet-i kerimde, temel ihtiyaçlardan ikisi olan yemek ve içmek örnekleminde: “Allah israf edenleri sevmez” buyurmaktadır. Allah’ın ho?nut olmadı?ı ve yevm-i kıyamette bizleri sorumlu tutaca?ı ?eylerden biri de bo?a geçirilmi? vakitlerdir. Hesap günü sorulacak suallerden biri olan zamanını nerede tükettin? Sorusunun en korkunç cevaplarından biri, o gün televizyon kar?ısında zamanımı tükettim olmamalıdır.

Hayırlı i?ler yapmaya, ibadet etmeye ve güzel i?lerle me?gul olmaya zamanım yok diyenlere ?unu kesin bir dille söyleyebiliriz ki, gere?inin dı?ında televizyon izlemeyi bırakırsanız, öyle bir zaman bo?lu?u ortaya çıkacaktır ki, bu bo?lu?u neyle dolduraca?ınızı ?a?ırırsınız.

Televizyon aynı zamanda nefse ve arzulara hitap eden yayınlar yaptı?ı için dinî hassasiyetlere dikkat etmeyen toplumun her bireyinde, ba?ımlılık yapmaktadır.
Televizyondaki zararlı yayınları izlemek fertte ibadet ve tâatte samimiyetsizli?e, lezzet almamaya vesile olur. Şöyle ki: Hz. Hasan-ı Basri (k.s.)’ya bir gün adamın biri gelerek: “Efendim, ben ibadetlerimden lezzet alamıyorum. Bunun nedeni nedir? ” diye sorunca: “Sen Allah’ın sevmedi?i yüzlere(harama) bakmı?sın.”
diyerek, harama bakmanın bizlerden neleri götürdü?ünü kısaca beyan buyurmu?tur. Burada aklımıza ?öyle bir soru da gelebilir. Elimizde olmadan sokaklarda vs. kar?ıla?tı?ımız haramlar hususunda durumumuz nedir ?

Bu noktada Peygamber Efendimiz Hz. Ali Efendimize hitaben, kasıtsız ve ani olan bakı?ın günah olmadı?ını; lâkin bundan sonraki kasıtlı olarak bakı?ın ise günah oldu?unu buyurmu?tur. Televizyondaki haramlara bakmada ise açık bir kasıt vardır ve ki?i bilerek gözlerini harama çevirmi? olur. Bir Kudsi hadisde: “Harama bakı?, ?eytanın oklarından zehirli bir oktur. Her kim benden korkarak bakı?ını korursa, ben ona kar?ılık olarak tadını kalbinde duyaca?ı iman bah?ederim.” buyrulur. Şu halde bakı?ımız Allah için, bakmayı?ımız da Allah için olmalıdır. Lüzumsuz, haramlarla dolu olan filimler, reklâmlar ve programlar belki de bizler hiç farkına varmadan,kalbin letafetinden çok ?eyler götürmektedir.

Bir gün Rasulullah (s.a.v) Efendimizin evine gözleri görmeyen Abdullah İbn-i Ümmi Mektûm gelir. Hz. Ai?e Validemiz o gelenin “amâ” oldu?unu bildi?i için kıyafet ve tavrında rahat davranmı?tır. Hz. Rasulullah (s.a.v)’in uyarması üzere, Hz. Ai?e Validemiz: “o âmâ”dır deyince, Rasulullah (s.a.v) Efendimiz ise: “O seni görmese de sen onu görüyorsun!” diyerek, tek taraflı bakı?ın haramlılı?ına da dikkat çekmi?tir.Ben de ?u soru ile siz okuyucularımıza, toplum olarak ne büyük yanlı?lıklar içerisinde oldu?umuza dikkatinizi çekmek istiyorum. Hz. Rasulullah (s.a.v) Efendimizin hanımları kadar hiçbir hanım iffetli ve namuslu olamaz. O iffet abidesi olan annemiz Ai?e (r.anha)’ya bile Peygamber Efendimiz hadiste buyrulan bakı?ı yasaklıyorsa, o zaman bizler çok dikkatli olmalı de?il miyiz? Televizyon ise bizim kar?ımızda evimizin içindeki bizim onu izledi?imiz onun ise bizi görmedi?i bir nevi “amâ” de?il midir?

Televizyon, toplumda kom?uluk ili?kilerini zayıflatır. Televizyonu dost edinenler ne kom?ularıyla ne de akrabalarıyla eskiden oldu?u gibi hal, hatır, sorar durumda olmu?lardır. Ziyareti kesmi?, yalnızlık fobisini televizyonla gidermeye çalı?mı?lardır. Oysa akraba ile ziyareti kesmenin, kom?uları ile iyi geçinmemenin, İslâm ile ba?da?tırılacak hiçbir tarafı yoktur.

Sonuç olarak:

Bilinçsizce televizyon izlemek fert için zararlı bir alı?kanlıktır. Ki?i bunun kendisine verdi?i zararı anladı?ı taktirde, bu zarardan kurtularak televizyonu e?itimine katkı sa?layan faydalı bir araç haline dönü?türecektir.

• Allah’a kullukta her türlü çabalarınıza ra?men bir ilerleme kaydedemiyorsanız,

• İbadetlerinizden lezzet alamıyorsanız,

• Evinizde huzur yoksa çocuklarınızla ve e?inizle iyi ili?kiler kuramıyorsanız,

• İzledi?iniz filmleri namazınızdayken bile aklınızdan çıkaramıyorsanız,

• Diliniz ve eliniz Allah’ı tesbih ederken gözlerinizi televizyondan alamıyorsanız,

Bu durum televizyon üzerinde sizin hiç bir yaptırımımızın olmadı?ı ve televizyonun sizi esir etti?i anlamına gelir. Bu durumda ondan kurtulmanın en kısa yolu televizyon izlemeyi hayatınızdan çıkarmak, bir sorun, bir dert, bir hastalık, olarak kabul etmek ve tedavi için ?eker hastalarını taklit etmek gerekmektedir. Zira onlar için tek kurtulu? ve ?ifa yolu ?eker vb. hastalı?a sebep olan ?eylerin perhizidir. Bunu böyle kabul ederseniz iyile?me yönünde ilk adımı atmı? olacaksınız.

Âhir zaman Efendisi (s.a.v) gerek Hz.Ali (r.a.) Efendimize, gerekse Hz.Ai?e annemiz vesilesi ile harama bakmanın sakıncalarını,bunun dı?ındaki daha bir çok hadislerinde bizlere haber vermi?tir.

Kıyamete kadar Rasûlullah Efendimizin getirdi?i Şer’î hükümler geçerli olacaktır. Bizler bu dinin ya?ayıcıları olarak, O güzel rehberin bize, sakıncalarını anlatmaya çalı?tı?ı ve büyük tahribatlara neden olan bakı?larımızı iyi ve do?ru olarak kullanmaya özen göstermeliyiz. Açık bir tehdit olan televizyon ise faydalı kullanılmadı?ı zaman haram olan bakı?lara açılan bir kapıdır. Şunu da unutmamak gerekir ki, Hz. Allah(c.c) üzümü kulları için helâl kılarken, üzümden yapılan içkiyi haram kılmı?tır.

“Allah’ım, bizlere bir çok nimetlerle beraber “göz nimetini”de verdi?in için sana sonsuz hamdlerin en güzeli olsun. Nimetlerine ve görme nimetinin ?ükrünü hakkıyla îfâ etmeye bizleri muvaffak kıl. Bizleri nesimizin do?rularına göre de?il de rızana muvafık olarak ya?at. Bizimle razı olmadı?ın ?eylerin arasını, do?u ile batı kadar uzak et ve Habib’ine en güzel ?ekilde itaat edenlerden eyle.” (Amin.)

Kaynak: Rehber Dergisi" "

Sinüzit nedir?:

Burun ve göz çevresindeki kemiklerin içinde bulunan boşluklara “sinüs”; bu bo?lukların içini dö?eyen mukozanın iltihaplanmasına “sinüzit” denir. İnsanlarda 10-20 civarında büyüklü-küçüklü sinüs bulunur. Her sinüsün tek tek veya gruplar halinde buruna açılan drenaj kanalları vardır. Bu kanallardan geçen burun mukozası, aynı bir odanın badanası gibi sinüs içini çepeçevre örter. Normal ?artlarda, bu mukoza, aynen tükürük veya gözya?ı gibi berrak bir salgı üreterek bu kanallardan burun içine akıtır ve solunum yolunun nemli olmasını sağlar. Eri?kin bir insanda ortalama olarak günde 500 cc kadar normal burun ve sinüs akıntısı genize akar ve yutulur. Bu akıntı hastalık belirtisi de?ildir. Akıntıyla birlikte hava yoluyla buruna ve sinüslere girmi? olan toz parçacıkları ve bakteriler de ta?ınır.

Mideye giden bakteriler mide asidi tarafından parçalanarak etkisiz hale gelir. Ancak bazı durumlarda akıntı rahatsız edici hale gelebilir. Allerjik burun hastalı?ında, akıntı bol miktarda ve su gibidir; kıvamı arttı?ında yapı?kan hale gelir ve yutulması zorla?ır; sinüzit durumunda ise akıntı hem yapı?kan hem de iltihap nedeniyle sarımsı ye?il renkte olabilir.

En çok bilinen ?ekliyle ise sinüsler, burnun her iki yanında ve 4 ayrı isimde bulunurlar. Burnun hemen yan taraflarında bulunan ve sinüslerin en büyü?ü olan sinüs maksiller sinüs'tür. Bunun dı?ında burnun üst tarafında, alın kemi?i içinde bulunan sinüse frontal sinüs, burnun arka ve üst tarafında bulunan ve orta hatta tek olan sinüse sfenoid sinüs denir. Ayrıca burnun yan ve üst taraflarında bir çok küçük bo?luktan ibaret bölümlere de etmoid sinüs denir. Bütün bu sinüsler bir delik aracılı?ı ile burun içine açılırlar. Buruna açılan bu delikler sinüslerin havalanmasını da sa?larlar.

Eri?kinlerde enfeksiyon en sık maksiller sinüslerde görülür, Bunu etmoidler, frontal ve sfenoid sinüsler takip eder. Çocuklarda ise en sık etmoid sinüsler etkilenir. Birkaç sinüsün enfeksiyonuna polisinüzit, tüm sinüslerin enfeksiyonuna pansinüzit adı verilir.

Sinüsler ne i?e yarar?:

Aslında bu sinüslerin fonksiyonları tam olarak aydınlatılmı? de?ildir; ancak sesin resonansının sa?lanması, solunum havasının nemlendirilmesi ve ısıtılması ile zararlı partiküllerin tutulması gibi görevleri vardır. Sinüslerin yüz kemiklerine hafiflik verdi?i ve netice olarak ba?ta dengeyi sa?ladı?ı da savunulmaktadır.

Sinüsler herkeste var mıdır?:

Her eri?kinde sinüs mutlaka vardır; ancak sinüslerin geli?imi zaman alır. Do?umda sadece maksiller ve etmoid sinüsler mevcuttur. Onlar da filmlerde bile görülemeyecek kadar küçüktürler. Maksiller sinüs 3 ya?ında anlamlı büyüklü?e gelir ve ancak puberte ça?ında eri?kindeki boyutuna ula?ır. Frontal sinüs do?umda yoktur. 6 ya?ında filmlerde görülebilecek boyuta gelir. Yine puberte ça?ında eri?kin boyutuna ula?ır. Etmoid sinüsler do?umda var olmasına ra?men giderek büyür ve 12 ya? civarında eri?kindeki boyutuna ula?ır. Sfenoid sinüs do?umda yoktur. 5 ya?ından itibaren geli?imi hızlanır ve puberte ça?ında eri?kin boyutuna ula?ır. Sinüslerin büyüklü?ü ki?iye göre de?i?ir. Frontal sinüsün hiç olmaması seyrek görülen bir durum de?ildir.

Sinüzit nasıl olu?ur?:

Burun ve sinüsler; bakteri ve virüslerin sık sık yerle?ip iltihap yaptı?ı bölgelerdir. Bu bölgelerde her zaman iltihaba yol açacak bakteri ve virüs bulunur ancak normal çalı?an bir sinüste iltihap her zaman olmaz. E?er sinüsün normal çalı?masına engel olacak bir durum varsa kolaylıkla sinüs iltihabı (sinüzit) geli?ir. Sinüzit olu?ması için koruyucu mekanizmaların bozulması gerekir. Bu mekanizmaların en önemlisi tüylü hücrelerin yaptı?ı temizliktir. Hücrelerin çalı?ması daha çok so?uk algınlı?ı denilen viral hastalıklar sırasında bozulur. Ayrıca sinüslerin içini dö?eyen örtü kalınla?ır. Bu durum sinüslerin burunla ba?lantısını sa?layan kanalların da tıkanmasına yol açar. Bunun ardından bakteriler sinüs içerisinde ço?alarak sinüzit dedi?imiz hastalık tablosunu olu?turur. Bakteri ve virüs dı?ında nadiren de olsa mantarlar da iltihap yaparlar.

Kaç tür sinüzit vardır?:

Sinüzit genel olarak akut ve kronik (müzmin) olarak ikiye ayrılır. Akut sinüzit yeni olu?an sinüzit anlamına gelir. Uygun tedavi edildi?inde tamamen iyile?ir; ancak kronik sinüzit sinüslerde sürekli bir iltihap anlamına gelir ve tedavisi de zordur. Birçok kez ameliyat gerektirir.

Akut sinüzit, tipik olarak “viral üst solunum yolları enfeksiyonu” da denen bir “nezle”yi takiben ortaya çıkar. Mevsim de?i?ikli?i, alerjik reaksiyonlar, vücut direncinin dü?mesi, banyo yapıp hemen soka?a çıkma nedeniyle özellikle kı? aylarında grip ya da nezle oluruz. Organizma bu durumu atlatamayabilir ve enfeksiyon sinüslere yayılır. Burun ve sinüs mukozasındaki (özellikle drenaj kanalındaki) ?i?lik, sinüsten buruna salgı akı?ını bloke ederek, sinüs içinde göllenmesine ve ikincil bakteri enfeksiyonuna yani “sinüzite” yol açar. İlk olarak ortaya çıkan ve tekrarlamayan bu duruma “Akut sinüzit” denir

Burun polipleri, büyük geniz etleri, konka hipertrofileri ve septal deviasyon gibi burun anatomik bozuklukları, alerji ve bazı kalıtsal mukoza hastalıkları da mekanik ve fonksiyonel drenaj bozuklu?u yaparak sinüzite yol açabilirler. Kronik sinüzitlerin altında yatan nedenler de genellikle bahsedilen bu bozukluklardır.

Sinüzitin belirtileri nelerdir?:

Akut ve kronik sinüzitin belirtileri biribirinden farklıdır. Akut sinüzitte ?ikayetler daha ?iddetlidir. Akut sinüzit, tipik olarak uzayan bir üst solunum yolu enfeksiyonudur. Bir haftadan fazla devam eden nezlelerin büyük ço?unlu?u sinüzittir. Hastayı en çok rahatsız eden ?ikayetlerden biri a?rıdır; ancak, halk arasında bilinenlerin aksine sinüzitlerin ço?unda “ba? a?rısı” olmaz. A?rı, iltihaplanan sinüsün bulundu?u bölgeye göre ba? a?rısı, yüz a?rısı, göz çevresinde a?rı ?eklinde olur. Bu a?rılar karakteristik olarak öne do?ru e?ilme, a?ır bir ?ey kaldırma, öksürme, ba?ını sallama gibi hareketler sırasında sinüslerdeki basınç artı?ına ba?lı olarak artar. Sinüzit a?rısının özellikleri kafada basınç hissi, özellikle kafatasının ön bölümünde zonklayıcı a?rı karakterindedir. Etkilenen sinüs üzerine basınç uygulanması ya da üzerine vurulması ile sıklıkla hassasiyet görülür. (Örne?in, maksiller sinüzitte yanak üstü, frontal sinüzitte alında ve etmoid sinüzitte burnun göze kom?u olan tarafında, sfenoid sinüzitte oksipitalde, temporalde ve kafatası merkezinde tipik a?rılara neden olur.) Ayrıca burun tıkanıklı?ı, koku duyusunda azalma, sarı-ye?il burun ve geniz akıntısı, ate?, yüz-göz-çene ve di?lerde a?rı, kırıklık, yorgunluk ,a?ız kokusu, burun kanaması, göz kapakları ve yüzde ?i?me, bo?az a?rısı, bazen ses kısıklı?ı gibi belirtiler olur. Özellikle eri?kinlerde tek taraflı burun akıntısı her zaman sinüzit ?üphesi uyandırmalıdır. Öksürük hem akut hem de kronik sinüzitin belirtisidir. Kronik sinüzitte ?ikayetler daha uzun süreli olmasına ra?men daha hafiftir. A?rı daha seyrek hatta bazen yoktur. Hastayı en çok geniz akıntısı ve buna ba?lı bo?az a?rısı ve öksürük rahatsız eder. Bunun dı?ında yine burun tıkanıklı?ı, yüzde dolgunluk hissi ve a?ız kokusu olur. Sinüzit ve bron?it sık olarak bir arada görülebilir. Kronik sinüziti olan hastalar bazen akut dönemler ya?ayabilirler. Sinüzit seyri sırasında ortaya çıkan alın ve gözde a?rılı ?i?likler, çift görme ve genel durum bozuklu?u, sinüzit komplikasyonu olabilir. Aktif tedavi gerektirir. Mutlaka hekime ba?vurulmalıdır. Sinüzit belirtileri, çocuklarda huzursuzluk, inatçı öksürük ve geniz akıntısına ba?lı ö?ürme ve kusma ?eklinde olabilir.

Te?his nasıl konur?:

Hastanın ?ikayetleri ve muayene bulgularına göre sinüzit dü?ünülse bile kesin te?his radyolojik olarak yani çekilen filmlerle konur. Bunun için en çok çekilen film Waters filmi denilen ve daha çok maksiller sinüsü inceleyen bir filmdir. Di?er sinüsler içinde de?i?ik açıdan çekilen filmler vardır; ancak bu çekilen normal filmler pratikte faydalı olmasına ra?men yanılma payları oldukça fazladır. Bu nedenle özellikle tedaviye cevap vermeyen veya ameliyat dü?ünülen hastalarda mutlaka bilgisayarlı tomografi çekilmelidir. Bilgisayarlı tomografi burun içi ve sinüsler hakkında bize çok faydalı bilgiler vermektedir.

Sinüzitin ne gibi tehlikeleri vardır?:

Sinüzit uygun antibiyotik ve yardımcı ilaçlarla veya gerekti?inde ameliyatla tedavi edildi?inde ciddi problemlere yol açmayan bir hastalıktır; ancak iltihabın yayılmasına ba?lı bazı komplikasyonlar geli?ebilir. Bunlardan en önemlileri iltihabın göz çukuru içine yayılması ve körlü?e kadar gidebilen hastalıklar, beyin zarına veya beyin içine yayılarak abse olu?ması, iltihabın sinüs içinde absele?mesi ve kemik iltihabı sayılabilir. Bu tür durumlar olu?tu?unda tedavi daha ciddi yapılmalıdır ve ilaç tedavisiyle birlikte ameliyat gerektirir.

Nasıl korunulabilir?:

Hastaların sinüzit olmamak veya olunursa kolay tedavi edilebilmek için dikkat edebilecekleri birkaç ?ey vardır. Bunun için so?ukta kalmamak, saçların ıslak kalmaması, ya?adıkları ortamın nemi ve ısısının uygun olması, sigaranın dumanında dahi kalınmaması, alerjiye yol açabilecek toz, duman veya di?er irritan maddelerden uzak kalınması gibi önlemler alınabilir.

Sinüziti olan hastaların dikkat etmesi gereken konular nelerdir?:

Sinüziti olan hastaların nezle, grip gibi viral hastalıklardan korunması gerekir. Bu tip etkenlerden korunmak zor oldu?undan grip a?ısı denenebilir. Alerjik riniti (saman nezlesi) olanlarda allerji kontrol altında olmalıdır. Islak saçla soka?a çıkma sonrası olu?an ba? a?rısı, daha çok, ba? derisinin ü?ümesi sonucu olu?an nevralji veya kas gerilim a?rısıdır; ancak, üst solunum yollarının enfeksiyonu sırasında ü?ütmek sinüzit olu?umunu kolayla?tırır. Tekrarlayan sinüziti olan hastaların havuza girmeleri sakıncalıdır.

Sinüzit olan hastalara uygulanan tedavi yöntemleri nelerdir?

(Sinüzit nasıl tedavi edilir?):

Sinüzit tedavisinde hedef, drenajı bozulan sinüste üreyen bakterinin öldürülmesi, drenajın sa?lanarak sinüsün temizlenmesidir. Bu delikler açılmazsa sinüs iltihapları yok edilemez.

Akut sinüzitlerde, bakteriyi öldürmek için antibiyotik en çok sinüzite sebep olan bakteriler hesaba katılarak seçilir. Antibiyotik tedavisi en az 10 gün hatta bazen 15-20 gün sürmelidir. Sinüs deliklerinin açılması ve drenajın sa?lanması için dekonjestan amaçlı burun damlaları, spreyler ve a?ızdan kullanılan burun açıcı bazı ilaçlar vardır. Spreyler 5 günden fazla kullanılmamalıdır. Burun temizli?ine dikkat edilmelidir. İlaçlara cevap alınmayan durumlarda sinüziti kolayla?tıran ba?ka faktörlerin varlı?ı ara?tırılır ve uygun ?ekilde tedavi edilir. Ancak bazen ameliyat gerekebilir.

Kronik sinüzitlerde de yine önce ilaç tedavisi uygulanabilir. Alerjik reaksiyonlar ve di? enfeksiyonları mutlaka tedavi edilmelidir; ancak, kronik ve tekrarlayan sinüzitlerde burun içindeki anatomik ve fonksiyonel bozukluklara yönelmek gerekmektedir. Bu da genellikle bir ameliyat anlamına gelmektedir. Ameliyat kararından önce mutlaka bir sinüs tomografisi çektirilerek sinüzite yol açan patoloji ve patolojiler do?ru tespit edilmelidir.

Evde uygulanabilecek bir tedavi yöntemi var mıdır?:

Tıbbi tedavinin yanı sıra, evde, bu?u, buhar tedavisi, burun damlaları ve tuzlu su ile burun temizli?i yapılarak, burnun açık tutulmasına özen gösterilmesi tedavinin ba?arısını artıracaktır.

Hangi durumlarda ameliyat gerekli olur?

Ameliyat sonrasında sinüzitin tekrarlama ihtimali var mıdır? Ameliyatın riskleri nelerdir?:

Her sinüzit ameliyat edilmez. Akut sinüzitler genellikle ilaç tedavisine yanıt verdikleri için ameliyata nadiren ihtiyaç duyulur; ancak kronik ve tekrarlayan sinüzitlerde, burunda et veya kemik e?rili?i (deviasyon) bulunması gibi durumlarda ya da komplikasyon geli?en vakalarda, sinüs drenaj kanalları ve genizi tıkayan-daraltan patolojilerde, bu patolojiyi ortadan kaldırmaya yönelik ameliyat en iyi çözümdür.

Modern sinüs cerrahisinde sinüs ameliyat edilmez. Sinüsün drenajını bozan patoloji ameliyat edilir. Tekrarlayan burun poliplerinde, ameliyat sonrası yeniden polip olu?ursa, sinüzit de olu?abilir. Ameliyatın hayati tehlike yaratan bir riski olmamakla birlikte nadir komplikasyonlar olu?abilir. Sa?lam hiçbir dokuya zarar vermeden, sadece hastalı?a neden olan lezyonlar çıkartılıp, hücreler temizlendi?inde FESS (Fonksiyonal Endoskopis Sinüs Cerrahisi) yöntemi ile artık kronik sinüzit vakalarının %90 ına yakını tedavi edilebilmektedir.

Ameliyattan sonra nelere dikkat edilmeli?:

Endoskopik yöntemle yapılan ameliyattan sonra en önemli konu pansumanların uygun yapılmasıdır. Sinüzit ameliyatında pansuman burun içinin uygun ?ekilde temizlenmesi anlamına gelir. Bunun için ba?langıçta birkaç günde bir daha sonra daha seyrek olarak hastanın doktoruna gitmesi gerekecektir. Kaç günde bir temizlenmesi gerekti?i ameliyatın seyrine ve doktorun tercihine göre de?i?ir. Doktor, her pansumandan sonra bir sonraki görü?me zamanını söyleyecektir. Hasta kendisi burun içini serum fizyolojikle yıkayarak yapı?ma ve birikintileri önlemeye çalı?abilir.

Kaynak: Rehber Dergisi" "

1. KOLESTEROL NEDİR?:

İlk defa 1754'te safra taşlarında kolesterol bulunduğu için bu maddenin ismi Yunanca chole- (safra) ve steros (katı) sözcükleri ile kimyadaki -ol ekinden türetilmiştir. Kolesterol, beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar, karaciğer başta olmak üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunan ve yaşam için gerekli olan mum kıvamında yağımsı bir maddedir. Kolesterol, özellikle hayvansal gıdalarda bulunur ama vücuttaki kolesterolun ancak ufak bir kısmı gıda kaynaklıdır; çoğu vücut tarafından sentezlenir. Vücut, kolesterolü kullanarak hormon (kortizon, üreme hormonu), D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini üretir. Hayvanların vücut dokularındaki hücre zarlarında ve daha düşük miktarlarda bitkilerde de bulunur. Bu işlemler için kanda çok az miktarda kolesterol bulunması yeterlidir. Eğer fazla miktarda kolesterol varsa bu, kan damarlarında birikir ve kan damarlarının sertleşmesine, daralmasına (ateroskleroz) yol açar; bazen de safra pigmentleri ile birleşerek safra taşlarının oluşumunda rol oynar.

Aterosklerozda damar duvarında biriken tek madde kolesterol değildir; akyuvarlar, kan pıhtısı, kalsiyum gibi maddeler de birikir. Toplumda ateroskleroz için damar sertliği, damar kireçlenmesi gibi ifadeler de kullanılmaktadır.

Kolesterol düzeyleri her desilitre kanda kolesterolün miligram değerinden ölçüsünü belirmektedir.

2. KOLESTEROL NE İŞE YARAR?:

Kolesterol hücre zarlarının (membranlarının) inşası ve bakımı için gereklidir; yağların sindirimine yarayan safranın sentezlenmesinde kullanılır. Ayrıca, aldosteron, testosteron, östrojen ve projesteron gibi steroid hormonlarının ve kortizolun sentezlerinde yer alır. Bazı araştırmalarda kolesterolün sinir hücreleri arasındaki bağlantı noktalarında ve bağışıklık sistemi hücrelerinin işlevlerinde rol oynadığını göstermiştir. Hücre membranının yapısına etkisi sonucunda hücre sinyal iletimine ve membranlardaki iyon ve proton geçirgenliğine de etki eder.Ayrıca yağda çözünen vitaminlerin (A,D, E ve K vitaminleri) metabolizmasında rolü önemlidir.

3. KOLESTEROL NASIL TAŞINIR?:

Kolesterol suda çok az çözündüğünden kanın sulu kısmında taşınamaz. Kolesterolün kanda taşınması, suda çözünebilen ve kolesterol ile diğer yağ türevlerini taşıyabilen lipoproteinler aracılığıyla olur. (Kolesterol, kanda çözünmesi ve taşınması için karaciğerde bir protein ile birleştirilir. Bu kolesterol ile protein birleşimine lipoprotein adı verilir.) Bu lipoproteinlerin yüzeyinde yer alan proteinler, kolesterolün hangi hücrelerden alınıp hangi hücrelere taşınacağını belirler. En çok bilinen lipoproteinler, LDL ve HDL’dir. LDL (low density lipoprotein, düşük yoğunluklu lipoprotein) kötü huylu kolesterol ve HDL (high density lipoprotein, yüksek yoğunluklu lipoprotein) iyi huylu kolesterol olarak bilinir.

Kolesterol karaciğerden safra aracılığıyla atılır ve bir kısmı ince bağırsak tarafından geri alınır. Safra kesesi içinde, konsantrasyonunun yüksek olması nedeniyle kristalleşebilir ve bu durumda safra taşı oluşumuna yol açabilir

4. KOLESTEROL DÜZEYİ NEDEN YÜKSELİR?:

Kanda kolesterol düzeyini etkileyen ve bir kısmı önlenebilir nitelikte olan çok sayıda faktör vardır:

1.Kalıtımsal Faktörler :

A.Hipotiroidi: Tiroid bezinin yetersiz çalışması.

B.Karaciğer hastalıkları

C.Nefritler: Böbreğin mikrobik olmayan iltihabi hastalıkları

D.Şeker hastalığı

2.Gıdalar

3.Şişmanlık

4.Stres

5.Bazı ilaçlar

Yüksek kolesterol dendiği zaman toplam kolesterol ve kötü huylu kolesterol yüksekliği anlaşılmaktadır.60-65 yaşa kadar yaşla birlikte kolesterol düzeyinin artması ve kadınlarda menopozdan sonra kolesterol düzeyinin daha yüksek seviyede olması normaldir. Kanda total (toplam)kolesterol ve LDL-kolesterolün yüksek olması hasta için risk taşır;ancak, HDL-kolesterolün düşük olması da bir risktir.

5. YÜKSEK KOLESTEROLÜN BELİRTİLERİ NELERDİR?:

Yüksek kolesterolün direkt bir belirtisi yoktur; ancak damar daralması söz konusuysa, daralan damarın ait olduğu organa ait belirtiler (kalp damarlarındaysa kalp hastalığı, beyin damarlarındaysa inme gibi) görülür. Ayrıca, kolesterol yükselmesine neden olan herhangi bir hastalık varsa, onun belirtileri (örn. Tiroid yetersizliği varsa buna bağlı saçlarda matlaşma, kırılma, tırnaklarda kırılma, kabızlık, kilo artışı gibi belirtiler) görülebilir.

6. KOLESTEROL DÜZEYİ NASIL KONTROL ALTINDA TUTULABİLİR?:

Kanda kolesterolün yüksek olması bir yağ metabolizması bozukluğudur. Yağ metabolizması bozukluğundan şüphe edilen bir hastada yapılması gereken kan alınarak öncelikle kolesterol, LDL-kolesterol, HDL kolesterol ve trigliserid düzeyi ölçülmesidir. Tedaviye karar vermeden önce bu değerler en az 2 kere ölçülmelidir. Tedavi düzenlenirken öncelikle LDL-kolesterol düzeyleri temel alınmalıdır.

Tedavi 2 aşamada gerçekleştirilir:1.İlaç dışı tedavi; 2.İlaç tedavisi.Her hasta için tedavi farklılıklar taşır. İlaç dışı tedaviler kesinlikle ihmal edilmemelidir. İlaç tedavisi kesinlikle doktor denetiminde olmalıdır. Tedavide hedef olan LDL-kolesterol düzeyi, hastada kalp ve damar hastalığının olup olmadığına göre değişir. Kişide kalp ve damar hastalığı yoksa LDL-kolesterol düzeyinin 130 mg/dl’nin altına düşürülmesi yeterlidir. Kişide kalp ve damar hastalığı varsa (kalp krizi geçirmiş, koroner arter daralmasına bağlı göğüs ağrısı olan, koroner damar ameliyatı geçirmiş,koroner arterleri balon ile genişletilmiş, beyine, böbreğe, bacaklara giden damarlarda kolesterol birikimi olan kişiler), hedef LDL-kolesterol düzeyi 100 mg/dl’nin altı olmalıdır.

Tedavide bazı temel prensipler vardır:

a) Sigara kesinlikle bırakılmalıdır. Sigara bir kardiyovasküler risk faktörüdür. (Sigara ayrıca akciğer kanseri, akciğer hastalığı, beyin kanaması ve birçok kansere de zemin hazırlar.)

b) Şeker hastalığı kontrol altına alınmalıdır. Gerekiyorsa insülinden kaçınılmamalıdır.

c) Şişmanlık kesinlikle kontrol altına alınmalıdır. (Sağlıklı beslenme ve egzersiz zayıflamanın temel noktalarıdır. Gün içinde sık ama az miktarda yenmelidir. Kısa sürede aşırı kilo vermek sorunlara yol açabilir. Verilecek kilo haftada 1-1.5 kilogramı geçmemelidir. Bir yılda toplam vücut ağırlığının % 10’unu vermek yeterlidir.)

d) Beslenme alışkanlığı değiştirilmelidir. (Doymuş yağlardan ve kolesterolden fakir diyet seçilmelidir. Sıvı yağlarda doymamış yağ daha fazladır, tercih edilmelidir. Genel olarak sebze, meyve ve hububat tüketilmeli, kızartmalardan kaçınılmalıdır. Kırmızı et yerine beyaz eti tercih edilmeli, karaciğer, böbrek ve beyin gibi kolesterolden zengin etlerden uzak durulmalıdır. Gıdaların yağ ve kalori içeriklerine dikkat edilmeli, yağı azaltılmış peynir ve süt tercih edilmelidir. Yüksek tansiyon varsa tuz azaltılmalıdır. Diğer yandan, vücut kendi kolesterolünü zaten ürettiği için dışarıdan fazladan kolesterol almaya gerek yoktur.))

e) Düzenli egzersiz yapmak alışkanlık haline getirilmelidir. Düzenli egzersiz iyi huylu kolesterolü yükseltir ve kötü huylu kolesterolü azaltır.

f) Varsa alkol alımı sınırlandırılmalıdır.

g) Diyet, egzersiz ve kilo kaybının fayda etmediği durumlarda kolesterol düzeylerinin kontrolü için lipit düşürücü ilaç tedavisine baş vurulur. Statin grubundan ilaçlar, safra asidi ayırıcıları, nikotinik asit, fibratlar ve kolesterolün bağırsaklardan emilmesini engelleyen ilaçlar kolesterol kontrolünde kullanılır. Ancak, hangi tür olursa olsun, tüm ilaçların kullanımı muhakkak bir doktor tavsiyesi ve kontrolünde olmalıdır.

h) Balıklarda bulunan omega-3 yağ asitleri yağları da kolesterol kontrolünde kullanılır.

Kaynak: Rehber Dergisi"

KALP KRİZİ (MİYOKARD İNFARKTÜSÜ – Mİ )


1- KALP NASIL ÇALIŞIR?:

Kalp, tüm vücuda istirahat esnasında dakikada 60-80 kez kan pompalayan güçlü bir pompadır. Tüm vücudun kan ihtiyacını karşılarken kendisinin beslenmesi de kalp kasına kan ve oksijen ta?ıyan atardamarlarla yani koroner arterler adı verilen damarlarla sağlanır.

2- KALP KRİZİ NEDİR?:

Kalp kasının bir bölümünün, yetersiz kan akı?ından dolayı ölmesi sonucu, o bölgede kalıcı hasar meydana gelmesidir. Koroner arterlerin dola?ımında bir bozulma oldu?unda, koroner damarlardaki darlıkların tipine derecesine ve yerine göre de?i?en, koroner yetersizlik tabloları meydana gelir. Bazı hastalarda sadece fiziksel aktivite sırasında ortaya çıkan ve dinlenmekle geçen gö?üs a?rıları olurken, bazı hastalarda damarların ani olarak tıkanması sonucu geli?en, ?iddetli gö?üs a?rısıyla ba?layan ve ani ölüme yol açabilen kalp krizi (enfarktüs) ortaya çıkmaktadır.

Kalp krizi yeti?kinlerdeki ani ölümün (?ikâyetlerle intihar, kaza, cinayet olmayan ölüm arasında geçen sürenin 1 saatten az oldu?u do?al ve beklenmedik ölümler) ba?lıca nedenlerinden biridir.

3- KALP KRİZİ NEDENLERİ NELERDİR?:

 Kalp krizlerinin ço?u koroner arterlerde olu?an pıhtılar sebebiyle meydana gelir. Pıhtılar genelde ateroskleroz sonucu meydana gelen de?i?iklikler yüzünden daralmı? koroner arterlerde olu?ur. Arter duvarının içindeki aterosklerotik plak bazen çatlar ve bu da pıhtı olu?umunu tetikler.

 Koroner arterlerdeki pıhtılar kalp kasına kan ve oksijen akı?ını engeller, bu da o bölgedeki kalp hücrelerinin ölümüne sebep olur. Hasar gören kalp kası kasılma yetene?ini kaybeder ve kalbin geri kalan kısmı hasar gören bu bölümün i?ini de yapmak zorunda kalır.

 Koroner arter hastalıklarının ve kalp krizinin risk faktörleri genel olarak kalp damar hastalıkları risk faktörlerinin aynısıdır ve ço?u fazla kiloyla ilgilidir Bunlar:

 Cins: Erkeklerde daha sık

 Ya?: Erkeklerde 45 ya?ın üstü, kadınlarda 55 ya?ın üstü

 Aile öyküsü: Birinci derecede (anne, baba, karde?) erkek akrabalarda 55 ya?ından, birinci derecede kadın akrabalarda 65 ya?ından önce kalp damar hastalı?ı, kalp krizi (infarktüs) veya ani ölüm bulunması

 Sigara içiyor olmak

 Hipertansiyon (140/90 mmHg veya daha fazla veya hipertansiyon için tedavi alıyor olmak)

 İyi kolesterolün (HDL kolesterol) 40 mg/dl'den dü?ük olması

 Total kolesterolün 200 mg/dl'den fazla olması (kötü kolesterol olan LDL-kolesterolün 130 mg/dl'den fazla olması)

 Hareketsizlik: Haftada en az 3 gün ve günde en az 30 dakika egzersize zaman ayırmalısınız (tempolu yürüyü?, yüzme, bisiklet, dans, bahçe i?leri vs.)
 Şeker hastalı?ı (diabetes mellitus)

 Kilo: Bu konuda en de?erli kriter, vücut kitle indeksi ve bel çevresidir. Vücut kitle indeksi, kg olarak a?ırlı?ın, metre olarak boyun karesine bölünmesiyle elde edilir (VKİ: kg/m2). Vücut kitle indeksinin 25’in üzerinde olması veya bel çevresinin erkeklerde 102 cm, kadınlarda ise 88 cm’nin üzerinde olması, yalnızca kalp damar hastalı?ı riskini artırmakla kalmayıp ?eker hastalı?ı, ya? yüksekli?i ve tansiyon yüksekli?i riskini de artırmaktadır.

 Stres: uzun bir zaman sürekli strese maruz kalma, hastalı?ın geli?mesini kolayla?tırmaktadır.

 Depresyon: özellikle son yıllarda depresyon da kalp damar hastalıkları yönünden risk faktörü olarak kabul edilmeye ba?landı.

4- KALP KRİZİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

 Gö?üs kafesinin orta bölgesinde birkaç dakikadan uzun süren baskı sıkı?ma, a?ırlık, nefes daralması,

 Huzursuzluk hissi;

 Omuzlara, boyuna veya kollara yayılan gö?üs a?rısı;

 Ba? dönmesi, baygınlık, bayılma, bulantı,

 So?uk terlemenin e?lik etti?i gö?üs kafesi ?ikâyetleri.
Gö?üs a?rısı ve nefes darlı?ı kalp krizinin ilk önemli belirtisidir. Aniden ba?layan gö?üs ön duvarından boyuna ve çeneye do?ru yayılan, bazen omuz ve kolların iç kısmına vuran sıkı?ma, baskı hissi tarzındaki a?rılar, bazen de ani ba?layan nefes darlı?ı, so?uk terleme, kalp çarpıntısı kalp krizini dü?ündürmelidir. Kalp krizinin belirtileri karma?ık olup ki?iden ki?iye de?i?mekte ve bazen son derece deneyimli hekimleri bile yanıltmaktadır; ayrıca bazı hastalar gö?üs a?rısı olmadan kalp krizi geçirmektedir. Bu nedenle ?ikâyetlerin kalp krizi olup olmadı?ı sorusu akla geldi?i an, hemen en yakın hastaneye ba?vurmak hayati önem ta?ımaktadır.

5- KALP KRİZİNDEN KORUNMAK İÇİN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?:

 Sigara içmemeliyiz,

 Yüksek tansiyonu tedavi ve takip ettirmeliyiz,

 Ya?dan, tuzdan ve kolesterolden fakir beslenmeliyiz,

 Daha çok sebze ve meyveleri tercih etmeliyiz,

 Düzenli egzersiz yapmalıyız,

 Kilomuzu normal limitlerde tutmalıyız,

 Diyabetimiz varsa diyete uygun davranmalıyız,

 Ailemizde erken kalp hastalı?ı hikayesi varsa, düzenli kontroller yaptırmalıyız.

6- KALP KRİZİ ANINDA NELER YAPILMALIDIR?:

Kalp krizi anında yapılacak ilk i? hastanın acilen en yakın hastaneye götürülmesi sa?lanmalı, bu esnada da düz bir zemine yatırılarak boynu hafif geriye yatırılmalı, çenesi sol tarafa çevrilmelidir. E?er so?uk so?uk terliyorsa tansiyonu dü?mü? olabilir, bu durumda ayaklarını yükse?e kaldırmak gereklidir. E?er ki?i kalp hastası ise, büyük ihtimalle yanında dilaltı tablet ta?ımaktadır; ceplerine veya çantasına bakarak bu tabletler bulunup hastaya verilmelidir. Buna ra?men hastada herhangi bir rahatlama görülmezse veya hastanın durumu çok kötüyse ikinci bir tablet daha verilebilir. E?er ki?inin kalbi durmu?sa hemen kalp masajına ba?lanmalı, hatta suni solunum yaptırmalıdır; bu nedenle herkesin ama özellikle yakınları kalp hastası olanların suni solunum ve kalp masajını ö?renmesi ?arttır.

7- KALP KRİZİNİN TANISI VE KRİZ SONRASI TAKİP:

Kalbin iyile?me süreci esnasında hastanede kalı? süresi, kalp krizinin yaygınlı?ına ba?lı olarak birkaç günden ba?layarak ayları bulan sürelere uzayabilir. Sa?lıklı diyet, sigarayı bırakma, düzenli egzersiz ve kilo fazlalıklarından kurtulma gibi olumlu adımlarla olası bir ba?ka krizden korunulmu? olur. Kalp krizinden sonraki iyile?me sürecinde olan bir ki?i, herhangi bir sorunla kar?ıla?madan yürüyü? yapabilir, golf oynayabilir, balık tutabilir, yüzebilir ve benzer aktivitelerde bulunabilirler ancak, kendi için do?ru olan egzersiz miktarını doktoruyla görü?meden egzersiz yapmamalıdır. Uygulanacak ya?sız rejim, özellikle et, ya?lı süt ürünleri ve doymu? ya?lardan alınan kalorileri azaltmaya, aynı zamanda kanımızdaki kolesterolü ve öteki ya?lı maddeleri azaltarak kalp krizi riskini dü?ürmeye yardımcı olacak bir yemek planıdır.

Kaynak: Rehber Dergisi

1- KANSER NEDİR?

Bütün vücut dokularında hücreler kendilerini belirli bir kontrol mekanizması içerisinde yenilerler. Böylece zedelenen doku tamir edilir, yenilenir. Kanser, hücrelerin şekil ve yapı deği?tirerek kontrolsüz ço?alması ve yayılması ile karakterize bir grup hastalık ve önemi giderek artan bir sa?lık ve ya?am sorunudur. Kalp ve damar hastalıklarından sonra en sık ölüm nedenidir.
Kontrol dı?ı ço?alan hücreler tümör adı verilen hücre topluluklarını olu?turur. Bazı tümörler büyümelerine kar?ılık köken aldıkları dokuda sınırlı kalırlar ve kom?u organlara ilerlemezler. Bunlara benign (selim, iyi huylu) tümörler denir. Di?er bir kısmı ise sadece büyümekle kalmayıp kom?u organlara uzanma ve onları da tahrip etme potansiyeline sahiptir. Bu tür tümörler kan ve lenf dola?ımı ile köken aldıkları yerlerden uzaktaki organlara da sıçrayabilirler. Bu tür tümörlere malign (habis, kötü huylu) tümör veya kanser denir.

Organ veya dokuda olu?an kontrolsüz hücre ço?almasının, öncelikle bulundu?u ortamda büyüyüp daha ileriki a?amalarda köken aldıkları organ dı?ına sıçrayarak uzak organlara yayılmasına metastaz adı verilir.

2- KANSER NEDENLERİ NELERDİR?

Normal hücrelerin kanser hücrelerine dönü?melerine neden olan ba?lıca etkenler kimyasal maddeler, ultraviyole ve iyonizan radyasyon gibi fiziksel ajanlar ve virüsler (Hepatit B virüsü, insan papilloma virüsü (HPV) ve retrovirüsler)dir.
Kansere neden olan alı?kanlıkların ba?ında sigara kullanımı gelmektedir. Sigara ba?ta akci?er kanseri olmak üzere, a?ız bo?lu?u, hava yolları (larinks), böbrek, idrar kesesi, rahim a?zı (serviks) ve pankreas kanserlerinin geli?iminden sorumlu tutulmaktadır.

Şi?manlı?ın menopoz sonrası meme, prostat, kalın barsak kanseri ihtimalini arttırdı?ına dair veriler mevcuttur. Yapılan çalı?malar, yüksek ya? ve protein, dü?ük lif içeren gıdaların tüketiminin kalın ba?ırsak, meme, rahim, pankreas ve prostat kanserleri riskini artırdı?ını ortaya koymu?lardır.

Yanlı? beslenmenin bütün kanserlerin % 35'inden sorumlu oldu?una inanılmaktadır. Etleri pi?irmede yeterince iyi yanmamı? mangal ate?i kullanılması da bazı kanser yapıcı kimyasal maddelerin olu?masına neden olmaktadır. Aynı risk yüksek miktarda nitrit içeren salam, sosis gibi ?arküteri ürünleri için de geçerlidir.

Kanserin ortaya çıkmasından sorumlu bir di?er önemli neden de giderek artan çevre kirlili?idir. Hava, içme ve kullanma suları, topraklar, dolayısıyla yiyeceklerin kirlili?i çevre kirlili?i kapsamı içerisine girmektedir. Çevre kirlili?inin kanser olu?umuna bir etkisi de, ozon tabakasının incelmesi ve ozonun azalması ile ultraviyole ı?ınlarının zararlı etkilerinin artması sonucu cilt kanserine neden olmak ?eklindedir.

Ya? ilerledikçe kanser riski artmaktadır. Kadınlarda meme ve üreme organlarına ait kanserler; erkeklerde prostat ve akci?er kanserleri ileri ya?larda daha çok görülmektedir.


3- YURDUMUZDA EN SIK GÖRÜLEN KANSER TÜRLERİ NELERDİR?

Yurdumuzda en sık görülen kanserler erkeklerde akci?er, prostat, kalın ba?ırsak, rektum, mide ve pankreas; kadınlarda meme, akci?er, kalın ba?ırsak, rektum, serviks, over, mide ve pankreas kanserleri olarak sıralanabilir.

A- AKCİĞER KANSERİ

Akci?er vücudumuzda oksijen gereksinimini sa?layan organımızdır. Bu hücreler akci?erin görevini normal olarak yapabilmesi için ihtiyaç do?rultusunda bölünerek ço?alan birçok hücreden olu?ur. Akci?er kanseri, yapısal olarak normal akci?er dokusundan olan hücrelerin ihtiyaç ve kontrol dı?ı ço?alarak akci?er içinde bir kitle (tümör) olu?turmasıdır. Burada olu?an kitle öncelikle bulundu?u ortamda büyür, daha ileriki a?amalarda ise çevre dokulara veya dola?ım yoluyla uzak oranlara yayılarak (karaci?er, kemik, beyin vb. gibi) hasara yol açarlar.

B- PROSTAT KANSERİ

Prostat, mesanenin altında, rektumun önünde yerle?mi? ceviz büyüklü?ünde bir bezdir. Prostat büyürse içinden geçen üretrayı sıkı?tırarak idrar akı?ını zorla?tırabilir hatta tamamen durdurabilir. Bu nedenle prostat kanserinin belirtilerinden birisi idrar yapmakta güçlüktür. Prostat kanseri erkeklerdeki en sık kanserlerdendir ve çok sinsi seyreder. Birçok hastada hiç belirti vermeyebilir, hiç bir yakınmaya yol açmayabilir. Bu nedenle 50 ya? üzeri erkeklerin bu hastalık için doktora ba?vurması ve izleyen yıllarda da düzenli kontrolden geçmeleri çok önemlidir

C- KALIN BAĞIRSAK/REKTUM KANSERİ

Sindirim sisteminde ince ba?ırsaklardan sonra gelen yakla?ık 1,5-2 metre uzunlu?undaki kısım kolon yani kalın ba?ırsaktır; bunun son 15 cm.'lik bölümüne rektum adı verilir. Ya?am süresi boyunca toplumda her 50 ki?iden birinde kolorektal kanser olu?maktadır.

D- MEME KANSERİ

Meme, süt bezleri ve burada üretilen sütü meme ba?ına ta?ıyan kanallardan olu?ur. Bu süt bezleri ve kanalları dö?eyen hücrelerin, kontrol dı?ı olarak ço?almalarına meme kanseri denir. Kadınlar arasında en sık görülen kanserdir. Anne ve karde?te olması, erken adet ve geç menopoz, do?um yapmamak veya geç do?um yapmak, alkol almak riski arttırır.

E- RAHİM (ENDOMETRİUM) VE SERVİKS (RAHİM AĞZI) KANSERİ

Rahim kanseri, rahimin iç tabakasını olu?turan endometrium dedi?imiz tabakasındaki hücrelerin kontrolsüz ço?alması sonucu olu?ur. Olu?an kanser hücreleri lenf bezlerine, çevre organlara veya kan akımı ile uzak bölgedeki organlara ula?abilirler. Daha seyrek görülen rahim tümörü ise sarkomlardır. Bu tümörler rahmin kas tabakasında geli?mektedir.

Rahim a?zı, rahimin do?um sırasında geni?leyerek bebe?in çıkmasını sa?layan kısmıdır. Bu kısmı olu?turan hücrelerin anormal bölünmesi ve üremesi sonucunda rahim a?zı kanseri olu?ur. Rahim a?zı kanseri, jinekolojik tümörler içinde sa?lıklı kadınlarda yapılan düzenli tarama ile önlenebilen yegâne kanserdir. Rahim a?zı kanseri olu?tuktan sonra lenf bezlerine, çevre organlara ve kan damarları yardımı ile uzak organlara yayılabilirler.

F- OVER (YUMURTALIK) KANSERİ

Yumurtalıklar, kadın vücudunda alt karın bölgesinde rahmin her iki yanında yer alan bir çift organdır. Yumurtalık kanseri karnın içinde ba?ırsaklara, mideye, hatta kan veya lenfatik yolla vücudun uzak bölgelerine kadar yayılabilirler. Yumurtalık kanserlerinin birkaç çe?idi vardır. En sık rastlanan epitelyal over kanserinin görülme oranı 55 kadında birdir.

G- MİDE KANSERİ

Dünyada akci?er kanserinden sonra ikinci sıklıkta görülen kanser türüdür. Her 10 kanser hastasından 1’i mide kanseridir. Türkiye’de en sık görülen sindirim sistemi kanseridir. Süt, taze sebzeler, turunçgiller, vitamin C ve so?uk gıdalarla beslenenlerde mide kanseri daha az görülmektedir.

H- PANKREAS KANSERİ

Pankreastan köken alan tümörlerdir. Kesin neden bilinmemekle birlikte ırk, ?eker hastalı?ı, tütün, çevresel ve mesleki faktörler gibi e?lik eden durumlar söz konusudur. Erkeklerde kadınlardan daha sık görülmektedir.

I- LENFATİK VE İMMUN SİSTEM KANSERLERİ

Lenfatik ve immun sistem, vücudun enfeksiyonlara kar?ı mücadele etmesini sa?layan sistemin içinde yer alır. Lenfatik sistemde lenf bezeleri denilen boyun, koltuk altı, kasık bölgelerinde ve eri?kinlerde genellikle ele gelmeyen küçük yapılar vardır. Bademcikler, dalak, karaci?er, kemik ili?i ve gö?üs bo?lu?umuzda bulunan ve çocuklukta aktif olan timus da lenfatik sisteme dâhildir. Ayrıca mide, ince ba?ırsak ve cildimiz katmanları arasında bu lenfatik yapılar yer almaktadır.

Hastalık, bu lenfatik yapılardaki normal hücrelerin yerinde anormal ?ekil veya hızlı bölünme özellikleri olan hücrelerin ortaya çıkması ile geli?mektedir. Bu hücreler ayrıca dala?a, karaci?er ve kemik ili?ine yayılma özelli?i gösterebilmektedir. Lenfoma, di?er grup onkolojik hastalıklar içinde ya?amın uzatılması ve daha kaliteli ya?am sa?lanması ve hastaların kurtarılmaları açısından daha fazla ba?arı elde edilmi? bir hastalıktır. Lenfomalar Hodgkin Hastalı?ı ve Hodgkin dı?ı (Nonhodgkin) Lenfoma olarak 2 gruba ayrılır. Hastaların az bir kısmı denilen lenfoma türüne sahiptir. Ço?unluk, Hodgkin dı?ı lenfoma grubunda yer alır ve hastaya sadece lenfoma deniliyorsa genellikle bu grup kastedilmektedir.

4- KANSER BELİRTİLERİ NELERDİR?

Belirtiler, kanserli dokunun bulundu?u organ veya bölgeye göre de?i?ir. Bu nedenle sa?lı?a yönelik ortaya çıkacak de?i?ikliklerde veya normalin dı?ında herhangi bir ?i?lik fark edildi?inde doktora ba?vurmak gerekmektedir.

Örne?in; Hodgkin dı?ı lenfomalarda en sık görülen belirti boyun, koltuk altı ve kasık bölgelerindeki lenf bezelerinin a?rısız ?i?erek ele gelmesidir. Di?er belirtiler ise, grip gibi ba?ka hastalıkların seyrinde de görülebilen, sebebi tam açıklanamayan ate?, kilo kaybı, gece terlemesi, halsizlik, ciltte ka?ıntıdır.

Meme kanserinin en yaygın belirtisi memede a?rısız bir kitlenin hissedilmesidir. Ancak, hastaların %10 kadarı, kitle olmaksızın a?rı hissetmektedir. Meme kanserinin daha seyrek görülen belirtileri arasında, gö?üste olu?an de?i?imler (kalınla?ma, ?i?likler, deride tahri? ya da bozulmalar, akıntılar, a?ınma, gö?üs ucunun hassasla?ması ya da içe dönmesi gibi gö?üs ucu belirtileri) yer almaktadır. Tedavisi en kolay olan erken evredeki meme kanserleri tipik olarak hiç bir belirti göstermezler. Bu nedenle, kadınların meme kanserinin erken tanısı için önerilen kontrol programlarını uygulamaları çok önemlidir.

Mide kanserinde en çok rastlanan belirti mide bölgesinde a?rıdır. A?rıyla birlikte i?tahsızlık ve kilo kaybı sık görülen bulgulardandır. Kardia (midenin yemek borusuyla birle?im bölümü) bölgesine yerle?en tümörler de yutma güçlü?ü ilk belirti olabilir. İlerleyen vakalarda bulantı ve kusma olabilir. Nadiren yo?un bir kanama veya mide perforasyonu (delinmesi) ba?langıç bulguları olabilir.
Pankreas kanserinde en sık bulgular kilo kaybı (%90), a?rı, i?tahsızlık, ka?ıntı, diabetes mellitus, malnütrisyon (beslenme bozuklu?u), karaci?er büyümesi, ele gelen safra kesesi, karında kitle, hassasiyet, assit (karın bo?lu?unda sıvı birikmesi)dir. Prostat kanserinde ise ilk belirti idrar yapmakta güçlüktür.

5- KANSERDEN NASIL KORUNULUR?

Kanserin önlenmesinde bazı ki?isel tedbirler alınabilir:

* Sigara içilmemesi: Sigara içmeyi bırakmak kanser ve di?er kalp, damar ve akci?er hastalıklarının olu?ma ihtimalini azaltmak için yapılabilecek en önemli korunmadır. Sigaranın zararlı etkileri beraberinde alkol alındı?ında daha da artmaktadır.

* Güne? ı?ı?ından korunma

* Diyet: Alkol, yüksek kalorili dietten (beslenme alı?kanlı?ından) uzak durma, yiyeceklerdeki katkı maddelerine dikkat etmek gereklidir. Ya?lardan alınan kalori günlük kalori alımının % 30'unu geçmemelidir. Öte yandan lifli gıdalara a?ırlık verilmeli, rafine gıdalardan olabildi?ince uzak durulmalıdır. Özellikle taze sebze ve meyveler ve son yıllarda ülkemizde de tüketimi giderek yaygınla?an tam i?lememi? tahıl ürünleri tercih edilmelidir. Füme gıdalardan kaçınılmalıdır.

* Emzirme ve erken ilk do?um ya?ı: Meme kanserinden korunmada önemlidir.

* Gereksiz ilaç kullanımından kaçınma

* Pestisitler (böcek, kemirgen, yabani ot ve küf öldürücüler vb.), kimyasal toz ve dumandan korunma

* Gereksiz film çekiminden kaçınma

* Çalı?ma ortamındaki toksik materyalden sakınma

* Fetüsü ilaç, kimyasal maddeler ve radyasyondan korunma

* Tüketim maddelerinin yarar ve risklerini iyi bilme

* Tüketici ürünleri ile ilgili bilgileri okuma, yeni ürünlere kar?ı ihtiyatlı davranmak

6- KANSERDE TANI VE TEDAVİ

Kansere yakalanma olasılı?ı kanser yapıcı etkenlerle kar?ıla?ma yo?unlu?u ve süresi ölçüsünde artmaktadır. Bu nedenle ya? ne kadar ileriyse o kadar sık ve düzenli doktor kontrolünden geçerek hastalı?ın henüz ba?langıcında yakalanması mümkündür. Yeterince erken tanı konuldu?unda, bazı kanser türleri tamamen tedavi edilebilmektedir. Ancak tedavisi ve tanısı birçok uzmanlık dallarının i?birli?ini gerektirmektedir ve güçtür. Bu yüzden erken tanı çok önemlidir.

Kanserde tedaviden daha önemli olan husus kanserin önlenmesidir. Bunun için kanser yapıcı maddelerden uzak durmak, temiz ve sa?lıklı ya?amak ve uygun bir beslenme biçimi seçmek gerekir.

Fizik muayene, kan ve idrar tetkikleri, röntgen filmi, BT (Bilgisayarlı Tomografi), MRI (Manyetik Rezonans İnceleme), IVP (Intravenöz Piyelografi), radyoizotop kemik taraması, USG (Ultrasonografi), optik tanı yöntemleri (sistoskopi, sigmoidoskopi, kolonoskopi, endoskopi, bronkoskopi, histeroskopi) ve biyopsi, de?i?ik organ ve dokularda olu?an kanser tanısı için kullanılan yöntemlerdir. Örne?in meme kanserinde tanıda en de?erli yöntem “mamografi”dir. Rahim a?zı kanserinde uygulaması oldukça kolay olan Pap-smear testi rahim a?zında kanserle?me e?ilimi olan hücrelerin erken dönemde saptanmasını sa?lar. Prostat ve over kanseri kan veya idrara geçen bazı maddeler üretmektedir ve bu maddelerin varlı?ının gösterilmesi vücutta kanser oldu?unu destekler.

Tedavide kanserin yerine ve türüne göre cerrahi, kemoterapi (ilaç tedavisi) ve radyoterapi (ı?ın tedavisi) uygulanır ve belirli aralıklarla kontroller planlanır.

Kaynak: Rehber Dergisi "

GIDA TÜRÜ

Tavsiye edilen gıdalar - Ölçülü yenecek gıdalar-Kaçınmak gereken gıdalar


Ekmek, tahıl

Kepekli buğday, çavdar ekmeği, yulaf ezmesi, mısır gevreği, makarna, pirinç, bulgur

Açma, kruvasan, poğaça

Sütlü ürünler

Yağsız süt, az yağlı peynir ve eritme peyniri, yağsız yoğurt, yumurta akı

Yarım yağlı süt, yarım yağlı peynir (dil peyniri), yarım yağlı yoğurt, haftada 2 yumurta Tam yağlı süt, konsantre süt, şanti, kaymak, taklit sütü, yağlı peynir ve yoğurtlar

Çorbalar

Sebze çorbası, et suyu çorbası

İşkembe çorbası, paça
Balık

Bütün beyaz etli ve yağlı balıklar (ızgara, buğulama)

Uygun yağda kızartılmış balık

Balık yumurtası, havyar, belirsiz yağda kızartılmış balıklar

Deniz mahsülleri

İstiridye

Midye, ıstakoz

Karides, kalamar

Et

Tavuk, hindi, dana, av eti

Yağsız sığır, dana jambon, kuzu (haftada 1-2), dana ve tavuk sosisi, ciğer (ayda 1)

Ördek, kaz, yağlı görünen bütün etler, sosis, salam, pastırma, sucuk, kümes hayvanları derisi

Yağlar

Çoklu doymamış yağlar (ayçiçeği, mısır özü, soya...), tekli doymamış yağlar (zeytinyağı, hidrojene olmamış yumuşak margarin) Tereyağı, Trabzon yağı, iç yağı, kuyruk yağı, hidrojene yağlar, sert margarinler

Sebze ve meyve

Bütün taze ve dondurulmuş sebzeler, bilhassa kuru baklagiller (mercimek, fasulye, nohut...), haşlanmış patates

Uygun yağda kızartılmış patates ve sebze
Belirsiz yağda kızartılmış patates, sebze, cips, tuzlu konserve, sebze

Tatlılar

Yağsız sütle yapılan tatlılar (muhallebi, sütlaç...), meyve salatası, limon dondurması, aşure, pestiller, kuru yemişli sucuklar, cezerye

Çoklu doymamış yağ veya margarinle yapılan pasta ve bisküviler Badem tatlısı, helva

Dondurma, baklava, kremalı pastalar, hazır pastalar, bisküviler, hazır pudingler

Çikolata ve bütün çikolatalı hazır tatlı ürünleri

Kuruyemiş

Ceviz, badem, kestane

Yer fıstığı, Antep fıstığı

Hindistan cevizi, tuzlu eğlencelik

İçecekler, soslar

Çay, kahve, neskafe, az kalorili meşrubat

Az yağlı soslar

Fazla tuz, hazır salata sosları, mayonez

Kaynak: Türk Kardiyoloji Derneği, Koroner Kalp Hastalığından Korunma ve Tedaviye İlişkin Ulusal Kılavuz 1998.

YARARLI BİLGİLER:

1-Fındığın kalp sağlığı üzerine olumlu etkileri gösterilmiştir. 1998 yılında yayınlanan bir çalışmada haftada en az 140 gram fındık yiyenlerde kalp ve damar hastalıklarına daha az rastlanmıştır. Yapılan başka çalışmalarda da fındığın iyi kolesterolü yükselttiği ve kötü kolesterolü düşürdüğü gösterilmiştir. Ayrıca fındığın fazla tüketilmesinin kilo alınmasına yol açacağı unutulmamalıdır.

2-Kilo verirken acele etmemek gerekir. Kilo vermek, verilen kiloyu geri almamaktan daha kolaydır. Zayıflamanın kolesterol, şeker hastalığı, ruhsal durum, hipertansiyon üzerinde de olumlu etkileri vardır. Tekrarlayan zayıflama ve şişmanlama ise kalp hastalığı ve ani ölüm gibi istenmeyen sonuçlara yol açabilir.

3-Gazete, kitap okurken bir şey yemeyin.

4-Televizyon seyrederken bir şey yemeyin.

5-Karnınız açken mutfak alışverişi yapmayın.

6-Alışverişe çıkarken liste yapın, liste dışında yiyecek almayın.

7-Öğün atlamayın.

8-Sadece açken yemek yemeye çalışın.

9-Diyetinizi bozduğunuz için suçluluk duymayın, önünüzde başka öğünler olduğunu unutmayın.

10-Gıdaların yağ, tuz, kalori içeriğine dikkat edin.

11-Egzersiz yapın.

12-Açık büfe tarzı yemeklerden uzak durun.

13-Evinize gelen misafirlere yaptığınız ikramı azaltın.

14-İştahlı arkadaşla yemeğe oturmayın.

15-Kalbi korumak için yapılabilecek en iyi şeylerden birisi, işlenmemiş, rafine edilmemiş, fabrikadan çıkmamış yiyeceklere yönelmek olmalıdır; yenebilecek en güzel gıdalar ise doğal ortamda otla beslenmiş dana-sığır eti, brokoli, karnabahar, yumurta (doğal ortamda yaşayan tavuk yumurtası), çilek, ahududu, böğürtlen gibi meyveler ve ıspanaktır.

16-Daha az hayvansal (doymuş) yağ tüketin. Alabildiğiniz en ince et dilimlerini satın alın.

17-Etten gözle görülebilen tüm yağları, ve tavuğun derisini ayırın.

18-Daha az hazır bisküvi, pastane ürünü ve kek tüketin.

19-Çoklu veya tekli doymamış yağlar açısından zengin
yağ ve margarinleri tercih edin.

20-Yemek pişirirken katı yağlar yerine ayçiçeği yağı, mısırözü veya zeytinyağı gibi bitkisel yağlar kullanın. Bu yağları ayrıca salatalarınıza sos olarak da kullanabilirsiniz.

21-Yağsız veya yarım yağlı süt, az yağlı yoğurt ve az yağlı peynir gibi, düşük yağ içeren günlük ürünleri tercih edin.

22-Haftada en az bir kez yağlı balık (örneğin somon, sardalye, ton-konserve şeklinde de olabilir) tüketmeye özen gösterin.

23-Bol bol meyve, sebze ve baklagil tüketin (mercimek ve fasulye gibi).

24-Günde toplam en az 5 porsiyon tüketin. Bir porsiyon, 2-3 kaşık sebze, bir adet meyve (mesela bir muz) veya 2-3 adet küçük boy meyve (örneğin erik), 1 küçük kase meyve salatası, veya bir bardak taze sıkılmış meyve suyuna denktir.

25-Makarna, pirinç, ekmek, buğday, patates ve mısır gevreğinden oluşan nişastalı yiyecekleri, öğünlerinizde düzenli olarak tüketin.

26-Tam buğday ekmek gibi işlenmemiş karbonhidratları tercih etmeye özen gösterin.

27-Sigarayı bırakın.

28-Fazla kiloluysanız, kilo verin.

29-Hareketlenin. Her gün 30 dakikalık fiziksel aktiviteyi hedefleyin (bu süreç, üç adet 10'ar dakikalık seanslardan oluşabilir). Tempolu yürüyüş ideal olacaktır.

30-Stresinizle başa çıkmayı ve rahatlamayı öğrenin.

31-Kolesterol ve yüksek tansiyon arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Yani kolesterol yüksekliği yüksek tansiyona, yüksek tansiyon kolesterol yüksekliğine yol açmaz. Ancak ikisinin hedefi ve zarar verdiği organ aynıdır: Kan damarları. Yüksek tansiyon kan damarındaki basıncı yükselterek aşınma, yırtılmalara neden olur. Yüksek kolesterol de damar duvarında kolesterol birikimine yol açarak damarlarda daralma, tıkanmalara yol açar. Yüksek tansiyon ve kolesterol yüksekliği kan damarına diğerinin verdiği zararın şiddetini arttırır ve ortaya çıkmasını çabuklaştırır. Bu nedenle hem kolesterol yüksekliği hem de yüksek tansiyon tedavi edilmelidir.

KAÇINILMASI GEREKEN VE SIK YAPILAN HATALAR

1.Kolesterol düşürücü ilaç kullanırken diyeti önemsememek,

2.Doktor randevusuna gitmeden birkaç gün-hafta önce diyet yapmaya başlamak,

3.Doktor veya beslenme uzmanına danışmadan diyet değişiklikleri yapmak,

4.Kolesterol düşürücü ilaç kullanırken şeker hastalığı, yüksek tansiyon, sigara içimi gibi diğer sorunları ihmal etmek,

5.Komşu veya arkadaşın önerisi ile ilaç almak,

6.İlacın bitmesi, muayeneye kısa bir zaman kalması gibi nedenlerle ilaç tedavisine kısa süreli ara vermek,

7.Kullanılan ilacın ismini hatırlamamak ve doktora giderken ilaç kutusunu yanına almamak,

8.Yetkisiz ve bilgisiz kişiler tarafından eksik ve yanlış bilgilendirilmek.

ÖNERİLER:

1.Kolesterol düzeylerinizi kaydetmeyi alışkanlık haline getirin.

2.Türkiye’de bilinçsiz ilaç kullanımı yaygın bir sorundur; bu nedenle kolesterol düşürücü ilaçlar adı altında yanlış ilaç kullanımından kaçının.

3.Bir seyahate giderken sağlık karnenizi, heyet raporlarınızı, ilaçlarınızı yanınıza almayı unutmayın.

4.İlaçlarınızı düzenli kullanın, ilacınızı aksatmayın.

5.Doktora giderken şahsınıza ait tüm tıbbi dokümanları (filmler, tahlil sonuçları, hastane dosyası, kullandığınız ilaçların kutusu) mutlaka yanınıza alın.

6.İlaçlarınızın sadece ismine değil dozuna da bakın, öğrenin ve kaydedin.

Kaynak: Rehber Dergisi" "

          Cumhuriyet çadırının altında
Meyve veren dallarımız var bizim
Egemenlik onurumuz şanımız
Bucak bucak illerimiz var bizim

Sevgi dostluk barış gönül tahtımız
Birlik beraberlik bizim ahtımız
Bilim teknik buluş olmuş bahtımız
Nakış nakış allarımız var bizim

Al Bayrağın rengi kanıma benzer
Sancağımın rengi canıma benzer
Milli Hakimiyet anıma benzer
Al duvaklı tüllerimiz var bizim

Vatan durağımız mesken edindik
Yüreğimiz şahit aşkla didindik
Cephe de hem erkek hem de kadındık
İmar eden ellerimiz var bizim

Tarihe sor bindokuzyüzyirmi'dir
Milletin kaderi onda bellidir
Söyleşen lehçemiz Türkçe dillidir
Bak konuşan dillerimiz var bizim

Alfabemiz vardır başka bilmeyiz
Yanlışları asla örnek almayız
İleri gideriz geri kalmayız
Aydın aydın yollarımız var bizim

Çağdaş uygarlığın direğindeniz
Nice mert yiğidin yüreğindeniz
Madenin çiftçinin küreğindeniz
Çelik bilek kollarımız var bizim

Hürriyetin havasıyla coşarız
Gururluyuz şeref ile yaşarız
Vatan sevgisiyle çağlar taşarız
Barajlarla göllerimiz var bizim

El ele vermişiz asırlar boyu
Düğünlü Bayram’ı zurnalı toyu
Birbirinden güzel şehiri köyü
Mahsul veren hallerimiz var bizim

Karanlığı siler sabah güneşi
Mustafa Kemal'in bulunmaz eşi
Biz tufanız söndürürüz ateşi
Ilgıt ılgıt yellerimiz var bizim       Bayram Erdoğan" "          Sana sevgilimsin diyemiyorum
Tanımazdan gelip de geçiyorsun
Senin gönlün kime bilemiyorum
Her gün ayrı ayrı geziyorsun

Kahroldum aşkınla yandıkça yandım
Benim de mecnundan kalmadı farkım
Oysa ben ömrümü sana harcadım
Sana yandığımı bilmiyorsun

Mutluluk iki başlı bil dedim duymadın
Neden gözlerin yaşlı sil dedim duymadın
Hem gel diyorsun hem git diyorsun
Başın darda kalınca bana dönüyorsun     Bayram Erdoğan" "          Gurbetten sılaya sesim duyulmaz
Hasretim gurbette kaldı neyleyim
Ölsem bir garibim gözüm yumulmaz
Azrail canımı aldı neyleyim

Karanlık geceler bahtımmış gibi
Dertlerin kalesi tahtımmış gibi
Gün günümden beter ahtımmış gibi
Ahrete yaralı saldı neyleyim

Fanidir bu dünya fanidir fani
Kimler geldi geçti nerdeler hani
Gelip de kabrimde arama beni
Bayram'ı dünyadan sildi neyleyim     Bayram Erdoğan" "

            Aşkımıza gül dererken
Gözlerim hayale daldı
O gün düğünün olurken
İçimi bir hüzün sardı

Susuz kurudu toprağım
Sarardı soldu yaprağım
Tutuldu dilim dudağım
Söyleyecek sözüm kaldı

Gün ağardı sabah oldu
Güllerim elimde soldu
Sevdiğim de gelin oldu
Elimde bir sazım kaldı

Sen ihtiyar ben ihtiyar
Geçti o güzelim yıllar
İstemem köşkler saraylar
Birtek sende gözüm kaldı   Bayram Erdoğan " "            Benim ey güzel sevdiğim
Gurbete mi gidiyorsun
Sızlıyor şu yarelerim
Sarmadan mı gidiyorsun

Yanıyorum ben yürekten
Bıktım bu acı sözlerden
Yaşlar akıyor gözlerden
Silmeden mi gidiyorsun

Bitmez benim ahu zarım
Öldü senin kul Bayram’ın
Yol üstündedir mezarım
Bakmadan mı gidiyorsun

Sebep neydi kızdın bana
Suçum neydi söyle bana
Koydun beni sen mezara
Acımadan gidiyorsun,   Bayram Erdoğan" "

BAŞKAN              :  Mehmet Eren

BAŞKAN YARD.  :  Lömen Akkuş

MUASİP               : Hacı Osman Şenol

ÜYE                       : Gürsel Çelik

ÜYE                       :  Özay Bilen                          

 " "

Hacı Osman Şenol

İrfan Gönen

Bayram Erkök

Şerafettin Akkuş

 " "

Cevdet Doğan

Ramazan Kayar

Mehmet Çelik

 " "

Mesut Doğan

Erdoğan Kerman

Necdet Yılmaz" "          2007 yılı nüfus sayımına göre  gülşehir ilçesi köylerinin nüfusu   Gülşehir Köyl.   E         K        Topl. Abuuşağı(B)     758      822     1.580 Alemli                31        43       74   Alkan                 95      100      195   Bölükören        149      151      300   Civelek            135      139      274   Dadağı             93        92      185   Eğrikuyu          150      178      328   Emmiler           193      208      401   Eskiyaylacık     171      204      375   Fakıuşağı         190      229      419   Gökçetoprak   254      256      510   Gülpınar           160      167      327   Gümüşyazı         85        82      167   Hacıhalilli         178      183      361   Hamzalı              71        83      154   Karacaşar(B)   994      1.080   2.074   Kızılkaya          196      189      385   Oğulkaya         151      150      301   Ovaören(B)     667      707      1.374   Terlemez          442      544      986   Tuzköyü(B)      1.119   1.163   2.282   Yakatarla         162      166      328   Yalıntaş            111      137      248   Yamalı               31        27        58   Yeniyaylacık    327      365      692   Yeşilöz 291      312      603   Gümüşkent(B)421       387      808   Hacılar             102      118      220   Karahüyük         23        28        51   Şahinler            275      300      575   Yeşilli               138      145      283   Yeşilyurt          147      160      307   Yüksekli          164      178      342   GÜLŞEHİR TOPLAM 12.575          13.476            26.051 Kaynak: Nevşehir Valiliği   " "          Eylül ayının başlamasıyla bağlar da oldukça hareketlendi. Sıcak geçen yaz mevsiminin da etkisiyle bağbozumu bu yıl değer yıllara oranla yöremizde çok daha erken başladı. Olgunlaşan üzümleri çürütmek istemeyen hemşerilerimiz elini çabuk tutuyor. Genç, yaşlı, kadın, erkek dört bir yandan bağlarda üzüm topluyor. Büyük bir emekle ve zahmetle toplanan üzümler traktörler ve kamyonlarla fabrikalara doğru yola çıkıyor.

Bağlar, bağbozumu süresince arı kovanı gibi oluyor. Her taraf cıvıl cıvıl insan kaynıyor. Ancak bu hareketliliğin kısa bir süre sonra biteceğini bilmek biraz da olsa içimizi burkuyor. Özellikle okulların açılmasıyla birçok hemşerimiz yaşadığı şehre geri dönecek. Soğuk kış günlerinde bir çok köyümüz ıssız kalacak. Her mevsimin kendine özgü bir güzelliği var ama yaz mevsimi köylerimizde bir başka güzel yaşanıyor.

" "

Derneğimiz tarafından 14 Eylül 2007 Pazar günü dernek merkezinde İftar yemeği verilecektir. Tüm üyelerimiz ve dostlarımız aileleriyle birlikte davetlidir.

Geleneksel olarak düzenlenen iftar yemeğinin bu yıl yedincisi yapılacaktır. Bundan sonraki Ramazanlarda da ramazan ayının ikinci pazar günü dernek İftar yemeği geleneksel olarak düzenlenecektir.

Tüm üyelerimize ve dostlarımıza önemle duyurulur." "

Derneğimiz tarafından 14 Eylül 2007 Pazar günü dernek merkezinde İftar yemeği verilecektir. Tüm üyelerimiz ve dostlarımız aileleriyle birlikte davetlidir.

Geleneksel olarak düzenlenen iftar yemeğinin bu yıl yedincisi yapılacaktır. Bundan sonraki Ramazanlarda da ramazan ayının ikinci pazar günü dernek İftar yemeği geleneksel olarak düzenlenecektir.

Tüm üyelerimize ve dostlarımıza önemle duyurulur." "          Nasır, aşağı yukarı herkesin bildiği bir sorundur. Genellikle kendi kendine tedavi edilebilir; ama çok ciddi olduğunda doktora göstermek gerekir. nasır, sürtünme ya da Basınç nedeniyle derinin boynuzsu tabakasından oluşan bir oluşumdur. Ölü deri hücreleri birikerek bir keratin (protein) tabakası oluştururlar. Bu durum ilerledikçe nasırın altındaki deri hücreleri iltihaplanır, ağrı ve rahatsızlık verir.

Her cins, boy ve birçok farklı şekilde ortaya çıkabilen nasırlar bu problemi çekenler için ciddi bir sıkıntı, kötü bir görüntü ve yoğun bir sorun haline gelir.

Nasır Nedir?
Nasırın oluşma sebebi aslında vücudun o bölgesine yardımcı olmaktır; cilt sürtünme veya baskı nedeniyle belli bir bölgede tahriş hissettiği zaman kalınlaşarak tepki verir. Yani nasır oluşturarak o bölgeyi korumaya alır. Bu nedenle nasırın tanımı en basit şekliyle cildin korunma amaçlı olarak kalınlaşmasıdır. Vücutta nasır oluşan bölgelerin çoğu vücudun belli bir ağırlık taşıyan bölgeleridir. Bu kalınlaşma sadece ayakta olmayabilir ancak nasırın en yoğun göründüğü bölge ayaklar olduğundan genellikle ayak nasırlarından söz edilir.

Fazla dar veya sıkı bir ayakkabı, sert zeminden oluşabilecek bir sürtünme hatta iki ayak parmağının birbirine yaptığı baskı veya sürtünme bunlara örnektir. Bu gibi örneklerin her birinde tekrarlanan baskı veya sürtünme nasır oluşumuna neden olur.

En sık rastlanan nasır “helloma dura (HD)” olarak adlandırılan ve yürürken parmağın üst tarafının ayakkabıya temasından oluşan nasırdır. Daha yumuşak olan nasırlar “helloma molle (HM)” iki parmak arasında oluşan türlerdir.

Nasır oluşmasındaki ana neden ayağın belli bir veya birkaç bölgesinde sürtünmeyle birlikte oluşan fazla basınçtır. Nasır oluşumuna etki edebilecek birçok neden olmasına rağmen, bu tür etkiye sebep olabilecek ana nedenler şöyle sıralanabilir; sıkı ayakkabı, ayak yapısına uyumsuz ayakkabı, yüksek topuklu ayakkabı, dışarıda yalın ayak yürümek, ayak parmaklarındaki deformasyonlar, ayağın fazla kemikli olması ve yanlış yürüme. 

NASIRDAN NASIL KURTULURSUNUZ?
 Badem yağı, E vitamini ya da lanolin içeren bir kremi nasırın üzerine yedirin. Böylece nasırın yumuşamasını ve eğer şanslıysanız küçülmesini sağlayabilirsiniz.

Ayakkabı giydiğiniz zaman ağrılı bölgenin korunması için üzerine normal yara bandı veya plaster takın. Bant veya plasteri bir günden daha uzun bir süre nasırın üzerinde tutmayın ve çıkartırken nasırın etrafındaki cilde zarar vermemek için dikkat edin.

Nasırlı bölgeyi yumuşatmak için ılık suda bir süre tutun. Daha sonra fazla sert olmayan bir ponza taşı veya benzeri yumuşak bir aletle nasırlı bölgeyi hafifçe temizlemeye çalışın. Böylece nasırın oluşturduğu sertliği ölü hücreleri- temizlemiş, bölgeyi rahatlatmış olacaksınız.

Giydiğiniz ayakkabıları ayak ve özellikle parmak bölgenize baskı yapmayacak şekil ve yumuşaklıkta seçin. Ayakkabılarınıza gerekli bakım ve tamiri yaptırın veya eskiyerek şeklini kaybetmiş olanları giymeyin. Yürürken ayağınızın maruz kaldığı sürekli şokun emilmesi için ayakkabıların iyi durumda olması şarttır. Özellikle ayakkabı topuklarının yıpranması, vücut yükünün yüzde 25’ini çekmekte olan ayak tabanınızla kemiğinize aşırı ve yanlış yük binmesine neden olur. Ayakkabınızın topuğu özellikle belli bir yöne doğru aşınıyorsa mutlaka bir ortopediste başvurun.

Gece yatarken nasır bölgesine bir parça Sarımsak veya soğan koyarak sarıp uyuyun. Asitleri nasırın yumuşamasına yardımcı olacaktır.

NEDENLERİ
Nasır, daha çok derinin aşırı sürtünmeyle karşılaştığı yerlerde ortaya çıkar. Elleriyle çalışan işçilerde ve çıplak ayakla dolaşanlarda, normal olarak ağrı vermeyen ve gerçek nasır olmayan deri kalınlaşması olabilir. Ancak, sözgelimi Kemancılarda sürekli olarak çenelerini kemanın gövdesine dayamaktan ya da yeni ayakkabı alanlarda ayakkabının belirli noktalarda ayağı vurmasından gerçek nasır oluşur.

Bütün sıkı ayakkabıların ve yüksek ökçelerin nasır oluşturabilmesine karşılık, nasır en çok ayaktaki çıkıntılarda, parmaklar arasında ve topukta ortaya çıkar. Bunyonların üzerinde de nasır olur. Bunun nedeni, buradaki kemiğin çıkıntılı oluşu ve sürekli olarak ayakkabıya sürtünmesidir. Bu kemik çıkıntıları üzerindeki sert deri tabakası alt tabakaları koruduğundan, buralarda nasır sık görülür. Ancak nasır ve bunyon oluşumu arasında bundan öte bir ilişki yoktur. Bazı kişiler, özellikle de yaşlılar, nasıra daha eğilimlidirler.

Protez kullananlarda, derinin aşınması nedeniyle de nasır olabilir. Böyle durumlarda nasır oluşturan nedenin ortadan kaldırılması genellikle yeterlidir ama bazen nasırın alınması zorunlu hale gelebilir.

BELİRTİLER
Nasır, çevresindeki normal deriye göre daha sarımsı renkte, kalın bir deri tabakasıdır. Koni biçiminde olabilir. Ayak parmakları arasındaki nasırlar ise çoğunlukla yumuşaktır. Nasırlar günün sonunda ağrı yapar, ayrıca basınçla karşılaşınca rahatsızlık verirler. Kronikleştiğinde ya da şiddetli olduğunda, çevresindeki deri kızarır ve nasır, hareketsiz durulurken bile çok ağrır. Belirtiler çok çeşitlidir ve bazen nasırı siğilden ayırmak zor olur. Ancak siğil genellikle daha ufaktır ve basınçla ağrı yapar. Derinin üst tabakası kazındığında siyah noktacıklar halinde siğilin kökü ortaya çıkar.

Nasır rahatsızlık verir ve ağrır, ama çoğunlukla tehlikeli değildir. Daha ciddi bir sorun, ""hiperkeratoz"" denen, derinin avuç içinde ve tabanda hiçbir neden olmadan kalınlaşması ve bunun yayılması durumudur. Hiperkeratoz hemen doktora gösterilmelidir. Nasırın tek tehlikesi, alınması sırasında kirli aletlerin kullanılmasıyla enfeksiyon kapması ve iltihaplanmasıdır. Özellikle şeker hastalarının bu konuya dikkat etmesi gerekir. Ayaktaki kan dolaşımları zayıf olduğundan, enfeksiyon kolaylıkla kangrene dönüşebilir. Bu yüzden en iyisi nasırlarını bir uzmana göstermeleridir.

TEDAVİ
Nasır, kalınlaşmış deri olduğu için, derinin üst tabakalarının temizlenmesiyle tedavi edilir. Nasırlı kısım bir süre ıslatılıp yumuşatıldıktan sonra ponza taşıyla ovulur. Bu, yeni oluşmaya başlayan nasırlar için yeterlidir. Daha ileri durumlarda ise, nasır bir makasla ya da özel bıçaklarla alınır. Ancak bu işlem sırasında yumuşak deriyi kesmemeye dikkat edilmelidir. Yumuşatıp nasırı düşüren nasır yakıları da vardır. Salisilik Asit içeren bu yakılar nasırın tam üstüne uygulanır ve 24 Saat bırakıldıktan sonra alınıp, yumuşayan nasır bir ponza taşıyla temizlenir. Tek uygulamada yumuşamayan nasıra yeniden yakı konur. Daha yaşlı kişiler bazen nasırlarıyla yaşama yolunu seçerler. Bunun için yumuşak tamponlar kullanılır. Ortası delik olan bu tamponlar nasırın ağrı vermesini önler. Şeker hastaları ve dolaşım sistemi bozukluğu olan kişiler ise, sık sık bir uzmana giderek gerekli bakımı yaptırmalıdırlar.

Değişik bir alışkanlık ya da yeni bir ayakkabı nedeniyle oluşan tek bir nasırın giderilmesi oldukça kolaydır ve bir daha yinelemez. Büyük nasırlardan kurtulmak için, önce nedenin ortadan kaldırılması gerekir. Ayak kemikleri üzerindeki ya da parmak aralarındaki yineleyen nasırlar, düzenli bakım ister. İyi uyan ayakkabılar yardımcı olursa da, bu tür nasırlar genellikle kronikleşme eğilimi gösterirler. En iyisi, daha başlangıçta tedavi için girişimde bulunmak ve düzenli ayak bakımını ihmal etmemektir.


 " "

Derneğimiz tarafından organize edilen iftar yemeği 14.09.2008 Pazar günü dernek binasında gerçekleştirildi. Yaklaşık 500 davetlinin katıldığı iftar, oldukça hareketli geçti. Yemek sonrası bir konuşma yapan Dernek Başkanı Mehmet Eren yedincisi düzenlenen iftar yemeğine katılan tüm köylülere yönetim adına teşekkür etti. Eren, “İnşallah seneye de sekizinci iftarımızda buluşuruz Bu vesile ile tüm yönetim kurulu üyelerime de teşekkür ederim” dedi."

1-MİDE KANSERİ NEDİR?:

Mide, karnın sol üst bölgesinde bulunur. Mide kanseri midenin kötü huylu tümörüdür. Genel olarak midenin iç yüzü derisinden (mukoza) gelişmektedir ve sıklıkla midenin küçük kenarında ortaya çıkar. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada ve ülkemizde en çok ölüme neden olan kanser sıralamasında; erkeklerde akciğer, kadınlarda da meme kanserinden sonra ikinci sırada mide kanseri gelir. Mide kanseri 50-70 yaşlar arasında daha sık ve erkeklerde de kadınlara göre 2 kat daha fazla görülür.

2-MİDE KANSERİNİN NEDENLERİ:

Mide kanserinin görülmesinde, beslenme alışkanlığı önemli bir yer tutmaktadır. Tuzlu besinleri aşırı tüketmek, sebze ve meyve beslenmesinde yetersizlik, nişasta ve karbonhidratlardan zengin beslenme, mide kanserinin en sık görülen nedenlerindendir. Nitrat ve nitrit tuzları midede kanserojen maddeye dönüşebilmektedir. Pişmiş gıdaların uzun süre bekletilmesi ve bayat olarak tüketilmesi, ızgarada pişirilmiş, tütsülenmiş gıdaların, hazır et ürünlerinin ve salamura gıdaların fazla tüketimi; gıdaların konserve/ salamura yapılarak veya tütsülenerek saklanması ve nemli, sıcak, küflü vb. olumsuz şartlarda bulundurulması ve bu tür gıdaların fazlaca tüketilmesi; direkt ısı kaynağı ile temasının olduğu yöntemler ile aşırı pişirilmiş ve yanık gıdalar (ızgara, döner, fast-food, vb) kanser riskini arttıran nedenler arasındadır. Ülkemizde mangal eti önemli bir yer tuttuğundan etin tuzlanması ve pişerken yanması kansere yol açabilir. Çünkü yanmış et kanserojen madde içerir. Çiğ etle beslenmek de aynı şekilde kanser riskini artırır.

Ailesel yatkınlığın (genetik) mide kanserinde rol oynadığı gösterilmiştir. Birinci dereceden akrabalarında mide kanseri görülenlerde, kanser riski artmaktadır.
Midede gastrit (mide iç yüzünün kronik iltihabı) ve ülsere neden olan H.pylori bakterisi kansere neden olabildiğinden, bakterinin ortadan kaldırılması, kanser riskini azaltır. Sigara kullanmak, midede iltihap oluşmasında rol oynadığı için, mide kanserine yakalanma ihtimalini 6 kat artırmaktadır. Aynı şekilde alkol tüketimi de mide kanserine yakalanma riskini arttırmaktadır. Ayrıca, bazı hastalıklar ve mide ameliyatı kanserin sebepleri arasında yer alır.

3-MİDE KANSERİNİN BELİRTİLERİ:

Mide kanseri tamamen belirtisiz seyredebildiği gibi (erken mide kanserinde belirti olmaz) bazen bazı belirtilerle kendini belli edebilir. Bu belirtiler sindirim sisteminin çeşitli rahatsızlıklarının (ülser, gastrit, vb.) belirtisi olabileceği gibi mide kanserinin belirtileri de olabilir.

Mide tümörü olan kişilerde gıda akışının engellenmesi sonucu ya da tümörün yayılması sonucu belirtiler ortaya çıkar. Hastaların yarısında elle muayenede bir kitle hissedilir. Fark edildiğinde hemen doktora başvurulmasını gerektiren belirtiler şunlardır:

• Mide bölgesinde ağrı ve midede ağırlaşma hissi,

• Yemekten sonra rahatsızlık hissi ve mide şişliği,

• Bulantı ve kusma,

• İştahsızlık ve bunun sonucunda kilo kaybı (şiddetli olur ve kısa sürede ortaya çıkar.)

• Erken doyma hissi,

• Yutma güçlüğü

• Kansızlık (anemi; özellikle demir eksikliği anemisi),

• Yorgunluk,

• Mide veya bağırsakta kanama (gizli seyreder; dışkının rengi siyahlaşır)

4-MİDE KANSERİNİN TANISI:

Mide kanserinin erken teşhisi mümkündür ancak ne yazık ki, bazen belirtisiz seyredebildiği ya da belirtilerin çoğu hastalar tarafından önemsenmediği için genellikle ileri dönemlerde teşhis edilebilmektedir. İleri dönemde teşhis edilen mide kanserinin tedavi şansı ise azalır. Erken teşhis ve erken cerrahi tedavi mide kanserinde yaşama süresini uzatır. Risk taşıyan kişilere yapılan endoskopik inceleme (gastroskopi, mide içinin ucunda kamera olan bir boruyla mideye girilmesi suretiyle gözle muayenesi) ve bu esnada alınan biyopsiyle (dokudan örnek alınması) mide kanserine kesin teşhis kolaylıkla konulmaktadır. Baryumlu mide grafisiyle tümörler görülebilir ama kesin teşhis koymak için mikroskobik inceleme gerekir.

5-MİDE KANSERİNİN TEDAVİSİ:

Mide kanserinin tedavisi ameliyattır. Mide kanserinde erken teşhis, tedavinin başarı şansını arttırır. Erken teşhis edilip erken cerrahi tedavi uygulandığında hastalar uzun yıllar sağlıklı bir şekilde yaşayabilirler. Ameliyatla hastalığı taşıyan doku yani mide, geniş olarak ve bölgesel lenf bezleriyle birlikte çıkarılmalıdır. Çünkü tümör yayılmıştır. Sadece tümörü almak bir işe yaramaz. Bundan sonra, kanserin şekline, hastalığın seyrine ve şiddetine göre, doktor tarafından hastanın durumu da göz önüne alınarak, ışın ve ilaç tedavisi uygulanır. Tedaviden sonra hastalar tümörden kurtulur. Fakat kanser nüksedebilir. Bundan sonraki amaç hastalığın tekrar ortaya çıkmasını önlemeye çalışmaktır.
Teşhisinde geç kalınmış ve çıkarılma olanağı olmayan mide kanserlerinde uygulanan radyoterapi ve kemoterapinin etkinliği ise ne yazık ki azdır.

6- MİDE KANSERİNDEN NASIL KORUNULUR?:

• Bol, taze sebze ve meyve tüketin,

• Fazla tuzlu yemeyin,

• Izgarada pişirilmiş gıdaları tercih etmeyin,

• Kırmızı et, balık ve tavuğu dengeli tüketin,

• Konserve gıdaları fazla tüketmeyin,

• Sigara içmeyin,

• Alkol kullanmayın,

• İdeal kilonuzu koruyun,

• Yaşam boyu spor yapın,

• Vücudunuza duyarlı olun, erken uyarı olabilecek belirtileri gözden kaçırmayın

• Kanserde erken teşhis çok önemlidir. Bunun için düzenli doktor kontrolüne gidin

• Sıcak ve soğuk içecekleri, yapay yiyecekleri tüketmeyin.

• Hayvansal yağ kullanımını azaltın.

• Şehir hayatının sebep olduğu yorgunluk, kansere neden olabilir. İstirahat şarttır. Sessiz yerler tercih edilebilir.

UNUTMAYIN!

• Mide kanseri erken safhada şikâyete neden olmayabilir.

• Midedeki değişiklikler 40 yaşından itibaren başlar.

• Mide hastalıklarının erken teşhis edilmesine yardımcı olabilirsiniz.


Kaynak: Rehber Dergisi "

ÇÖZÜM HEMEN ZAYIFLAMAKTA DEĞİL

SAĞLIKLI ZAYIFLAMAKTA…

Sağlıklı zayıflamanın sadece fiziksel olarak değil hoş görünmenin ötesinde sağlığınız üzerinde yaratacağı olumlu etkilerini de hesaba katınız. Günümüzde şişmanlık, hızla ilerlemekte ve birçok hastalığı da beraberinde getirmektedir. Koroner kalp hastalıkları, hipertansiyon, diyabet vb. hastalıkların ortaya çıkma riskini artıran, bu hastalıkları tetikleyen en önemli etkenlerden biri şişmanlık, bir diğeri de hatalı beslenmedir.

Fazla kiloları vermenin ağır ilerleyen bir süreç olduğunu unutmayın. Daha kaliteli bir yaşam için amacınız; yaşam tarzınızı yeniden düzenlemek ve bunun için gerekli olan beslenme davranış değişikliğini gerçekleştirebilmek olmalıdır. Kilo vermek için en etkili yol düzenli ve dengeli beslenme ve egzersizdir.


 

Her koşulda, her ortamda diyetinizi uygulamayı bir alışkanlık haline getiriniz. Vücut ağırlığınız istediğiniz düzeye geldiğinde ve bu ağırlığı korumak için doğru beslenme davranış biçimine sahip olduğunuzda, formda görünecek ve kendinizi daha iyi hissedeceksiniz.


 

Bilinçsiz yapılan ve başarısızlıkla sonuçlanan her diyet, kilo vermeye karşı direncin biraz daha artmasına sebep olur. Sık sık diyet yapan bireylerin, her diyet denemesinde kilo kaybetmesi bir önceki denemesinden çok daha zor olmaktadır.


 " "

SOĞUK ALGINLIĞI VE NEZLE:
Üst solunum yollarında virüs kaynaklı bir enfeksiyondan soğuk algınlığı oluşur. Çok yaygın biçimde görülmesine karşın, genellikle ağır sonuçlar doğurmaz ve kısa sürede hasta iyileşir.
Soğuk algınlığı ve grip, sık sık birbiriyle karıştırılan iki ayrı hastalıktır. Her iki hastalığın da etkeni virüslerdir. Bazı belirtilerin aynı olmasına karşın gribi, birçok tipi bulunan belirli bir virüsün yol açtığı hastalık olarak da tanımlamak doğru olur.

 
Soğuk algınlığı diğer bir adıyla, virüs nezlesi; çeşitli virüslerin etken olduğu bir üst solunum yolu enfeksiyonudur. Bu virüsler hastanın, öksürük ve aksırığı ile çevreye yayılan damlacıklar yoluyla bulaşır.

Belirtileri: Soğuk algınlığı, burun deliklerinin üst bölümünde ve genizde kuruluk, yanma hissi, kaşıntı, hapşırma ile başlar. Daha sonra sulu, saydam, koyu kıvamlı burun akıntısı görülür. Burun mukozasında şişme olabileceği için burun tıkanıklığı görülebilir. Halsizlik, ürperme, baş ve kaş ağrıları gibi genel belirtilere bazen 38 dereceyi geçen ateş eşlik edebilir. Diğer belirtiler olarak ses kısıklığı, gözlerde ve genizde kızarıklık olabilir. Soğuk algınlığında hastanın kanında akyuvar sayısı azalabilir ve idrarında protein bulunabilir.


Virüs ya da bakterilerin etken olduğu birçok enfeksiyon hastalığı sıradan bir soğuk algınlığı gibi başlayabilir. Kızamık, kızıl, tifo, brusello (malta humması) ve çocuk felcinin başlangıcında soğuk algınlığı belirtileri gözlenir. Bu sebeple soğuk algınlığının gidişi iyi gözlenmeli ve bir hekime başvurulmalıdır.

 
Soğuk algınlığında ilaç kullanımı genellikle yararsızdır. Erken dönemde almaya başladığında bazı ilaçlar belirtileri hafifletebilir. Bileşiminde burun tıkanıklığı gideren, mukus çözücü maddelerin ağrı kesici, ateş düşürücü gibi içerikleri bulunduran ilaç kullanımı şikâyetleri azaltabilir. Ayrıca çorba ve ıhlamur gibi içecekler de fayda edebilir.
Çocuklarda adenoit (geniz bademcikleri), erişkinlerde burun içerisindeki dokuların aşırı büyümesi, soğuk algınlığının sebepleri arasındadır.


Merak Ettiklerimiz:
Soğuk algınlığının bulaşması nasıl önlenebilir?
Hastane çalışanlarının ve çocuklarına bakan annelerin kullandığı yüz maskeleri işe yarayabilir. Ama virüsün yayılmasına karşı kesin bir önlem yoktur.


Burun damla ve spreyleri zararlı mıdır?

Damar büzücü burun spreyi, damlaları ve buğu solunması, belirtileri hafifletebilir. Soğuk algınlığı sebebiyle burun mukozası türevleri, etkinliği azaldığında, yerel damar büzücüler belirtileri hafifletmesine karşın iyileşmeyi geciktirir. Küçük çocuklarda, adrenalin türevleri içeren damar büzücü ilaçlar kullanılmamalıdır. Çünkü bu ilaçlar merkezi sinir sistemine zarar verebilir.

GRİP
Etkeni oldukça iyi bilinen bir virüs hastalığı olan grip, özellikle kötü havalarda görülen bir dizi hastalığın ortak adı olarak da kullanılmaktadır.


Grip, XVI. yüzyılın sonlarında başlayarak tanımlanmış olup genellikle salgınlar halinde ortaya çıkan, soluk borusu ve bronşların iltihaplanmasına yol açan, ateş, halsizlik, kas ağrıları gibi belirtiler veren, vücudun güçsüz düşmesine bağlı olarak bakteri kökenli komplikasyonlara zemin hazırlayan bir hastalıktır.
Gribin klinik tablosu üç belirgin evreden oluşur. Kuluçka evresi 1-3 gün sürer ve belirtisizdir. Hastalığın ateş, kalp atım sayısında artma, baş ağrısı, yaygın ağrılar gibi belirtiler verdiği evre 2–4 gün sürer. Bunu, iyileşme evresi izler.


Belirtileri: Titreme, baş dönmesi, baş ağrısı, ışığa karşı duyarlılık, kaslarda, eklemlerde, kemiklerde yaygın ağrı, birden yükselen ateş (39-40 sayılabilir) ilk 2-3 günde iştah azalabilir. Hastanın bitkinliği yavaş olarak geçer. Alınacak vitaminler iştahsızlığı olumlu yönde etkileyebilir.


Tedavi: Gripte en iyi tedavi olarak sindirimi kolay ve sıvı ağırlıklı bir beslenme ve istirahattır. Ayrıca ateş düşürücü ve ağrı kesiciler de alınabilir. Doktor tedavisi ile antibiyotikler ve sulfonomitler bakteri enfeksiyonunu tedavi eder.


Korunma: İlk olarak soğuktan, terlemeye sebep olacak kalın giyinmekten kaçınma, alkollü içkiler gibi vücudu yıpratan kötü alışkanlıklardan uzak durma, iyi beslenme, aniden sıcaktan soğuğa çıkmama, sık sık havalandırılan ve nem oranı uygun ortamlarda bulunma sayılabilir. Salgın dönemlerinde, insan topluluğu olan bölgelerde bulunmamak gerekir. Hastaya bakan kişi, kişisel temizliğine özen göstermelidir. Ayrıca tuzlu ılık su ile boğazı temizlemek faydalı olur.


Bunların yanı sıra eylül-ekim aylarında yapılan grip aşısını da yaptırmak çok faydalı olur. Özellikle yurtlarda ve yaşlılar evinde kalan 65 yaşını aşmış kişilerin kalp, solunum, damar, akciğer rahatsızlığı olanların; şeker, tümör, kronik böbrek ya da karaciğer yetmezliği olanların, hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde yatanların yaptırması gerekmektedir.


Grip aşısı, akut hastalığı olanlar ve yumurta proteinlerine karşı alerjisi bulunanlarda kesin olarak uygulanmamalıdır. Buna karşılık hamileyken grip aşısı yapılmasında sakınca yoktur.

FARANJİT
Kış aylarında sık karşılaşılan faranjitte boğazın arka duvarının mikrobik ve ya ortamın ısısına ve tozuna bağlı olarak reaksiyon göstermesidir. Bazen de midedeki fazla asidin reflü yoluyla yaptığı reaksiyonda faranjite sebep olabilir.

Belirtileri: Boğazda kızarıklık, ağrılı yutma, ya da yutma güçlüğü, ateş, halsizlik, ses kısıklığı, boyun lenf bezlerinde şişme görülür.

Tedavi: Akut faranjitin tedavisinde burun içine uygulanan kanlanma giderici ve mikrop öldürücü (antiseptik) ilaçlar, gargaralar, buğular, gerektiğinde antibiyotikler ve iltihap gidericiler kullanılabilir. Ayrıca faydalı olan şifalı bitkiler iyi gelecektir.

SİNÜZİT
Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları sonrasında oluşan sinüzit hastalığında; sürekli baş ağrısı, mevsimsel değişiklere bağlı olarak görülen iki kaşın arasında, yanaklarda ve alın bölgesinde şiddetli ağrı, burundan gelen akıntı görülebilir. Burun boşluğu çevresindeki sinüslerin iltihaplanmasıyla ortaya çıkan sinüzit kronikleşmesi durumunda cerrahi girişimi zorunlu kılabilir.

BRONŞİT
Akut ve kronik olarak tanımlanan bronşit, grip, nezle gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarını ayakta geçirmeye çalışan, istirahat etmeyen, uygun ve zamanında önlem almayan kişilerde; öksürük, balgam, nefes darlığı ile seyreden hızlı başlayan akciğer rahatsızlıkları görülebilir.


Tedavi: Virüs enfeksiyonuna bakteri enfeksiyonu eklenirse antibiyotik kullanmak gerekir. Bu sebeple virüslerin etken olduğu düşünülse bile akut bronşitli hastalara antibiyotik uygulanabilir. Ayrıca balgam söktürücüler (mukolitikler) ateş olursa ateş düşürücüler kullanılabilir.

KUŞ GRİBİ (TAVUK VEBASI)
Biraz da, son günlerde gündemden düşmeyen kuş gribinden bahsedelim.


Kuş gribi nedir?

Kuş gribi virüs kaynaklı ve bu sebeple bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalığa sebep olan virüs, grip virüsü ile aynı aileden gelir. Ve bu hastalığa bu yüzden kuş gribi denir. Bilhassa kümes hayvanlarının yetiştirildiği çiftliklerde yaşamaları sebebiyle salgın tehlikesi çok yüksektir. Kuş gribi virüsünün 15 ayrı çeşidi vardır. Genellikle tüylerde karışıklık ve yumurtlamada azalma olarak kendini gösteren hastalık H5 ve H7 türünde (yani ağır patojen özelliğe sahip) virüsler sebebiyle ortaya çıkarsa oldukça öldürücüdür ve hastalığın bulaştığı kuşlar ilk günde ölürler.


İnsanda hastalığın belirtileri nelerdir?
En önemli belirtiler 38 dereceyi aşan yüksek ateş ve kuru öksürüktür. İsal olabilir. Hastalık hiçbir belirti vermeden ayakta da geçirilebilir. Hastaneye yatmayı geciktirecek kadar ağır seyreden vakalarda solunum yetmezliği ile ölüm oranı yüksektir.
Nasıl tanı konulur?


Boğaz sürüntüsü örneklerinde virüsün veya antijenlerin tespitiyle konulur. Ateşe rağmen kanda lökosit (özellikle lenfosit) ve trombosit sayısının düşük olması tanıya yol gösterici olabilir. Akciğer filminde viral zatüreyi düşündürecek bulgular görülür.

Hastalıktan korunmak için ne yapmalı?


Tabiî ki öncelikle ferdi tedavi yöntemleri yerine acilen doktorunuza başvurmanız gerekecektir. Bununla birlikte şu hususlara da dikkat edilmelidir: Hastalık virüsünü taşıyan kişi el hijyenine çok dikkat etmeli, ayrıca hasta kişinin tabak, çatal, kaşık gibi eşyalarını ortak kullanmamak gerekir.

Yüz yüze temastan kaçınılmalı ve bakım veren kişinin maske kullanması gerekir.

Bir hafta süreyle iki kez ateş ölçülmesi suretiyle ateş 38 dereceyi aşıyorsa ve öksürük, isal, nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkarsa 7-10 gün süreyle ilaç tedavisine başlanmalıdır.

İnsanlarda kullanılabilecek etkili aşısı olmasa da grip aşısının faydalı olacağı tespit edilmiştir.

KIŞ HASTALIKLARINDAN KORUNMAK İÇİN ÖNERİLER

• Yaşlılara, çocuklara, kalp, astım, diyabet gibi sağlık sorunları olan kişilere havanın çok soğuk olduğu günlerde mecbur kalmadıkça sokağa çıkmamaları öneriliyor.

• Giyime özen gösterilmeli, soğuktan koruyacak biçimde giyinilmesinin yanı sıra, aşırı terlememeye dikkat edilmesi gerekiyor.

• Kış ve soğuk diye fazla enerji almak iyi olur; ancak aşırı yağlı yemek ve az hareket, kilo almaya sebep olur, bu yüzden öğünleri muntazam yenilmeli.


• Sabah kahvaltılarına ve enerji verecek mevsim meyve ve sebzelerine de ağırlık verilmeli.
• Soğukta özellikle hamileler mevsim hastalıklarına yakalanamamaya özen göstermeli, toplu yerlerden uzak durmalı ve maskeyle korunması öneriliyor.


• Astımı olanların ilaçlarını düzenli almaları ve zorunlu olmadıkça dışarı çıkmamaları, hava kirliliği soba ve kömür etkisinden sakınması gerekiyor.


• Kalp hastalığı olanların çok soğukta yürümemeleri öneriliyor.


• Yüksek tansiyon olanların ilaçlarını düzenli kullanmaları ayrıca direnç artsın diye diyeti bozmamaları, tuzlu yememeleri gerekiyor.

Bunların yanı sıra Rabb’imizin bizlere doğadan bahşettiği şu belli başlı şifalı bitkileri kullanmaları öneriliyor:

Adaçayı, atkestanesi, ayva, ballıbaba, çakaleriği, çam, demir hindi (hinthurması), deve dikeni, ebegümeci, eşekkulağı, gelincik, gül, havlıcan, hercaimenekşe, incir, İzlanda yosunu, karakafes, kediayağı, kenevir, kestane, kivi, keçiboynuzu otu, kral otu, kuşburnu, limon, marul, menekşe, meşe, meyam kökü, mineçiçeği, mübarek devedikeni, müner ağacı, nane, pelin otu, papatya, portakal, raziyaze, sabun otu, salep, sarımsak, soğan, sığırkuyruğu, şalgam, tarçın ağacı, tere, üzerlik otu, vanilya, yaban eriği, yaban ebegümeci, yabani hardal, yabani sarmaşık, yavşan otu, yer sakızı, yulaf gibi şifalı bitkilerde düzenli olarak kullanılırsa inşallah şifa sağlayacaktır.

Özellikle havlican ve zencefil karıştırılıp çay gibi içilirse Allah’ın izniyle faydalı olacaktır.


Ayrıca bu bahsettiğimiz hastalıkların yanı sıra soğuk mevsimlerde; larenjit, kronik obstrüktit, akciğer hastalığı, menenjit, boronşiyolit gibi çeşitli hastalıklar da görülebilir.


Hapşırığa dikkat! Hapşırık esnasında karın bölgesi ve kafa içi basıncı artmaktadır. Bu durum bazı sağlık sorunlarına yol açabilmektedir.

Örneğin; Bursa’da 4.5 aylık hamile Aygün Çokelliler hapşırmayı engellemek için ağız ve burnunu kapatıp kendini sıkınca basınç sebebiyle felç oldu.

Yoğun bakıma alınan Çokelliler, tüm çabalara rağmen kurtarılamamış, bebek ise sağlıklı dünyaya gelmiştir. Rabbimiz rahmet eylesin diyor ve bir kez daha hapşırmaya dikkat edilmesi ve sonunda da bizlere tekrar sağlık lutfettiği için Rabbimize hamd etmemiz gerektiğini hatırlatıyoruz.


Sözün özü şu ki; Abdullah İbnu Mesud (r.a)’dan rivayetle Rasûlullah (s.a.s) Efendimizin buyururlar ki: “Allah (c.c) hiçbir hastalık indirmedi ki şifasını da indirmemiş olsun.’’ Rabbimizin izniyle en büyük hastalık olan ümitsizlik hastalığından kurtularak, O’ndan (c.c) ümidi kesmeyerek, hem maddi hem de manevi hastalıkların üstesinden gelebileceğimize inanıyoruz inşallah.

 Yüce Mevlâ’dan, tüm dertlilere deva hastalara şifa vermesini temenni ediyorum. Sağlıcakla ve duayla kalın İnşallah!

Kaynak:Rehber Dergisi" "

 

 

 

 

 

 

 

Köyümüzün değerli büyüklerinden Nazile GÜNEŞ 05.10.2008 tarihinde vefat etmiştir. Merhuma Allah’tan rahmet ailesine, yakınlarına ve tüm sevenlerine başsağlığı dileriz.

Nazile GÜNEŞ’in acısı dinmeden Ankara’da yaşamakta olan hemşerimiz Raif ÖTEYÜZ’ün de bugün (07.10.2008)  hayatını kaybettiğini öğrendik. Derin bir üzüntü içerisindeyiz. Kendisine Yaradan’dan rahmet, eş, dost ve akrabalarına da başsağlığı dileriz.

Not: Raif Öteyüz’ün cenazesi 08.10.2008 Çarşamba günü Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verilecektir." "

 

 

 

 

 

TANIMI:

Hepatit C, “Hepatit C Virüsü”nün neden olduğu, karaciðeri etkileyen ciddi bir enfeksiyon hastalıðıdır. Enfeksiyon, insan vücudunda hastalıða yol açan bir mikrobun gelişmesi ve yayılmasıdır. Hepatit C, virüslerle bulaþan hepatitler arasında kan yolu ile en sık bulaþan tiptir (% 80). Hepatit C virüsü hastaların % 50'sinde kronikleþir, yani kalıcı olur.

Hastalık çoðu zaman akut (aniden ve kısa sürede) baþlar. Hafif ve orta derecede geçirilen bir takım belirtiler kiþi tarafından çoðu zaman algılanmaz. Hastalıðın baþlangıcı grip ile karıþtırılabilir, hatta hiçbir belirti görülmeyebilir. Bazı durumlarda ise, Hepatit C virüsü, kiþinin kendisini haftalarca hiçbir iþ yapamayacak derecede bitkin hissetmesine neden olabilir. Bu arada karaciðer enzimlerinde hafif yükselme ile giden bir kan tablosu hâkimdir. Kronikleþen hepatit hastalarının % 20’sinde “siroz” denilen “kronik, yaygın ve ilerleyici karaciðer iltihabı” tablosu ortaya çıkar.

BULAŞMA YOLLARI:
Hepatit C’li hastaların % 10’unda bulaþma sebebi bilinmemektedir. Hepatit C'nin en önemli bulaþma yolu Hepatit C virüsü taþıyan kanın naklidir.

Hepatit C'nin bir diðer bulaþma yolu tıraþ bıçaðı, manikür-pedikür aletleri, tırnak makası gibi yaralanmaya sebep olabilecek aletlerin ortak kullanımıdır; diðer yandan dövme, piercing, akupunktur, kulak delinmesi gibi uygulamalarda steril olmayan aletlerin kullanımı ile de bulaþabilir. Damar yolu ile uyuþturucu kullanan baðımlılarının ortak þırınga kullanımı Hepatit C bulaþma riskini artırmaktadır. Ayrıca tüm saðlık çalıþanları Hepatit B’de olduðu gibi Hepatit C için de riskli bir gruptadır. Saðlık çalıþanlarına yine iðne batması ve diðer tıp ekipmanı ile bulaþması söz konusudur.

Doðal olarak akla gelen, Hepatit C’nin cinsel iliþki ile geçip geçmediði, sorusudur? Hepatit C, cinsel yolla bulaþır; ancak bu olasılık son derece düþüktür. Organ nakli sırasında bulaþma olasılıðı da çok yüksektir. % 6 olasılıkla doðum sırasında anneden bebeðe geçer. Anneden çocuða emzirme ile geçmez; ancak annenin meme baþında kanama ve enfeksiyon olmaması gerekir.

Aynı evde yaþayan kiþilerde aynı kaþık, çatal ve bardaðı paylaþmak, bulaþma açısından riski son derece artırır. Önemli olan bu saydıðımız eþyaları paylaþmamaktır. Bunların dıþında aynı evde yaþamak bulaþma açısından yüksek risk taþımaz.

Hepatit C’nin kuluçka süresi 2 hafta ile 6 ay arasında deðiþen bir süreçtir.

BELİRTİLER:
Hepatit C belirtileri hafif olarak algılanabilir, ya da farkında olmadan geçirilebilir. Genel olarak küçük çocuklarda belirtisiz seyreder; ancak daha büyük çocuklarda ve yetiþkinlerde bazı belirtiler görülür:

• Halsizlik ve kaslarda zayıflık hissi
• Baþ aðrısı
• (Karaciðer bölgesinin hemen üzerindeki bölgede) karın aðrısı
• Bulantı
• Koyu renkte idrar (kola rengi)
• Kilo kaybı
• Yaðlı yiyeceklerden tiksinme
• Nadiren sarılık
• Eklem aðrıları

6 aydan daha fazla sürede devam eden Hepatit C ile oluþan hepatit durumu, “Kronikleþmiþ Hepatit C hastalıðı”dır. Özellikle küçük çocuklarda belirti vermeden gider; ancak daha ileri yaþlardaki bireylerde bazı belirtiler olabilir:

• Sebat eden bir halsizlik
• Hafif-orta derece karın aðrısı
• Siroz belirtileri: Vücutta kırmızı damar lekeleri ki bunlara spider (örümcek) denir. Avuç içerisindeki kızarıklıklar, karında þiþlik, el ve ayaklarda ödem ve þiþlik gibi belirtileri olan karaciðerde fibrozla giden çok ciddi bir hastalıktır.
Hepatit C, karaciðer hasarı dıþında vücutta deri, böbrekler, tükürük bezleri, göz ve romatizmal sorunlara yol açabilir.

Kronik Hepatit C’de ortalama 20-30 yıl gibi bir sürede ortaya çıkan sirozun þiddetini artıran risk faktörleri þunlardır:

• İleri yaþ
• Erkek hasta
• Alkol kullanımı
• Sigara ve tütün kullanımı
• AIDS (HİV) hastalıðının varlıðı

TESTLER:
Hepatit C enfeksiyonu, az miktarda kan ile yapılan antikor testleri ile tespit edilebilir. Pozitif test sonuçları birkaç deðiþik anlama gelebilir:

1. Kronik Enfeksiyon: Hepatit C virüsüne baðlı, sürmekte olan kalıcı bir enfeksiyon bulunduðunu ve uzun vadede karaciðer hasarı riski olduðunu gösterir.

2. Geçirilmiþ Enfeksiyon: Hepatit C virüsü bulaþmıþ, baðıþıklık sistemi tarafından tanınmıþ ve yok edilmiþtir. Karaciðer hasarı belirtisi yoktur. Bu durumda hastalıða karþı baðıþıklık kazanılmıþtır ve bir daha Hepatit C geçirme riski yoktur.

3. Yalancı Pozitiflik: Bazen ilk taramalarda hastalık olmadıðı halde testlerden pozitif sonuç alınması; ancak ileri tetkikler ile aslında negatif olduðunun saptanmasıdır.

Eðer ilgili kan testleri pozitif sonuç vermiþse, konunun uzmanı olan bir doktora baþvurmalısınız. Bu durumda sizden þu tetkikleri yaptırmanız istenebilir:

1. Karaciðer Ultrasonografisi: Bu tetkik, karaciðer ve etrafındaki organları incelemek amacıyla yapılır.

2. Karaciðer Biyopsisi: Hastaneye yatıþ gerekmeden yapılacak olan bu iþlemde karaciðerden inceleme yapmak üzere küçük bir parça alınır. İþlem sırasında anestezi uygulanacaðı için herhangi bir acı hissedilmez. Çok önemli olan bu test ile karaciðer hasarı olup olmadıðı tespit edilir.

3. Karaciðer Fonksiyon Testleri: Karaciðerin iþlevini iyi yapıp yapmadıðını belirlemek üzere karaciðerden salgılanan enzim düzeyleri ölçülür.

4. PCR: Kanda dolaþan Hepatit C virüsünün doðrudan tespit edildiði ileri düzey bir kan testidir. Her Saðlık Merkezi'nde bulunmayabilir.

Hepatit C tarama testi hangi durumlarda yapılmalıdır?

• Anormal karaciðer enzim testleri olanlar
• Geçmiþte kan nakli yapılmıþ ise (bu yaklaþık olarak 5-10 yıl önce yapılmıþ ise, yahut kan veren bir kiþinin Hepatit C hastası olduðunu öðrendi ise)
• Organ nakli yapıldıysa (özellikle 5-10 yıl önce...)
• Tüm saðlık çalıþanları
• Korumasız cinsel iliþkiler olduysa (özellikle çok partnerli)
• Hemodiyaliz hastası ise
• Hemofili veya benzeri kan ürünleri gerektiren bir hastalıðı varsa
• Hepatit C hastası ise ve çocuk sahibi olduysa

Karaciðer biyopsisi önemli midir?
Önemlidir; çünkü eðer biyopsi ile düþük derecede karaciðer iltihabı ve fibrozu ortaya çıkmıþ ve beraberinde karaciðer enzimleri hafif derecede artmıþ ise anti-viral (virüse karþı) tedaviye ihtiyaç duyulmaz; ancak fazla miktarda fibroz olan hastalar anti-viral tedaviye alınır. Bu hastalarda enzimler orta derecede artmıþtır. Elbette bu kararı hekiminiz verecektir. Ayrıca karaciðer biyopsisi yapılan tedavinin sonuçlarını görmek için de yapılabilir ve son derece önemlidir.

TEDAVİ:
Hepatit C’de tedavi, hastalıðın derecesine göre belirlenir.
Akut Hepatit C’de tedavi: Genel olarak farkında olmadan geçirilmesi sebebi ile Hepatit C, akut (yeni) dönemde tedavi edilmeden atlanır. Akut hastalıðın genellikle tedaviye ihtiyaç duyulmadan iyileþmesi beklenir ve çoðu hastada virüs, kronikleþmiþ (müzmin) bir enfeksiyon halinde iken tespit edilir. Yatak istirahatı þart deðilse de hastanın kendisini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir. Şiddetli kusma nedeni ile aðızdan besin alınamıyorsa damar yolu ile beslenme gereklidir.

Ancak yapılan çalıþmalarda akut dönemde yakalanan ve 6 ay boyunca interferon tedavisine alınan hastaların % 98’inde hastalıðın kandan tamamen kaybolduðu ve karaciðer enzimlerinin normale döndüðü saptanmıþtır.
Kronik hepatit c de tedavi: Kronik Hepatit C tedavisinin baþlıca iki amacı vardır:

1. Karaciðer hasarını ve siroz geliþimini engellemek
2. Virüsü ortadan kaldırmak

Günümüzde Kronik Hepatit C'nin dünyaca kabul edilmiþ tedavi þekli interferon ile ribavirinin birlikte kullanımıdır. Ribavirin, interferon ile birlikte kullanıldıðında tedavi baþarısını arttıran anti-viral bir ilaçtır. Ribavirinin dozu kiloya göre ayarlanır ve ilaç aðız yolu ile alınır. Ancak her hasta için bu iki ilaç uygulanamaz. Burada en güzel kararı hekiminiz verecektir.

İnterferon, vücudumuzun grip gibi viral enfeksiyonlara karþı kendini korumak için ürettiði protein yapıda bir maddedir. Hepatit B ve Hepatit C gibi viral enfeksiyonlara karþı korunmamıza yardımcı olur. İnterferonun ayrıca kanser hücrelerinin artmasını engelleyici, baðıþıklık sistemini düzenleyici etkileri de vardır. İnterferon tedavisi Hepatit B ve Hepatit C gibi viral enfeksiyonlar ile lösemi, lenfoma gibi bazı kanserlerin tedavisinde kullanılmaktadır.

İnterferon, cilt altı dokuya enjekte edilir. Kullanıma hazır þırıngalar genellikle haftada 3 kez uygulanır. Yeni kuþak uzun etkili bir interferon çeþidi olan peg-interferonlar haftada 1 kez uygulanacaktır. Peginterferon ile ribavirinin bir arada kullanılmasının çok iyi sonuçlar ortaya çıkardıðı görülmüþtür. Enjeksiyon her gün aynı zamanda yapılmalıdır. Enjeksiyon için en uygun yerler, karnın üst bölgesi ile bacakların üst kısımlarıdır. Kullanılmıþ þırıngaları hiçbir zaman çöpe atmayınız. Tekrar kullanımını önlemek üzere þırınganın iðne kısmını büküp kırınız.
Tedavinin süresi 6 ay ile 1 yıl arasında deðiþir.
Hepatit C tedavisinde dikkat edilmesi gereken unsurlar þunlardır:

• Alkol kullanmayınız.
• Sigara kullanmayınız.
• Karaciðerden atılan ilaçlara dikkat edin ve doktorunuzla bu konuyu tartıþın. Bu tür ilaçlar kullanmayınız.
• Hepatit B aþınız yoksa yaptırınız.
• Hepatit A aþısı yaptırınız.

Bazı hastalar anti-viral tedaviye olumlu yanıt vermez ve kanda virüs oranı düþmez. Ancak bu hastalarda anti-viral tedavinin, siroz oluþumu ve karaciðer kanseri riskini azalttıðı görülmüþtür. En azından bu durum bile teselli vericidir.
Hepatit C hastaları, enfeksiyonu yakınlarına bulaþtırabilecekleri endiþesini taþırlar. Taþıyıcı veya kronik enfeksiyonu olan hastaların, yakın temasta oldukları kiþilere bu enfeksiyonu geçirme olasılıkları vardır. Hepatit C'nin aþısı yoktur. Bu nedenle Hepatit C virüsü taþıyanların ve onlar ile yakın teması olan eþ, çocuk ve diðer kiþilerin son derece dikkatli olması gerekmektedir. Hepatit C virüsü taþıyan kiþilerin bir yeri kesildiðinde dikkatli olması, ellerini temiz yıkaması, tek eþliliði tercih etmesi ve cinsel iliþki sırasında prezervatif kullanarak korunması gerekir.

Beslenme ve günlük yaþam: Saðlıklı bir beslenme rejimi dıþında Hepatit C hastalarının ekstra bir diyet yapması þart deðildir; ancak eðer siroz geliþimi varsa sıvı birikimini engellemek için doktorunuz düþük tuz diyetini önerebilir. Hepatit C'li hastalara karaciðeri rahatlatacak protein oranı düþük, kalori oranı yüksek bir diyet önerilir. Geç saatlerde bulantıya neden olabileceðinden, enerji verici besinlerin sabah öðününde alınması tavsiye edilmektedir. Eðer çok þiddetli kusmalar oluyorsa ve aðızdan besin alınamıyorsa damar yolu ile beslenme gereklidir. Eðer içtiðinizde rahatsızlık vermiyorsa doðal meyve suları alınabilir. Ayrıca çorba içilebilir. Bu dönemde en önemlisi alkol ve karaciðeri rahatsız edecek ilaçlar kullanmamaktır. Bu durum karaciðer iltihabını artıracaktır.

Önlenemeyen ve tedaviye cevap vermeyen yaygın bir fibrozla giden Hepatit C vakalarından sonra karaciðer, fonksiyonlarını icra edemez bir hale gelirse, artık bu hastalar karaciðer nakline aday hastalardır ve transplantasyon gerekir; ancak transplantasyondan sonra hepatit geri dönebilir. Fakat anti-viral tedavi uygulanması tekrar ortaya çıkma dönemini uzatır.
Saðlıcakla kalın…

Kaynak: Rehber Dergisi"

Köyümüz Camiisinin İnşaat Halindeki Görünümü (1966) "

 

 

 

 

 

'Anam Avramdım olsun' yemin midir?

Bu arada yemin sayılan ve sayılmayan sözlerin hangileri olduğunu da öğrenmek istiyorum. Yemin hakkında bir hatırlatma yaptıktan sonra sorunuza geçelim. Günlük hayatımızda çoğumuz, herhangi bir konuda söylediğimiz söze kuvvet vermek, ya da inanmakta tereddüt gösteren muhatabımızı ikna etmek için yemin ederiz. Yemin İlahi bir hakikattir.

Kur'ân'ın birçok yerinde Cenab-ı Hakk'ın yemin ettiğini görüyoruz. Yüce Allah'ın yemin ettiği şeyler, o hakikatin önemini ve o nimetlerin değerini bizlere öğretmek hikmetine bağlıdır. Yoksa Cenab-ı Hakk'ın sözlerini kuvvet vermesine ihtiyacı yoktur. Kur'ân'da geçen yeminlerden birisi Şu mealdedir:

""Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, Biz, onların yerine daha iyilerini getirmeye kadiriz ve kimse önümüze geçemez.""

11 Peygamber Efendimiz de (a.s.m.) birçok defa bir şey söyleyeceği zaman sözüne, ""Muhammed'in hayatı kudret elinde olan Allah'a yemin olsun ki,"" ""Kalpleri değiştiren Allah'a yemin ederim ki"" diyerek başlamıştır.
Hocam, ""Anam avradım olsun"" ""Oğlumun ölüsünü göreyim"" gibi sözler yemine girer mi?

Bunlarla birlikte yemin ederken bazı noktaları göz önünde bulundurmak gerekir. Yemin sadece Allah adına yapılır. Meselâ ""Vallahi, Billahi, Tallahi"" gibi. Veya ""Rahman'a yemin olsun, Rahim'e yemin olsun"" şeklinde. Ya da ""Kudret-i İlâhiyeye,"" ""İzzet-i İlâhiyeye yemin olsun"" gibi. Başkaları adına, meselâ Peygamberimize (a.s.m.) ve Kâbe'ye yemin edilmez.

Yine, ""Babamın başı için, çocuğumun başı için,"" ""Oğlumun ölüsünü göreyim"" şeklinde yaratılmış birinin başına veya hayatına yemin etmek de yemin sayılmaz. Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir hadislerinde bu gerçeği şöyle dile getirir:

""Babalarınıza, annelerinize ve putlara yemin etmeyiniz. Allah'tan başkasına yemin etmeyin, Allah'a da, ancak yemininizde doğru olduğunuz zaman yemin ediniz.""22 Ayrıca, ""Yemin ederim, şehadet ederim, Cenab-ı Hak ile ahdolsun, üzerime yemin olsun, üzerime ahdolsun"" gibi sözler de birer yemin sayılır.

Bu arada ""Şu yemeği yemek benim için haram olsun"" şeklinde helâli haram kılmak da yemin sayılır. Bir kimse, ""Şöyle yaparsam kâfir olayım,"" ""Yahudi veya Hıristiyan olayım,"" ""Allah'ın kulu, Peygamberin ümmeti olmayayım,"" ""Allah ruhumu imansız olarak alsın"" şeklinde yemin etse, bu kişinin niyetine bakılır. Şayet bunları bir yemin olsun diye ve iddiasına kuvvet vermek için söylüyorsa bu bir yemin olur.

Fakat bu sözü bununla kâfir olacağına inanarak söylemişse bu bir yemin olmaz. Bu sözler ağzından çıktığı için ayrıca tövbe ve istiğfar etmesi gerekir.

Bir kişi kalkar da, ""Şöyle yaparsam Cenab-ı Hakk'ın azabına uğrayayım veya lânetine uğrayayım,"" ""Hırsız ve zinâkâr olayım"" dese, bununla yemin etmiş sayılmaz. Fakat böyle sözler İslâm ahlakına aykırı sözlerdir. Bu tür sözlerden uzak durmak gerekir. Yine ""Mushaf hakkı için, Kur'ân hakkı için filân işi yapmam"" dediği halde o işi yapan kimseye keffâret lâzım gelmez.

 Bu şahsın tövbe ve istiğfar etmesi gerekir. Ancak bazı ulemaya göre Kur'ân-ı Kerim, Cenab- ı Hakk'ın kelâmı olduğundan böyle bir yemin geçerlidir. Diğer yandan bazı yörelerimizde karşı tarafı inandırmak için söylenen ""Anam avradım olsun"" şeklindeki sözler bir yemin sayılmadığı gibi, ahlak ve terbiye kurallarına da ters düşen laflardır.

1. Meâric Sûresi, 40.

2. Ebû Dâvud, Eyman ve'n-Nüzur: 5.

 

Mehmet Paksu " "

“Kendi yetimini veya başkasına ait bir yetimi himaye eden kimse ile Ben, cennette şöyle yan yana bulunacağız (Efendimiz (s.a.v.) işaret parmağı ile orta parmağını aralarını biraz aralayarak gösterdi).”
(Müslim, Zühd 42.)
" "

1.   Doğru ve hijyenik temizlik: Cildi fazla hırpalamadan düzenli olarak yıkayın. Cildi fazla kurutmamak için pH değeri derinin doğal pH'ına yakın (5.5 civarında) bir temizleyici kullanılmalı. Daha da derinlemesine bir temizlik isteniyorsa, her 3-4 günde bir, gözeneklerde biriken yağ ve tozu alan kil maskesi uygulanabilir.

2.   Beslenmeye dikkat: Çikolata ve şarküteri ürünleri sivilce yapar görüşü, çok yaygın fakat çürütülmüş bir iddia. Son araştırmalar, beslenmenin akne üzerinde doğrudan etkisi olmadığını gösterse de, üzerinde durulması gereken önemli bir nokta var: Meyve ve sebze açısından zengin, sağlıklı beslenme cildin en önemli dostu.

3.   İyi dinlenin: En iyi güzellik kürü uyku. Stresten uzak bir ortamda dinlenebilmek çok önemli. Özellikle gecede en az 7-8 saat uyumak şart. Uykunun hormonal aktiviteyi düzenlediği herkesçe biliniyor.

4.   Ellerinizi yüzünüzden çekin: Cilde zarar vermeksizin yok edilebilecek siyah noktalardan farklı olarak, kançıbanları asla sıkılmamalı. Aksi halde, iltihaplı enfeksiyon, ardında bir yara ve iz bırakarak yayılabilir.

5.   Uzmana görünün: Kış gelip de akneler belirmeden önce mutlaka dermatologunuzla görüşün. Çünkü, yaz aylarında kuruyup hassaslaşan cildiniz, tatil öncesinde uyguladığınız akne tedavisini tekrarlamanızdan zarar görebilir.

6.   Bitki çayları da işe yarıyor: Her gün organizmayı temizleme özelliği taşıyan bir bitki çayı içmek cildinize faydalı olacaktır. Özellikle ıhlamur ve rezene içeren çayların çok yararını görürsünüz.

KIZLAR İÇİN BAKIM

Pudra ve allıktan uzak durun: Cildi çabuk sivilcelenenler makyaj yapmaktan vazgeçmeli. Tabii biraz rimel ve bir parça ruja değil sözümüz. Herşeyden önce, hijyenik nedenlerle allık ve pudra kullanmaktan vazgeçmeli: Zaten aşırı salgılanan yağ ile dolmuş gözenekler, makyaj malzemeleri kullanılınca iyice tıkanıyor. Bunun yanında, estetik bir neden de var: Makyaj, kusurları gizlemek yerine çoğu kez daha da belirginleştiriyor.

Az yağlı bir fondöten seçin. Makyajsız yapamayanlar hafif bir fondöten kullanabilir. Ancak, yağlı ciltler için özel olarak geliştirilmiş, siyah nokta oluşumuna neden olmayan (gözeneklerde birikecek madde içermeyen) bir malzeme seçilmeli.

Akne ve aşırı kıllanma: Akne yanında aşırı kıllanmadan da şikayet eden genç kızlar, antiandrojen hormonlar içeren doğum kontrol haplarından faydalanabilir. Ancak bu hapların 16 yaşın altındakilerce alınması sakıncalı olacaktır.

ERKEKLER İÇİN BAKIM

Hijyene daha fazla özen: Ergenlik çağındaki erkekler, katıldıkları sportif faaliyetlerin yoğunluğu yüzünden, yaşıtları olan kızlardan daha fazla terlerler. Bu bakımdan, hijyene özel bir önem vermeleri şarttır. Terlemenin ardından yüzün mutlaka yıkanması ve akneye karşı dezenfektan uygulanması gerekli.

Erkeklere özel kozmetikler: Bazı ilaç firmaları, akne tedavisi ilaçlarında, kızlar ve erkekler için ayrı formüller uyguluyor. Genç kızlara uygun olan ilaçlar daha hafif. Erkeklerin kendileri için hazırlanmış formülleri kullanmaları daha iyi sonuç veriyor.

Sık sık tıraş olun: Sakal uzamaya başladığında, kıllar, akne iltihabının artmasına neden olabiliyor. Bu yüzden sık sık tıraş olmak gerekli.

Tıraş sonrası bakım: Kullandığınız after shave parfüm içermemeli. Akneli cilt, after shavelerin içerdiği alkole karşı oldukça duyarlı. Akne kremlerinde az miktarda bulunan alkol, cildin pul pul dökülmesine ve kurumaya neden olabilir. En iyisi alkolsüz tonikleri tercih etmek.

Akne artık sorun değil

Aknelerin ilginç bir öyküsü var. Genellikle ergenlik çağındaki erkek ve kızların yüzleri sivilcelerle doluyor. Özellikle de delikanlı adayları tam karşı cinse ilgi duymaya başladıkları dönemde yüzlerinde beliren sivilceler yüzünden sıkıntı çekiyorlar. Ergenlik çağı sivilcelerine o dönemde vücuttaki hormon dengelerinin değişmesi neden oluyor. Akneler, yetişkinlerin de de en büyük sorunlarından biri. Yüzde, boyunda, omuzlarda ve sırtta çıkan sivilcelerden kurtulmak elbette mümkün.

Aknelerin oluşmasında yağlı cilt ve bakteriler etkili. Bu nedenle, aknelerden yakınan bir kişinin öncelikle hayvansal yağlardan uzak durması gerek. Bu arada bağışıklık sistemini güçlendiren yiyeceklere ağırlık vermeli. Yağ ve şeker miktarı fazla olan hazır yiyecekler, akneleri çok iyi besler. Derinin doğal koruyucu yağı olarak bilinen sebumun üretimini azaltır. Çikolata, dondurma, sosis ve dondurulmuş hazır et yemekleri aknelerden yakınan kişiler için zararlı. Buna karşılık bol bol yeşil sebze ve narenciye türü meyveler yenmeli. E vitamini alabilmek için de sıvı yağlar kullanılmalı.

Hormon dengesi

Aknelerin hormon dengesizliğinin bir sonucu olduğunu belirtmiştik. Vücuttaki hormon dengesini düzene sokmak için her gün lahana yenmeli. Bu sebze ayrıca bakterileri öldüren sülfür içerdiği için de aknelere karşı güçlü bir savunma silahı sayılıyor. Mango, kiwi ve ananas gibi tropikal bölge meyveleri de çok yararlı. Tuz katılmamış sebze suları, çiğ meyve ve sebzeler ve salatalarla beslenilmeli. Akne ciddi bir sorun olursa mutlaka bir deri uzmanına baş vurulmalı. Ancak gerekli önlemler alınırsa, aknelerden doktor tedavisine gerek kalmadan kurtulmak mümkün.

Tedavi mümkün

Cilt uzmanları, aknelerin her zaman tedavi edilebileceği kanısındalar. Aknelere karşı kullanılan antibiyotikler yararlı oluyor. Ancak rasgele bir antibiyotik kullanmak yanlış. Cilt uzmanının önereceği antibiyotikler etkili olur. Ayrıca cilt uzmanları, hormon ve A vitamini alınmasını önerebilirler. Yiyeceklerin aknelerin kesin nedeni oldukları iddia edilemez. Ama çikolata yedikten sonra yüzde sivilceler çıkarsa, yiyeceklerin de akne nedenleri arasında sayılması gerektiği söylenebilir.

Sizi aynalara küstüren o minik sivilcelere savaş açın. Pahalı kozmetik ürünleriyle değil basit önlemlerle bu sorundan kurtulun. Doğru önlemleri alırsanız, o sivilcelerden eser kalmayacak.

 

Derleyen
 Mustafa Sezgin

" "Son yıllarda, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de kalp ve damar hastalıkları giderek artmaktadır. Kalp hastalıkları ölümcül olabilmesi nedeniyle toplum sağlığını tehdit eden en önemli hastalıklardandır. İleri yaşlarda olanların, “eskiden bu kadar kalp hastası bilinmezdi, şimdi neden çok görülüyor?” dediklerini çoğu kez şahit olmuşuzdur. Gerçektende çok değil bundan 30-40 yıl öncesinde de kalp hastalıkları ve bunlara bağlı ölümler vardı, ama günümüzdeki kadar fazla değildi ve sınırlı teknolojiyle insanların neden öldüğü tam olarak bilinemiyordu.   Genelde “aslında görünürde bir hastalığı yoktu ama vadesi geldiği için öldü” ibaresi sıkça söylenen bir sözdü. Acaba kalp hastalıkları neden bu kadar arttı? Bu sorunun cevabı insanlarımızın geçmişteki yaşantıları ile bugünkü yaşantıları arasındaki farklılıkta yatmaktadır. Son yıllarda ülkemizdeki teknolojik ve sosyo-kültürel alanlardaki değişimlere paralel olarak insanlarımızın yaşam şekillerinde değişiklikler olmuştur. Öncelikle beslenme alışkanlıkları kısmen de olsa değişmiştir. Geleneksel, Anodolu’ya özgü beslenme alışkanlıklarına batı toplumunun diyetsel özellikleri ilave olmuştur. Örneğin eski insanlarımız daha çok bedenen tarlada, bağ ve bahçede çalışırlarken genelde sabahları ve akşamüzeri yedikleri akşam yemeği ile günümüze göre daha az kalori almakta ve daha çok fiziksel güç harcamaktaydılar.    Vücutları aldıkları tamamen doğal besinleri, et veya yağ da olsa kolayca sindirebilmekteydi. Genelde bir yerden bir yere giderken yürüyerek gitmekte, ev işlerinde çalışırken daha çok hareket etmekteydiler. Günümüzde ise insanların öğün sayıları ve bir öğünde yedikleri yemek miktarı ve çeşitleri artmıştır. Yemeklerde ise katkı maddeleri içeren katı yağlar ile hormonlu ve doğal yapısı bozulmuş hazır gıdalar tüketilmektedir.   Çocuklarımız batı toplumunun diyeti olan hamburger, kola, cips ve şekerlemeler tarzında abur cubur diye adlandırabileceğimiz sağlıksız gıdalara reklamların da katkısıyla özendirilmektedir. Günümüz insanı işlerini daha çok makinelerle yapmakta, masa başında, televizyon veya bilgisayar karşısında daha çok vakit geçirmekte, bir yere giderken motorlu taşıtları kullanmaktadır. Bu durumlar ise insanları hareketsizleştirmekte, kilo almayı kolaylaştırmakta ve daha çok dengesiz beslenmeye yol açmaktadır. Sigara içimi de toplumumuzda hızla artmış ve kadınlar arasında da yaygınlaşmaya başlamıştır.   Eski insanların dünyadan beklentileri ile şimdiki nesillerin amaçları da çok farklılaşmıştır.   Bu durumda yeni nesiller daha çok başarılı olmak, daha çok kazanmak ve hayatlarını daha iyi devam ettirebilmek için çok daha fazla çalışmak zorundadırlar. Bu da çağımızın sorunu olan stres faktörünü yaratmaktadır. Tüm bu durumlar kalp ve damar hastalıklarının en sık nedeni olan damar sertliğine zemin hazırlamaktadır. Damar sertliğine neden olan en önemli faktör kan yağlarından biri olan kolesterol fazlalığıdır.   Kolesterol aynı zamanda vücudumuzun en önemli yapı taşlarındandır. Ancak kanda normalden fazla bulunursa damar duvarında birikmekte, eğer kişide ailesel yatkınlık, sigara kullanımı, tansiyon yüksekliği ve şeker hastalığı da varsa damarlarda daha hızlı zedelenme yapmakta ve zaman içinde damarları tıkamaktadır. Damar sertliği vücudun tüm damarlarını tutabilir.